25/9/2006 - ANADİLİMDE MEKTUP |
-Küfretme bana! Küfrettiğini anlamıyorum sanıyorsun değil mi? Anadilinin arkasına saklanıp durma, benim anlayacağım dilde konuş, ne söyleyeceksen açık açık söyle. Yok, buna cesaretin yok ise; sus! Şimdi odama çekileceğim, homurtularını duymak istemiyorum!!!
.....
Sevgili Ayşe,
Her zaman olduğu gibi, elime kağıdı kalemi alıp, sana yazarak rahatlamak istiyorum. Yine evde kavga çıktı. Tamam, biliyorum aynı şeyi söyleyeceksin; 'En kısa zamanda değiştir şu evi' diyeceksin. Yeni bir ev aramaya başladım, yakında bulurum belki. Ancak bu gerçekleşinceye dek, başını ağrıtmaya devam edeceğim. Biliyorsun değil mi, anadilimde konuştuğum ikinci kişisin. Birincisi günlüğüm, ikincisi ise sen. Ahh, tabii, annemlere ve birkaç arkadaşıma da arada mektuplar yazıyorum. Ancak, çok sıklıkla değil...
Ayşe...
Anadilimde konuşmayı özledim, çok özledim... Şu lanet olası lisan öyle göründüğü kadar kolay değilmiş.
Semira bu günlerde çok gergin. Aslında içimizde en zor durumda olan o. Biliyorsun Semira, bir İranlı... Birjand'dan... Gizlice buraya gelmiş. Bu ülkeyi sevmek ve burada yaşamayı öğrenmekten öte başka hiçbir şansı yok. Dönüş ihtimali hiç yok gibi, benimki gibi keyfe keder değil tercihleri...
Hoş, biliyor musun, bir kez bu adımı attıktan sonra dönmek; kaybetmek anlamına geliyor... Belki, bizleri de halen burada tutan; yenilgiyi kabul edemeyişimiz.
Yenildik mi?... Bu günlerde en çok bunu düşünüyorum. Sanırım ben yenilmek üzereyim.
Dönecek miyim?... Biraz daha deneyeceğim...
Geçen hafta evimize yeni biri daha geldi. Biliyorsun bu evde üç kişi yaşıyorduk. Ben, Semira ve Linda.... Üç değişik kültürden gelen, üç değişik anadile sahip, apayrı üç insan. Linda ise bir Afrikalı, Namibya - Gobabis'ten... Türkiye'nin Avrupa kıtası tarafından geldiğimi düşünürsek, üç değişik kıtadanız... Biliyorum, yeni bir ülkeye gelmiş, bu kadar yabancı insanın bir evde toplanması çok özel bir durum. Yeni gelen dördüncü üyemiz ise bir sağır dilsiz Japon. Yanlış duymadın, sağır dilsiz... Diyeceksin ki; 'bir bu eksikti'. Aslında iyi oldu. Bu eve beşinci lisan fazla gelirdi :) Gülme tamam...
Beşinci lisan... Bak, sayalım; bir; benim dilim olan Türkçe, iki; Semira'nın dili olan Farsça, üç; Linda'nın dili olan Namaca... Ve dışarıda konuşulan İngilizce. Hepsi ediyor; dört... Yani, yeni bir yabancı gelince lisan sayısı kaç olacaktı?... Beş... Şimdi ise bu sayı değişmedi. Sağır ve dilsiz birinin, zihnindeki anadili Japonca'yı işitemeyeceğimize göre... Yaa, tamam gülme :))
Her üçümüz de az buçuk bildiğimiz bu dördüncü lisanı, yani dışarıda konuşulan dili, yani İngilizce'yi öğrenmeye gayret ediyoruz. Sokakta bu dili yaşıyoruz, bu lisan ile konuşmaya çalışıyoruz. Tüm günün yorgunluğuyla eve gelip, başımızı dinlemeliyiz değil mi? Öyle olmuyor. Dört kafadan üç değişik ses çıkıyor. Karman çorman bir lisan türettik. Birbirimize her ne kadar 'Artık bu evde İngilizce konuşulacak!' diye sözler versek de, bakıyoruz ki, yeni yeni kelimeler kullanmış ve öğrenmişiz.
İngilizce'yi öğrenmekte güçlük çekiyorum. Şu beynimdeki gri cevherde bir problem var sanırım. Gri cevherim bir türlü yeterince kalınlaşmadı :)
Gri cevher de mi ne? Adamlar araştırmışlar; sol ön parietal korteksteki gri cevher, ikinci, üçüncü lisanlar öğrendikçe kalınlaşıyormuş. Hatta gri cevherin kalınlığına bakarak kişinin ikinci dile ne kadar hakim olabileceği anlaşılıyormuş. Yaaa :)) ... Benim gri cevherim ne kalınlıktadır bilinmez, ancak beynimin sulandığı kesin... Tüm lisanlardan değişik kelimeler kavak ağaçlarından dökülen, o pamuksu polenler gibi beynimde uçuşmakta. Hepsinin çökerek, doğru yerlerine ulaşmasını beklemeliyim. Ya da beklememeliyim. Tasııı tarağııı toplayıpppp......
Geçen mektubunda aşk hayatımı sormuşsun. Ne aşk hayatı be şeker. Önceden 'Aşkta lisanın ne önemi var? Tüm dünyanın değişik noktalarına fırlatılmış bizlerin tek ortak lisanı; Aşk'tır' diyen ben, anladım ki aşkın da lisanı oluyormuş. Yok öyle gözlerin birbirine değmesi, çakmak çakmak yanan ışıklar, yüreğe akan ılıklık, kalp çarpıntısı v.s. v.s. ...
Bunların lisanı olmaz di mi? Tabii ki olmaz... Ya üç gün sonrası, gel de adama anlat; 'Bak hayatım, benim beynimdeki şu gri cevher var ya, o bi türlü kalınlaşmıyor. Yani, sana şu anda zihnimden geçenleri, ayrıştırıp, çözümleyip, sonra homojen bir karışım haline getirip, önüne mis kokulu, tatlı mı tatlı bir limonata olarak sunamayacağım. Sana karşı hissettiklerimi yeterince ifade edemeyeceğim. Davranışlarımın tüm nedenlerini sana izah edemeyeceğim. Bunun için dilinizden daha kaç kelime öğrenmem gerektiğini bilmiyorum. O kelimeleri doğru birleştirmek için, daha kaç yıl sizlerin aranızda olmam gerektiğini de... Gel vazgeçelim, sen benim lisanımı öğrenmeye çalış, yok olmuyor ise, bitsin bu iş.' ... Yani anlayacağın, her ilişkinin üç gün sonra gazı kaçıyor. Dedim ya; doğru kelimeler, doğru yerlere yerleşmeyince olmuyor bu iş.
İşi dalgaya vurdum, biliyorum. Ciddi acılar çekiyorum oysa... Bazen bana bir psikologun yardım edip, edemeyeceğini sorgulamaya başladım. Türkçe haykırmak istiyorum... Ve anlaşılmak ve anlaşılmak ve anlaşılmak ve anlaşılmak...
Sevgili Ayşe, daha sonra yeniden yazacağım. Bizimkilerin sesleri yine yükselmeye başladı. Bir bakayım şunlara.
Sevgilerimle...
Not: Sana, aslında daha sık yazıyorum, ancak hepsini göndermiyorum... Bazen mektuplarımı sonradan okuyup, göndermeye değer bulmuyorum. Günlüğümün arasında duruyorlar. Belki bir gün hepsini, birlikte okuma şansımız olur. Bana bol şans.
.....
Sevgili Ayşe,
Yine sana geldim...
Bu sefer, çok mutlu geldim...
Haberler çok iyi. İlk iyi haber; havalarda uçuyorum, çünkü 'ana dilimde aşk' yaşıyorum. Hafta sonları gittiğim bir Türk derneğinde çok yakışıklı, genç bir adamla tanıştım. Her şey çok iyi gidiyor. İngilizce'si benimkinden daha iyi, öğrenmeme yardım da ediyor. Onu seviyom ('seviyom' deyince bana çok kızıyor 'Bir başka dili layıkıyla öğrenmek istiyorsan, önce anadilini iyi bilmelisin' diyor.) Uzun uzun anlatacağım onu sana, o ayrı bir mektup konusu.
İkinci iyi haber ise şu; evi değiştirmekten vazgeçtim. Yine aynı kızlarla yaşayacağım. Ortak bir karar aldık ve lisan problemimizi çözdük. Ne mi yapıyoruz? Sağır ve dilsiz arkadaşımızın işaret lisanını öğreniyoruz. Gürültüler kesildi, artık... Başımızı nasıl dinledik bilsen...
Haa, neden tüm dünya, yazım dili haricinde, işaret dilini ortak lisan haline getirmiyor ki?
Çok, çok sevgiler... Yeniden yazacağım....
Leyla AYYILDIZ
|
| • Yorum yaz! |
25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Parkanozturan / 04/02/2005 6.58.05
sevgili Leyla,
saat 06:51. yazını okudum. Sanıyorsun ki ben seni hiç bilmiyorum. Buraya yazdığın yazıların hepsini, bilim kurguya yazdıklarını, antolojiye yazdıklarını, yani nete ne yazdıysan hepsini biliyorum. Ama bütün yazdıklarının içinde en güzeli buydu gerçekten. Seni uzaktan uzağa izliyorum. Bu yazıyı sanırım altı kere ve yüksek sesle okudum. Okurken tek tek her cümlesini oynadım. Senden çok güzel bir "yazan" sonrasında da yazar olacak. Yer yer ve zaman zaman yazdıklarını sağıyorumda. Bu sağmak çok mesleksel bir deyiş. Sanırım senin artık gerçek anlamda yazma vaktin gelmiş. Senin, Rebaka'nın ve Ahmet Altan'nın bende çok ayrı bir yeri var. Çok yüreklendim bana yazdıklarınızdan. Bu sınırlı satırlardan güç alarak şimdi bir şey yapmak istiyorum. Buraya sığmayacak kadar detaylı bir şey yapmak istiyorum. Benimle bağlantıya geçer misin? Nasıl mı? Şöyle. parkanozturan@ gmail .com a bir mail atar mısın bana. Özellikle bu yazıdan dolayı seni çok çok çok ama çok kutluyorum. Senin şahsında üçünüzünde gözlerinden öpüyorum. Çok yaz emi. Hayatta neden bıkarsan bık, ama yazıdan sakın bıkma. Sağlık ve sevgiyle kal. Parkan
Mete Kaynaroğlu / 04/02/2005 9.00.48
Bugüne kadar rastlamadığım detaylar vardı yazınızda. Sayenizde bunlarla karşılaştım. İyi günler dilerim..))
Müfit Semih Baylan / 04/02/2005 9.24.37
Sevgili dost, Sevgili Leyla,
İyi bir gözlemin ve metin kurgusunun ardından ardından güzel bir yazı. Seni Yürekten kutluyorum. Farkında mısın bilmiyorum ama, bu yazında bir dramaturjik kurgu da var. Yani bu yazının üzerinde çalışılarak, çalışmaktaki amaç, kurguyu daha zenginleştirerek ve genişleterek, iyi bir oyun çıkarılabilir. Zaten yerli oyun yazarlığı konusunda ciddi bir sıkıntı var. Yazını yüksek sesle ve tonlayarak okudum. Evet iyi bir tek kişilik oyun metni olabilir bu yazı. Tabii bu sana bağlı... İstersen olur. Ama bence bunu bir denemelisin. Yazıdaki ana fikri bir yana bırakıyorum. Çünkü o fikir ayrı bir alanda yazının metinsel kurgusunun dışında zenginleştirilip öyle katılmalı içine.. Bence bunu bir düşünmelisin sevgili dostum. Yerli oyun yazarlığındaki sıkıntıyı bir nebze olsun giderebilirsin. (bizim edebi kurula öyle yerli oyunlar geliyor ki, okuyunca aklını oynatırsın ve çıplak vatandaş gibi sokağa atlarsın... buna emin ol!)
Etkilendim. Hem de çok... Yine Leyla Ayyıldız´a yakışan bir yazı olmuş. Bir önceki yorumdan öğrendiğime göre başka internet sitelerine de yazıyorsun... Yaz ama bence artık (bilmiyorum böyle bir girişimin var mı?) ciddi edebiyat dergilerine de yaz lütfen... Zaten bir kaç tane kaldı... Ciddi anlamda yazar sıkıntısı yaşıyorlar... Ama bence yaz sevgili dostum... Benim bu konuda yapabileceğim bir şey varsa, biliyorsun ben buradayım...
Birde edebi üslubun bir senfoninin introsu gibi... Hani allegro, andante vb. bölümler var ya öyle derler hani... işte öyle... Uzun soluklu bir intro gibi edebi bir üslubun var.
Şimdiye kadar okuduğum yazılarından çıkardığım bir sonuçta şu... Leyla Ayyıldız´ın kısacık bir yazısı dahi okunduğunda sanki üçyüz sayfalık bir roman okumuşsunuz hissini veriyor okura... Bu da yazarlıkta başka bir beceri olsa gerek...
Sevgili Leyla, Sevgili dostum, artık yazar olmanızın zamanı gelmiş gibi geliyor bana...
Ve buraya yazılacak(yazar tabii, bence yazması gerek, yazmamasının olamayacağını düşünüyorum, yazması gerek çünkü!) bir yorumu daha merakla bekliyeceğim. Bakalım ne yazacak buraya sevgili doktorum, Seda hanım... O da benim için önemli... (bakalım yine o birbirinize tatlı sataşmalarınız olacak mı? Bayılıyorum bu sataşmalarınıza, bu zamanından önce ekşimiş adamı ekşidiğine pişman ediyorsunuz!)
Sevgili dostum, yeni bir yazını daha heyecanla bekleyeceğim... sevgiler selamlar Müfit Semih Baylan
Dünya Üzerindeki Diller / 04/02/2005 9.30.25
Dünya üzerinde sözlü olarak kullanılan yaklaşık 6800 lisanın 2200 adedinin yazılı şekilleri varmış. Bunlardan sadece 100 tanesinde ‘Seni seviyorum’ un karşılığı ise şöyleymiş:
Türkçe - Seni seviyorum / English - I love you / Afrikaans - Ek het jou lief / Albanian - Te dua / Arabic - Ana behibak (to male) / Arabic - Ana behibek (to female)
Armenian - Yes kez sirumen / Bambara - M'bi fe
Bangla - Aamee tuma ke bhalo aashi / Belarusian - Ya tabe kahayu
Bisaya - Nahigugma ako kanimo / Bulgarian - Obicham te
Cambodian - Soro lahn nhee ah / Cantonese Chinese - Ngo oiy ney a
Catalan - T'estimo / Cheyenne - Ne mohotatse / Chichewa – Ndimakukonda / Corsican - Ti tengu caru (to male) / Creol - Mi aime jou / Croatian - Volim te /Czech - Miluji te / Danish - Jeg Elsker Dig / Dutch - Ik hou van jou/ Esperanto - Mi amas vin / Estonian - Ma armastan sind / Ethiopian - Afgreki' / Faroese - Eg elski teg / Farsi - Doset daram / Filipino - Mahal kita / Finnish - Mina rakastan sinua / French - Je t'aime, Je t'adore / Gaelic - Ta gra agam ort / Georgian – Mikvarhar / German - Ich liebe dich / Greek - S'agapo
Gujarati - Hoo thunay prem karoo choo / Hiligaynon - Palangga ko ikaw / Hawaiian - Aloha wau ia oi / Hebrew - Ani ohev otah (to female) / Hebrew - Ani ohev et otha (to male) / Hiligaynon - Guina higugma ko ikaw / Hindi - Hum Tumhe Pyar Karte hae / Hmong - Kuv hlub koj / Hopi - Nu' umi unangwa'ta / Hungarian - Szeretlek
Icelandic - Eg elska tig / Ilonggo - Palangga ko ikaw / Indonesian - Saya cinta padamu / Inuit – Negligevapse / Irish - Taim i' ngra leat
Italian - Ti amo / Japanese – Aishiteru / Kannada - Naanu ninna preetisuttene / Kapampangan - Kaluguran daka / Kiswahili – Nakupenda / Konkani - Tu magel moga cho / Korean - Sarang Heyo
Latin - Te amo / Latvian - Es tevi miilu / Lebanese - Bahibak
Lithuanian - Tave myliu / Malay - Saya cintakan mu / Aku cinta padamu / Malayalam - Njan Ninne Premikunnu / Mandarin Chinese - Wo ai ni / Marathi - Me tula prem karto / Mohawk – Kanbhik / Moroccan - Ana moajaba bik / Nahuatl - Ni mits neki / Navaho - Ayor anosh'ni / Norwegian - Jeg Elsker Deg / Pandacan - Syota na kita!!
Pangasinan - Inaru Taka / Papiamento - Mi ta stimabo / Persian - Doo-set daaram / Pig Latin - Iay ovlay ouyay / Polish - Kocham Ciebie / Portuguese - Eu te amo / Romanian - Te ubesk / Russian - Ya tebya liubliu / Scot Gaelic - Tha gradh agam ort / Serbian - Volim te / Setswana - Ke a go rata / Sign Language - ,\,,/ (represents position of fingers when signing'I Love You') / Sindhi - Maa tokhe pyar kendo ahyan / Sioux – Techihhila / Slovak - Lu`bim ta / Slovenian - Ljubim te / Spanish - Te quiero / Te amo / Swahili - Ninapenda wewe / Swedish - Jag alskar dig / Swiss-German - Ich lieb Di / Tagalog - Mahal kita / Taiwanese - Wa ga ei li / Tahitian - Ua Here Vau Ia Oe / Tamil - Nan unnai kathalikaraen / Telugu - Nenu ninnu premistunnanu / Thai - Chan rak khun (to male) / Thai - Phom rak khun (to female) / Ukrainian - Ya tebe kahayu / Urdu - mai aap say pyaar karta hoo / Vietnamese - Anh ye^u em (to female) / Vietnamese - Em ye^u anh (to male) / Welsh - 'Rwy'n dy garu / Yiddish - Ikh hob dikh / Yoruba - Mo ni fe
Ayşe / 04/02/2005 9.38.37
Bugün sanki dergini ilk baskısını elime almış gibi hissettim kendimi, yazıların hepsi öyle güzel, öyle dolu. Kararsız kaldım hangi yazı en güzeli diye. Döndüm dolaştım bu yazıda karar kıldım. Herkese benden 10 fincan, ama Leyla Hanım'a 11:) Ellerinize sağlık.
Sevgiler, saygılar
Ayşe Kadıoğlu
Aram / 04/02/2005 10.06.11
sevgili leyla ,
yazınızı okudum. yapılan yorumlara da katlandım açıkçası. yorumlarda çok abartı var. onu geçelim. aslında ayşe diye biri yok. linda da yok. semira da yok. ingilizce de yok. hepsi sensin. yanlışmı anladım. kendi kendini anlayamamanın problemini yansıtmışsın. bu açıdan yaklaşıldıgında , seni anlayan bir yanın var. ama seni anlamayan bir çok yanında var. bunları guzel bir şekilde vurgulamışsın. bu yonuyle ele aldığımızda aslında bu hepimiziz.
saygılarımla
aram
Müfit Semih Baylan / 04/02/2005 10.41.48
neden ürkütüyor ki, ben doğruyu yazdım.
Benim burada, 14 yıl kadar önce yeni yeni yazmaya başlayan bir yazar arkadaşım (adını burada açıklamak istemiyorum) vardı. Halen de görüşüyoruz. O zamanlar kendisiyle sık sık buluşur yazı yazabilme üzerine konuşur, çalışmalar yapardık. Benim Seninle Sensiz adlı mensur şiir kitabım henüz çıkmıştı. Ondan örnekler verirdim kendisine... Sonra zaman geçti edebiyat dünyasında Karadeniz´in öykücü kızı oldu. Bayağı mesafe katetti. Dergilerde öyküleri yayımlandı, kitapları çıktı. Bu arkadaşımın bu seviyeye gelmesinde emeğim vardı kuşkusuz. (Sonra günün birinde Edip Akbayram bir şiirini besteleyip repertuarına alıp albümüne koyunca ve bu işten para da kazanınca, bu arkadaşım ne yazik ki kendini kaybetti. Şimdi sadece kendine hayran...) Bundan çok mutluyum Türk edebiyatına böyle bir kalem kazandırdığım için...
Yazıların için yaptığım yorum da bu çerçevede düşünülmelidir. Sayın Özbatur´un size yön vermesini, destek vermesini ise saygıyla karşılıyorum. Bundan daha güzel ne olabilir ki!
Son bir şey daha, yazmadan geçemeyeceğim çünkü, kişi kabalığını açıkça sergilememelidir. Senin yazılarına yaptığımız yorum neden abartı olsun ki, unutulmamalıdır ki, herşey incelikten, insanlar kalınlıktan kırılır.
Sevgili doktoruma, Sevgili Seda´ya yapacağını yaptın yine,
Selam ve sevgiler...
Gültekin / 04/02/2005 12.05.58
Yazı ve yorumlar gayet güzel ve birbirini tamamlamış. (birisi hariç) Burada kimsenin pofpoflanmaya ihtiyacı yok. En azından profesyönel değiliz ve çıkar kaygımız yok. Verilen bir emek var ortada. Cidden hatalı ve onur zedeleyici bir yazı değilse yazılan durup dururken şevk kırmanın ve moral bozmanın ne anlamı vardır anlamam doğrusu. Sevgili Leyla ellerine sağlık. burada herkes birbirini biliyor gülelim geçelim...
Ak / 04/02/2005 12.19.49
Mükemmel ;)
Mülteci / 04/02/2005 12.27.24
(vestana1)hahaha..bi tek vestancayı yazmamışın,yakaladım eksiğini yıldız arkadaşım!!..senin -belki-kurgusal olan bu yazına kıvam gözüyle bakınca bayıldım bittim..nasıl mı??..tabii ki ruh eşini görmüş-anamdolu türkçeyle-it gibi.!!.ben darülfunundayken,lena,darıus,andrew ve mısırlı abdussametle beş köşeli bir vestandım aylar boyu..lenayı öptüğümde daha yeni bileğime parlayan usturayı dişimle kanatmıştım..yok onlardan bana tek ne kaldı bilirmisin,yok,zaten etimolojik bir deliydim onlardan önce de,kalan şu:yeryüzü hep tekti çok renk"insan yek katre i hun est,hezar endişe.." bir de ben konuşunca darıusun kinayesi" sultan ı şerefyab ı kelam ger dilra midune.." işte sizin ki o cınsten..ben de size diyorum yay elska day(okunuşu:danca)a ek olarak ;bı ferma peşra sultan,tu yi sultan ı kelam diger nist!!!..hiç şansınız yok yazmamak gibi..bu tadı dimağımıza sunduktan sonra!!..hiçç!!..it gibi bekliyorum!!!
Ters Köşe / 04/02/2005 13.02.35
leylacım çok önemli bir konuyu çok mükemmel dile getirmişsin.. anadil... insanın anadili ile konuşması, ve sevmesi gibi bir haz daha var mı? ve anadilinden okumak... işaret dili konusunda sana sonuna kadar katılıyorum.. kelimeler maksadını aşmaya temayüllü oysa işaretler ne ise o.. çok güzeldi.. bu arada yorumlarını okuyunca aklıma tam iki kez 'artık yazmıyacağım dediğin geceler geldi'... sevindim..
Pastoral / 04/02/2005 13.22.08
SEvgili dostum,
sen yüreklerimizi, uslarımızı boyamaya hep devam et, seni seviyoruz...
Bilgeninelkitabi / 04/02/2005 13.33.44
SevgiLi L.AyyıLdız...
iki tane mükemmel mektup yazmışsınız ayşe'nin nezdinde bizlere...
yazınızın içerisi, dışarısı filan mükemmel..
okurken aklıma ilk ne düştü biliyormusunuz ?
''Adem'' baba..
''Adem'' baba hangi dili konuşuyordu da Havva'yı şeytanın elinden aldı da aşkına sahip çıktı...
ve işaret diLinin yüceliğini görebiliyormusunuz... miLyarlarca insan sadece şu anda var... geçmiştekileri yada gelecektekileri aklım havsalım almıyor bile....
yani bizim Japon'un dili evrendeki en bildik dil işte...
ilk insandan beri, hala en geçerli diL...
vestana kem küm etmiş ama )) yorumlarda da tam yüz tane sevgi dilini yazmışsınız ... en sonda yazdığınızıda işaret diLi olarak alıyor ve emeğiniz için teşekkür ediyorum...
selamlarım ....
Nuri Merzi / 04/02/2005 14.05.31
Bu hikaye hayal gücü değil, buluş ve tasarımın başarısıdır. Çok güzel.
Bonjuree / 04/02/2005 15.16.22
leyla hanım......
.....
...
aa,şey pardon,dalmışım :)))
leyla hanım;ben sizin dilinizi öğrenmeye çalıştıkça gri cevherim kalınlaşıyor :)) akıbeti hakkında tek bir cümle bilgim yok.gri cevherimin kalınlaşması sadece sizin dilinizi öğrenmemle,anlamamla kalacaksa tamam;ama hayır,eğer bu kalınlaşma başta dilinizi anlayamamama ve kendime izah edemememe neden olacaksa (ne deri ki şimdi burada :)) kesin olumsuz yazmak gerekli :))
naapsak ::)) ? )
ben ona da tamam diyorum...
cem özbatur'la ilgili belirttiğiniz fikirde sizinle hemfikirim..bir adım öne çıktığınız ve en azından benim bir adım öne çıkmama destek verdiğiniz için teşekkür ediyorum..
elinize sağlık.
saygıyla
Aziz Silahtar / 04/02/2005 15.34.23
merhabalar leyla?oralarda hava nasıl diye sormayacağım bu klişeleşmiş kalıplardan sıyrıldığını biliyorum.:)))havalar nekadar da olsa ruh halimizi değiştirsede yüreğimizde bulutların arasından doğan güneş her zaman bizi aydınlatır ve ısıtır doğa kanunlarına inatla.ve bu güneşin ışınlarını o kadar yansıtmışsın ki o ışıncıklar yazını okurken beni bile ısıttı bu yağmurlu ve kapalı havada.yazım hattalarım olabilir affeyle hızlı yazıyorum bunu saygısızlık diye düşünmeni istemem.bugün çok yoğunum.mektubun da çok hoş binlerce lisanda sevginin yazılımı ayrı olsada din,dil,ırk farketmeksizin dünyanın her yerinde ve her kalbinde her dem aynı duyguyu hissetirir.iliklerine kadar aşkı hisset çünkü ruhunu gençleştirir ve tabi gri cevherini de...
esenlikler ve saygılar...
Kaya / 04/02/2005 21.07.15
Eline sağlık La.. Beğeniyle okudum yine.. Sevgilerr..
Kutay / 04/02/2005 21.12.25
sevgili leyla TÜRKÇE yazmaya devam et lütfen...
N.N.
Metin Öz / 05/02/2005 12.55.25
Günaydın….O kadar hızlı koşuyorsun ki sana yetişemiyorum, onun için bir dostumun koştuğu yolu hedefini sessizce ve taktir ile geriden izlemek istedim……..sanki çok güzel bir tabloya bakar gibi başını ve sonu görebildiğin veya hayal edebildiğin ama içine giremediğin sessizce seyrettiğin bazen uzaktan bazen çok yakın baktığın veya gözlerini kapatıp içinde yaşadığını ve bir parçası olduğunu hayal ettiğin bir tablo…………evet sevgili Leyla seni yanlış anlamadım ancak bu sitede senin yaptıklarını ve yapacaklarını görmek ve daha ileriye gitmeni desteklemek için bulunuyorum……senin ve sitede yazı yazan diğer arkadaşların kadar kendimin edebiyat bilgisi olarak yeterli görmediğimden bu siteni n bir paçası olamıyorum onun için yorumlarımda daha çok seni destekler cümleler bulunmaktadır….. bu cümlelerimi yalnız sana iltifat olsun diye de yazmıyorum , sana güvendiğim ve taktır ettiğim için yazıyorum ben hayatta yapılan her güzel şeyin sözlü veya yazılı taktır edilmesi ve güzel şeyleri oluşturanlarında desteklenmesi içinde övülmeleri gerektiğine inanırım (laf aramızda ama bende her iyi yaptığım iş için övgü beklerim)……………….Her zaman sevgi ile kal
Anmar / 05/02/2005 14.13.46
sevgılı leyla hanım...
bu sıteyı brı arkadasımın tavsıyesı uzerıne sızı ıs e tamamen brı tesaduf sonucu 29 harf yazınızla tandıım ılk kez. ve sımdı elden geldıgınce takıp etmeye calısıcam.
ban agore bu yazınızla kendı ana dılını unutupta basta belkı tıcarı kaygılarla reklam ve afıs ve tabela v.b sekıllerde kelıme dagarcıgımız kırleten bır cok ınsna en guzel cevabı sız vermıs oldunuz tesekkur ederım.
selam ve saygıalrımla....
not: klavyemdekı brı arızadan dolayı dogru yazmama ragmen harfler yanlıs cıkıyro elımde oladna herkesden ozur dılıyroum.
anmar.........
Nadya Alpkonlar / 06/02/2005 6.04.14
Sevgili Leyla, mi amas vin !
Sen her zaman yazmak arzusu ve cesareti gösteren herkese moral verici yorumlarınla (bana da tabii ki...) sevilmeye değer bir arkadaşsın. Teşekkürler ve sevgiler.
Teyzuş / 06/02/2005 14.36.18
Leyla'cım; kişinin ruhunda 'yazma aşkı' var ise, yazmaya devam eder elbet; ama, KM'na gondermez belki!.. Bu da o kişinin "gelip geçici bir hevese kapılmış" biri olduğuna karar vermek için yeterli bir gösterge olmasa diyorum, ben... Ne kadar emin olabiliriz ki, yazılarını buraya göndermeyenlerin, artık yazmaz da olduklarından?.. Üstelik, KM'na yazılarını göndermekten vazgeçenlerin, illa da bu siteye küsmüş olması da gerekmiyor kanımca... vardır kendilerince başka nedenleri... Sen başkalarını boşver; birilerinin sözlerine alınıp, kırılıp da bizleri kendi yazılarından sakın mahrum bırakma bir daha... benden de sana çok sevgiler, Ferda...
Barut / 06/02/2005 22.02.02
Yazmak için emek veriyorsun, bizlerde okuyoruz. Emegin için teşekkürler, sevgiler..
Emirsultan / 08/02/2005 14.30.35
Verdigin emege degmis harika bir yazi kesintisiz okudum... basarilarin devamini ve yazilarinin devamini bekliyorum.... sevgilerimle... iskenderiyede bulusmak uzere measelame ya ayyuni
Sarana / 09/02/2005 22.17.30
Leyyylllaaaaa birrr özgecannndııırrrr kkkaaarrraaa gööözzzlllüüüü ceeeyyylllaaannnndıııırrrrrrr......
Sevgili adı sevda kadın..sedayada bahsettiğim gibi azcık yoktum buralarda şimdi yazabiliyorum :((( çok şey kaçırmışımmm çooookkkkkkk
SEVGİ ÇİÇEKLERİMLE CÜMLEYE.....
Melekler Yüreğinizden Öpsün.....
Sabiha Rana
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
•
|