Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - ANNEM ve ESKİDEN

Doğanın her penceresinden öbek öbek bahar dalları fışkırmış, ağaçlarlar çiçeğe durmuş.

Yaşam, yeni çırpınışlara gebe.

 

O da öyle...

 

Ancak, hamile olduğunu fark ettiğinde baharın coşkusunu duyamıyor. Bu bebeğe hazır değil. İki ufak bebeği var zaten; birisi iki yaşında, diğeri daha bir yaşında. Bu yeni bebek de nereden çıktı şimdi? Nasıl bakacaklar?

 

Zaten, öyle öyle uzak diyardalar ki, memleketleri uzak, bildikleri uzak, akrabaları uzak, arkadaşları uzak. Her şey öyle uzak ki. Van, Kasrik’teler. Devlet memuru eşi ve iki çocuğu ile yaşam mücadelesi veriyorlar.

 

Üçüncü çocuk... Yok, buna hiç hazır değiller. Bir an önce, fazla vakit kaybetmeden bu bebeği aldırtmalılar.

 

Karı koca karar verip, şehrin yolunu tutuyorlar. Bölgenin tek kadın doğum doktorunun kapısını çalıyorlar; ‘Alın bu çocuğu, bakacak gücümüz yok, biz bu bebeğe hazır değiliz’ diyorlar. Doktorun verdiği yanıt ilginç, çok çok ilginç:

 

‘Daha bir hafta önce, kendi karımı kendi ellerimle kürtaj ederken, ölmesine sebep oldum. Altı çocuğumun annesi kürtaj esnasında yaşamını yitirdi, çocuklarım öksüz kaldı. Yemin ettim ki; artık kürtaj yapmayacağım.’ diyor.

 

İnanılır gibi değil, ne yapacaklar? En yakın hastane ve doktor Diyarbakır’da, oraya nasıl gidecekler?

 

Çaresiz boyunlarını büküyorlar. Razı geliyorlar kaderlerine. Bir iki düşürmeyi denemiyor değiller. İp atlanıyor, sırt çiğnettiriliyor. Yok, düşmeyecek bu bebek, yaşama daha şimdiden öyle sıkı tutunmuş ki, illa ki doğacak. O kadar istiyorsa doğsun madem.

Ve sapsarı saçlı bir bebek dünyaya geliyor.

 

İnadına...

 

İnadına doğuyor, inadına yaşıyor.

 

İsmini ‘Süheyla’ koyuyorlar önce, bir iki sesleniyorlar, bakıyorlar ki bu ismin telaffuzu zor, ‘Leyla’ olarak değiştiriyorlar.

 

İşte, o inatçı bebek benim.

 

1969 yılının 15 Ocak gününde, karlar altındaki soğuk bir kış gecesinde dünyaya gelmişim. Ortası perde ile ayrılmış tek göz odada annemin çığlıklarını işiten, benden üç yaş büyük olan ablam, perdeyi gizlice aralayıp, doğumumu izlemiş. Abim ise o zaman daha bir buçuk yaşındaymış.

 

Üç kardeşten öte, üç arkadaş olarak büyüdük. Benden çok sonraları bir kız kardeşim daha oldu, benim doğumumda yaşanan tecrübelerden olsa gerek, onun doğmasını hepimiz istedik. Evimizin küçük maskotu olup, büyüdü.

 

‘Doğduğun andan itibaren, kendini sevdirdin’ der annem, ‘Öyle usluydun, öyle temizdin ki, seni büyütürken hiç zorluk çekmedim.’

 

 

.....

 

Annem...

 

Doğduğum andan itibaren öyle yanımdasın ki...

 

Aile gibi bir ailenin içinde büyüdüm. Duygusal ama otoriter bir baba, birbirlerine destek çocuklar ve özverili bir anneden oluşan gerçek bir ailenin ferdi oldum.

 

Özverili anne... Hem de ne özveri. Yemeyip yediren, giymeyip giydiren annelerden.

Babam devlet memuru olduğu için, o dönemler ikide bir tayini çıkıyor, şehir şehir geziyorduk. İki yıl orada, üç yıl burada sürekli ev taşıyorduk. Her gittiğimiz yere yeni bir düzen kuruluyordu. Biz, eşyalarımız hep aynıydık. Değişen hep; çevremiz, arkadaşlarımız, dostlarımız oluyordu. Bundan mıdır, bilmiyorum, daha bir sıkı bağlıydık birbirimize.

Hani yuvayı dişi kuş yaparlar derler ya. Annem de hep öyleydi. Her evimiz çiçek gibi olurdu, her yuvamız cennet gibiydi. Geçmiş günleri anımsayıp, evimizi düşündüğümde hep tertemiz bir ışıltı hissederim. Yoğurt dök yala cinsinden pırıl pırıldı yuvamız.

 

Bizim de televizyonumuzun üzerinde elişi dantel örtüler vardı. Regilatörümüzün üzerine de aynı örtünün takımı serilirdi. Üzerinde zıpladığımızda içlerinden samanlar dökülen yeşil koltuklarımız vardı sonra.

 

Ve onların üzerinde rengarenk iplerle, gül motifleriyle örülmüş kırlentler vardı. Kırmızı, pembe, sarı, beyaz güller, yeşil koltukların üzerinden fışkırırdı. Hepsi annemin göz nuruydu. Evimizin her yerinde onun çiçekleri açardı. Bir de, eve gelen misafir hanımların dizlerini örtmesi için diz örtülerimiz olurdu. Yine annemin ördüğü, yine çiçek desenli. O zamanlar pek bir garip gelirdi bize bu örtüler. Ve el örgüsü daire şeklinde paspaslarımız olurdu. Zevkli kadındı annem, en pastel renklerden örerdi bu paspasları.

 

İki çiğdem bir çekirdek okula giderdik. Ütüsüz önlüğüm hiç olmadı, kolalanmamış yakam da. Yemeklerden sonra ellerimizi havaya kaldırıp, lavabo önünde sıraya girerdik. Tüm masum duygularımız gibi, her şey tertemizdi, her şey pırıl pırıldı.

 

Komşuya gönderilirdik arada, ‘Bir maniniz yoksa, annemler size gelmek istiyor’ derdik. O komşuların hiçbir zaman manisi olmadı. Onlar sohbet ederken, çocuklarıyla oynardık. Bir kez küfür ettim de, o acı biberi ağzıma sürdün ya anne. Ne iyi etmişsin. Arada seni çok kızdırırdık, gırgırın sapıyla kovalar gibi yapardın bizi. Ama bir kez bize vurduğunu anımsamıyorum. Dört çocukla nasıl baş edebildin annem.

 

Ankara’daydık babamın hem üniversite okuyup, hem çalıştığı zamanlardı. Okula onu da gönderirdin, bizi de. Sahi, sen kaç çocuk büyüttün annem. Akşamları babamın getireceği Melek Sakızlarını bizler heyecanla beklerken, o kavrulmuş soğan kokusu, o ev gibi ev kokusu nasıl unutulur annem. Bilir misin, ‘Ömründe yediğin en güzel yemek ney?’ diye sorsalar, aklıma gelen tek yemek; taze fasulye oluyor. Hani bir Pazar günü çok acıkmıştık da, sen taze fasulye pişirmiştin, ‘Az bekleyin, yanına pilav da yapacağım’ demiştin. Bekleyememiştik. Ekmeklerin arasına taze fasulye koyup, sandviç hazırlamıştın bize. Bilir misin annem, ömrümde hiçbir yediğim yemek öyle tatlı gelmedi. Hiçbir yiyecek onun yerini tutmadı.

 

Ya, sonra Niğde’ye gidişimiz. Giderken eşya kamyonuna çiçeklerinin sığmaması, tüm çiçekleri komşulara bırakırken döktüğün göz yaşları nasıl unutulur annem.

 

Ya bana diktiğin çiçekli elbise. Hani, kolsuz, kiloş etekli elbise... Hani mavili beyazlı iri çiçekli olan. Hani dönerken eteklerinde dünyayı döndürdüğüm o elbise. Bir daha hiç öyle güzel elbisem olmadı annem, hiçbir elbisem öyle yakışmadı. Bir de abimin sünnetinde hepimize takım ördüğün turuncu kazaklar. Bir daha hiçbir kazağım öyle ısıtmadı.

 

Ya sonra otuz yaşında Edirne’de, dört çocuğunun eğitimi için çalışmaya başlamana ne demeli. Her öğlen iş yerinden yarım saat yürüyüp, eve gelip, bize öğlen yemeği yedirip, okula hazırlamana...

 

Sahi annecim, o gücü nereden bulurdun? Bazen yorulduğumda, işler, yükler ağır geldiğinde, hayata söylendiğimde, o günler aklıma gelir, seni düşünürüm. Pazar günü olurdu da; önce dört çocuğunu teker teker yıkar, sonra alüminyum kocaman bir leğende çamaşırlarımızı, çarşaflarımızı elinde yıkardın. Onlar kururken bir yandan kısır yapardın, oturur bir güzel yerdik. Sonra tüm yorganları elinde kaplar, kenarlarını yorgan iğnesiyle dikerdin. Bir de ütülerimizi bitirirdin.

 

 

 

Ya eşek kadar kız olduğumda, mimarlık okurken, proje teslimi zamanları, uykusuz gecelerimizde, sadece bana değil, eve getirdiğim tüm arkadaşlarıma hizmetine ne demeli. Meyveleri soyup ağzımıza verişine. Projelerimizi yetiştiremeyeceğiz diye, eline 0,1’lik rapido kalemi alıp, çimleri noktalamana ne demeli.

 

En basit bir dersten dahi olsa, her sınav gününün sabahı, kapıdan sağ ayağımı atmamı isteyip, sırtıma dokunarak dua edişine... İyi mi, hala bütün eşiklerden geçerken sağ ayağımı atıyorum. Sol ayağımı yanlışlıkla atarsam, çaktırmadan geri dönüp, sağ ayağımı yeniden atıyorum.

 

Ya bizlere ördüğün çeyizler. Üç kızına da, ikişer tane dantel masa örtüsü örülür mü be annem. Yatak odası takımları, kanaviçeler. Göz mü dayanır onca şeye.

Ya attığın her ilmeğinde, ördüğün her zincirinde bizler için ettiğin dualara.

 

Sonrasında bana üzülüşün. İki yılda on yaş birden yaşlanışın. Hangisinin hakkı ödenir.

Hala yokluğunda elim kolum bağlanır. Hala her derdimde, koynundur yerim.

 

Sırdaşım, yoldaşım, anam! Hangi yazı anlatabilir ki seni, çekileyim huzurlardan ve sadece dua edeyim;

Allah sizleri başımızdan eksik etmesin diye.

 

Bir de şu fotoğraflar annecim, o Kumrucuk önce küçük ağaç dalları taşıyıp, pencere önüne yuva yaptı, günlerdir de özenle yumurtalarını büyütüyor. Yumurtalarının başından çok nadir ayrılıyor. Başka bir Kumru da ona dal taşımaya başladı, sanırım çocuklarının babası. Sana ve tüm annelere armağanım olsun, olur mu?

 

 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-10-16 11:18:01 - Annem ve eskiden

Yazan Meral Erdem
Leyla hanım merhaba, sizinle FK'dan tanışıyoruz, biraz sayfanızı inceledim, annem ve eskiden, sıcak sımsıcak anlatımınızla çok güzel,'' hapsedilmiş kelimeler''
şiirinizide çok beğendim,sanatçı yapınız her alana yansımış anlaşılan, kutluyorum, selam ve sevgiler...
Bağlantı

2006-09-25 18:20:59 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
Rebeka Behar / 06/05/2005 4.58.53

sahici olanla olmayan nasil da kolay ayirdediliyor. "yazma" telasli yazilarinda hep bir seyler eksik gibi. ya da fazla. artik herneyse, bir seyler sallaniyor yani. bu yazi ise sahici, oyle oldugu icin de tastamam, dort dortluk, samimi. cok severek okudum.

annene de hurmetler.




Filiz / 06/05/2005 5.27.19

Hani gecenlerde Rebeka'yla hem fikir olup yazdigin en iyi yazi bu olmus dedigim bir yazin vardi. Vazgectim bu yazin benim bir numaram. Benim cocuklugumla ne kadar benziyor. Ordana oraya gocmeler ve annelerimizin halleri. Benim annemi ve hislerimi anlattiginda midir bilemiyorum. Bu yazi basimin taci oldu. Su an salya sumuk , yaslarim taskin bir dere. Neden mi? Bunu da biliyorsun. Yazmak bile agir geliyor artik hayatta olmayan annecigimi ve onun olumunden 1 sene sonra da aramizdan ayrilan babacigimi. En sevdigim insani ardarda kaybettim ben. Leyla beni mahvettin. Oyle guzel yazmissin ki ne olur bir daha yazma anneleri demek istiyorum ama bu digerlerine karsi bencillik olur. Beni hos gorsunler hepsi. Su anki duygusalligima versinler. Seni opuyorum ve sevgilerimi gonderiyorum. Anneciginin elini bir de benim anne hasretiyle dolu yuregimle, benim icin op ne olur.




Halil Taşkın / 06/05/2005 7.56.23

Merhaba Ebesi Gümüşün Kızının Kızı,Öncelikle de tüm annelere en derin saygı ve sevgilerimi ifade etmek isterim. Yazının ilk satırlarını okurken o bebeği tahmin etmeye başlamıştım. İsim olmasa soracaktım. Günün gerektirmelerine göre genellikle her türlü fedakarlığı gösterme annelere düştüğüne tarih hep şahit olmuştur, olmaktadır. Bir çocuğun ilk öğretmeni, eğitmeni annedir. Bunun için kız çocuklarının eğitim almaları çok önemlidir. Eğitimden kasıt illaki bir diploma değildir. Örnekte olduğu gibi. Fotoğraflarda olduğu gibi. Evlatları için kendini adamak, her annenin yegane duygusu. Bazen, kendilerine hayatlar adanmış olanlar bunun ne anlama geldiğini, ancak kendileri de hayat adama aşamasında fark etmektedir, bunu daha erken anlamak hayatı daha bir farklı kılar sanırım. Sevginin açık ifadesi olan tüm annelere en derin saygı ve sevgilerimi ifade ederken, hayatta olmayanlara da rahmet dilerim. Sevgilerle.




Nadya Alpkonlar / 06/05/2005 8.36.52



Leyla'cığım, "yorum penceresinden" girdim, sana yazmak istiyorum ama, öyle derinden sarsıldım ki düşüncelerimi, kelimeleri toparlayamıyorum.

Sabah sabah beni ağlattın!
Yazının güzelliği bir yana, bana hata ettiğimi kafama "dank" diye vurdun. Nedenini yazmadan edemiyeceğim.

Geçen gün, anılarım beni yokladığında, bir yazı yazıp Cem'e yolladım. O yazıda öyle bir cümle yazdım ki, şimdi keşke yazmasaydım diye pişmanlıktan kıvranıyorum.
Konu annemdi. Yazıyı okuduğunda anlarsın hangi cümle olduğunu. Anneme biraz haksızlık ettiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Keşke şu an hayatta olsaydı da başını göğsüme dayayıp o güzel beyaz saçlarını okşayabilseydim...
Daha fazla yazamıyacağım, harfler buğulanmaya başladı...

Ellerine sağlık.
Sevgiler




Fa / 06/05/2005 8.41.50

Eline, diline, yüreğine sağlık arkadaşım. Birçoğu gibi ben de içinde kendimden çok şey buldum; Anadolu'nun illeri, ilçeleri, fedakar anne, memur baba, sevgili kardeşler... Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değermiş. Henüz annelerini kaybetmeyenler; lütfen gidin bir daha koklayın annenizi, sarılın sımsıkı, öpün ellerinen... Ne olur, benim yerime de...






Guendalina / 06/05/2005 9.11.39

Leylacıgım, annenin ellerinden operim. İyi ki seni doğurmuş. Pencere kenarındaki kumru'n da harika.. Nereye yuva yapacagını bilen akıllı bir kumru o.. Gonlunden sevgiler hic eksik olmasın..

Hayattan gocup giden anneleride rahmetle anıyorum, mekanları cennet olsun..







Zeycan Irmak / 06/05/2005 9.33.00

Sen çok uslu bi çocukmuşsun... hiç üzmemişsin onları... ben uslu bir çocukken, sonradan ele avuca sığmaz bir gençlik yaşadım. ne olduysa o dönem oldu... çok üzdüm annemi o sıra... daha doğrusu babamla benim aramda kalmaktan çok yıprandı... nasıl da sabırlıymış... bana "bak, ileride sende anne olacaksın. dilerim seninde bir kız evladın olur. o zaman ne demek istediğimi anlarsın" demişti bir keresinde... kızımı kucağıma aldığım gün anladım ne demek istediğini... ve onu üzdüğüm o gençlik yıllarını telafi etmek için çırpındım durdum sonra... Sonra... sonra... sonrasını sende biliyorsun... ikincisi hiç istemeden oldu... ama biliyo musun, anneler çok güçlü...

Masamın üzerinde bir takvim var. Cem'in her sabah "Sözün özü" post-it'ine benzer. Bugünkü yaprakta bak ne yazıyor:

"KADINLAR ZAYIFTIR. AMA ANALAR KUVVETLİDİR. /
VİCTOR HUGO....."

Böyle işte... sabah sabah deştin beni... delik deşik oldum... yine yaşlar yüreğime doğru yol aldı... Güzel kadın, güzel anne...

Tüm Annelere Sosuz Sevgimle....

elif







İrfan Kaya / 06/05/2005 9.46.22

fotoğraf çekimleriniz bir harika




Kutay / 06/05/2005 10.02.32

annemi kaybettikten sonra ki ilk anneler günü benim hayatımda hiç unutmayacağım bir gündür..o gün hiç yataktan çıkmadım.. eşim ve çocuklarım ağladığımı görmesin diye mi .. bilmem.. ölümünde nedense ağlayamamıştım.. ölümü anneme yakıştıramamıştım belki de.. ANNELERİ İHMAL ETMEYİN...




Nİhat Capar / 06/05/2005 10.12.05

bu samimi yazınızdan ötürü teşekkür ederim.
victor doğru söylemiş..ama eksik..

"KADINLAR ZAYIFTIR. AMA KALEM TUTAN ANALAR KUVVETLİDİR. /
VİCTOR HUGO....."

şekli,daha uygun olurdu ben söyleseydim :))

elinize sğlık..







Mutesabih - Celal Kılıç / 06/05/2005 11.14.50

Muhbiri sadık'ın nakillerinden ve beyanlarından duymadım ve onu nakleden ve anlatanların kelamlarında hiçbir şekilde izine rastlayamadım. Ama insan denen kudretin başlı başına dehşet bir cemale sahip olması, alayı illiyyine yükselecek kudrete haiz olması ve belki hiçbir şekilde tam manasıyla izah edilemeyecek yetilerinin var olması tabiattaki hiçbir şeyle kıyas yapılamayacağı ölçüde eşsiz olması... Evet, insanı bütünüyle kıvamında kabul etmek beraberinde sonsuz bir saygıyı da beraberinde getirmekte. Ama hiçbir şekilde insana sonsuz bir değerin payanda edilemeyeceğine işaret ediyor kılavuzlar. İşte bir yerden sonra durmak susmak ve hatta belki bu eşsiz varlığın kudretine dalıp gitmemek gerekiyor ifrat ya da tefritten sıyrılabilmek için, yani orta yolda idame etmek için. Ama bu eşsiz eserin öyle bir şubesi var ki, hiçbir bilimsel tez ve hiçbir akademik tebliğ sırrını tam manasıyla çözemiyor bu şubenin. Ezelden beri "anne" deniyor adına. Hayatta ne kadar hata yaparsa yapsın, ne kadar pişmanlık duyacağı davranışa imza atarsa atsın eline öyle bir avans verilmiş ki, belki sınırsız, sonsuz bir avans bu. Kalbine nakşedilen şefkat duygusunun kopyası değişik canlılarda farklı şekilde tezahür etse de, en çok herhalde anneye yakışır. Hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir mukabele ön şartı belirlemeden adeta yüreğinden akan şelale misali duygusuyla ona emanet edilen ve hatta bir nesle kapı aralaması muhtemel masumun bütünüyle bakımını üstlenmiş, uykusunu feda etmiş, sıhhatinden vazgeçmiş bir yıla yakın hayattan arınmayı deyim yerindeyse dokuz aylık bir inzivayı gönüllü tercih etmiş. En iyimser zihinle düşünsek dahi bu fedakarlığı yapmasına sebep olacak ve bu fedakarlığını terazide az buçukta olsa yerinden kaldırabilecek bir karşılığı da yok bu işin. Hatta tam yetiştirip, büyütüp, neşet ettirip ayakları üstüne durmaya başladığında fedakârlığına mazhar çocuk elinden uçup gidiyor annenin. Ve belki bir yalnızlık hediye ediliyor şefkat abidesine. Evet bugün tüm annelere müsaade edilirse “annem” diyeceğim. Annem; zoruma gidiyor seni böyle senenin bir gününe sığdırmak. Değil 365 gün 1000 gün olsa sene 1000’ide senin payına düşer bir paylaşım yapılsa. Ama çoğunluğun tespitine ifrata kapı açmaması adına rıza göstermek tavsiye edilmiş her zaman. Çoğu insanın ömrünü adadığı cennet ayaklarının altına yağma edilmiş, daha ben ne diyeyim.




Tolunay / 06/05/2005 11.28.39

Söyleyecek kelime bulmakta çok zorlanıyorum. Kelimelerin boğaza düğümlendiği anlardan biri...
Ben annesi hayatta olan ve anne desteğini her şekilde halen yaşayanlardanım. Bir gün hayatıma annem olmadan devam edebilmenin neye benzediğini hayal bile edemiyorum.
Boğazım hala düğüm düğüm...
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun. Ve allah isteyen herkese anne olmayı nasip etsin. (tabi bana da...)
Sevgiler Leyla Ayyıldız.




Anur / 06/05/2005 12.17.41

leyla, fotograflarına giderek daha da takılmaya başladım. gercekten çok hoşuma gidiyor. gözlerine sağlık. sevgiler.




Gültekin / 06/05/2005 12.28.10

Bende dört çocuklu ve memur bir ailenin mensubu olarak göçebe yaşayangillerdenim. Kendime o kadar yakın buldum ki bu yazıyı okurken yaşadım diyebilirim. Zor ama anılarla dolu yıllardı, aynen sende olduğu gibi sevgili Leyla. Bu vesile ile tüm büyüklerin Anne vede babaların ellerinden hürmetle öpüyorum.




Tuğba Çamlıbel / 06/05/2005 12.48.31

Bir de insanın içinde yaşadığı göçler vardır ki, görünmez, bilinmez ama iz bırakır işte bir yerde. Sonra bigün bir yazı okursun ve günışığına çıkar, o iz belli eder kendini sanki derinden.
O yara yine sızlamaya başlar...

Böyle hissettim..
Eline sağlık Leyla...




Emenem / 06/05/2005 13.52.43

Anneler için yazılacak , söylenecek ne kadar söz var ...
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.
Çok güzel di leyla , teşekkürler.




Eniste / 06/05/2005 14.06.15

Çok güzeldi La'cığım, ellerine sağlık..




Mete Kaynaroğlu / 06/05/2005 14.26.56

Bugünkü yazıları okuduğumda bir of çektim. Keşke ben de anne olabilseydim...
Sevgiler..))




Zumrut / 06/05/2005 14.32.19

Helal olsun Leyla hanım!.... Bir insan annesini onu hiç tanımayan insanlara bu kadar güzel ve içten anlatır.... Ve anlattıklarıyla geçmişe, anneleriyle birlikte yaşadıklarına götürür, hüzün yağmuruna sürükler... Ben fazla lafa gerek duymuyorum... Çünkü eliniz ve yüreğiniz o kadar güzel anlatmış ki teşekkürler.....

:) sonsuz sevgilerle....

Anneler gününüz annenizle size kutlu olsun... Tıpkı diğer anneler gibi...




Bilgeninelkitabi / 06/05/2005 14.47.27



konu başlığı sebebi ile yazınızı okumadım ve okumayacağım...
mutlaka iyi yazmışsınızdır buna kuşkum yok ...

takıldığım yer başka..
hani kör gözün parmağı mı ne öyle bir deyim varya, bu resimlerdeki isim ve soyadlar..

kısaca LA, yada L.Ayyıldız filan yazsanız... kuş kadar resimde kafam kadar kalıyorlar ve çirkin oluyorr...

yok bunlar çirkin olacak diyorsanız uğramadım farzedin...
mümkünse yok sayalım...


selamlarım...







Funda Güven / 06/05/2005 16.20.11

Ne diyebilirim, yüreğine sağlık...Çok güzeldi.
Sevgiyle,




Bilgeninelkitabi / 06/05/2005 16.39.24



valla benim gözüm alışmış olsaydı,
kalkıp iki laf etmezdik heralde...

yahu, o sizin adınız ve soyadınız zaten sevmemiş olsaydınız gider mahkeme kararı ile değiştirirdiniz... buraya kadar bir sorun yok... sorun kısaltılması veya küçültülmesi... bir yarışmaya fiLan gönderdiğinizde silin barii... bide telefonu ekleseymişiniz barii demesinler...

neyse siz yazmışınız zati görmemişin fotografı filan diyerek... daha lafım olmaz...

bu arada www.ozgurpencere.com adresinde bir öykü yarışması var kadınları anlatan öykülerden.. amatör-prof herkes katılabiliyor... son katılım 30 haziran sanırım... kadınları iyi anlatıyorsunuz.. bir göz atın derim...



selamlarım..









Nİhat Capar / 06/05/2005 16.54.00

''selamlarım...''

eksik oldu uğur abi


:))))




Bilgeninelkitabi / 06/05/2005 17.04.40


he yaa...
vallahi unutmuşum...

sağol Nihat...

eklememiz gereken bir şey daha var tabiki..
yazı ve yorumlar anne'ye gidecek ve okunacak..

hazır gitmişken biz de ellerinden öpsek....


selamlarım...









Ömer Faruk Naiboğlu / 06/05/2005 17.19.43

Ne güzel! Bir annede bütün anneler anlatılmış ,birde kumrular...

Çok hoş olmuş.








Sarana / 06/05/2005 17.36.41

Sevgili Leyla,

Çok güzel ve çok özel bir dostsun..

ALLAH seni korusun..

öpüyorum meleklerle ...

Sabiha Rana






Seda Demirel / 06/05/2005 18.01.19

anur'cum bende fotoğraflara hasta oldum cidden.
ayrıca çok da kişilikli çalışmalar bence.
kuşlar çok hoş seçim!
anneler gününü ALTIN KIZLAR ve YAMAKLARI LEYLA ANA :)))) olarak bir dörtlü halinde kutlamak istiyorum (ister çocukları olsun ister olmasın ;) (sen beni anlarsın)
Bir de annene sor benim "kılıç" kaç santim oldu :)))))))))
Fotolara devam!!!
sevgiler..






Seda Demirel / 06/05/2005 18.12.41

eğer ben ekmediğim için sayılmayacaksa almamayım da bari siz ev sahibi olun. ama yok, annen bu da sayılır derse alındı bil :)))))))) yetti gari kira ödemeklerden. krediler bi düşse...

ay neyse, anneler gününüzü ma-aile kutlarım :) herkese selamlar...




Metin Öz / 06/05/2005 19.34.51

iyi akşamlar.Annesini bu kadar güzel satırlarla anan ve yücelten annenin anneler gününü kutlarım. Kalbindeki sevginin her zaman yolunu ve satırlarını aydınlatması dileği ile ,sevgi ile kal …….

Not:taze fasulyeli yarım ekmeyi bende çok severim, tam mevsimi yanında bardakta taze nane ile yapılmış cacık çok güzel gider………….
Yarışmada sana başarılar dilerim dualarımız seninle………………






Rebeka Behar / 06/05/2005 20.40.35

layla, fotograflara bakarken aklima dustu:

ikinci fotografta ayni yuvada nasil oluyor da ole iki ayri boyutta yumurta var???

nettin? kompozisyonu mukemmellestirmek icin kumru hanimin yumurtasinin yanina mutfaktan tavuk yumurtasi mi alip yerlestirdin? yoksa kumru yumurtalarinin yasi, boyu, posu mu oluyor?

ne is??

her halikarda fotografla hikaye anlatmayi cok iyi basariyon. daha once dedigimi tekrar ediyim. fotograf kesinlikle senin enstrumanin.




Mirror / 06/05/2005 22.05.40

Hiç bu denli kıskandığımı hatırlamıyorum.
Elleri öpülesi anneniz değil çekemediğim...
Sözcükleri bu kadar yerinde hiç kullanamayacağım, seni seviyorum annecim den başka ne söyleyebildim bu güne dek....
Muhteşem olmuş.İyiki doğdunuz;iyiki yaşıyor,iyiki yazıyorsunuz!...




Mirror / 06/05/2005 22.51.53

Bukalemuna haksızlık edilmiş,beslenme zincirinde mühim yer işgal eder muhakkak....
Ben bi tabir biliyorum lakin bu onuda aşmış,yere atsan ne potasyum verir nebata nede nitrat:))))))







Ekoekremx / 07/05/2005 0.59.35

Ben ekrem. anneme-annelere öykünü okudum..gerçekten insanların beklenmedik çaresizliklerini,çok güzel kaleme dökmüşsün.şaka değil,benim annemde iki çocuk yapmak istemiş ama dört tane erkek çocuğu olmuş..özellikle batıdan doguya gittikce bu problem büyüyor..öyle insanlar tanıdımki,istemiyerek on veya daha fazla çocuk sahibi oluyorlar,sonrada memlekette istihdam sorunu baş gösteriyor..her neyse..çekmiş oldugun fotograflar bir harikaydı..yazın ve çekmiş oldugun resimler için TEBRİKLER....




Cemal Atasoy / 07/05/2005 10.09.15

Sevgili Leyla, önce iyiki varsın ve seni tanıdım bunun için KM ailesine teşekkür etmek isterim, sonra Annenin ve senin Anneler gününü kutlarım ve tabi tüm KM Annelerinin.

sevgiler




Seda Demirel / 07/05/2005 11.22.54

ya bişi diycem...
leyla affına sığınıyorum ama bir de "kırlangıç" üzerine çalışsana. bayılıyorum onlara!.. o çamurdan nakış gibi işledikleri yuvaları aynı zamanda bir mimari şaheser sayılmaz mı yani?
ya da bu konuda Zeki Hoca'mdan mı yardım istesem?
fotoğraflar Leyla'dan yazı Zeki hocamızdan...
ben fikir anası olucam :PPpp (şaka)
bir defasında yuvalarını bir kediden koruyan bir kırlangıç çiftini seyretmiştim! o ne savaştı aman allahım! milim kımıldatmadılar kediyi vallahi...
hani köpek möpek demişken, aklıma geliverdi...
bir de xena var (german shep.) ama konu oraya gelmez henüz :) uğur, relaks :)




Metin Öz / 07/05/2005 11.34.03

günaydın. sen taze fasülleyi(çalı) yap ben cacığı yaparım ama ekmekler sıcak sıcak olması gerekiyor.............




Handan Bursa / 07/05/2005 12.24.20

merhaba,
Her okuduğumda hep içimden kutlardım seni... içimden geçenleri ve bana hissettirdiklerini tam ifade edemem diye yazmaz, bir sigara yakar sadece yorumları okurdum.Bugün içimden sana seslenmek geldi harikasın!
Bir de ne var biliyor musun ben hislerimde yanılmam o yarışmalar sana ödül getirecek bunu hissediyorum şansın bol olsun sevgiler...






Barut / 07/05/2005 13.43.14

Yedi çocuk büyüten annemi buldum yazında.. yazının çıktısını alıp anneme okuyacağım..
Bu arada, babalar gününde de ''Aslan Yapılı Tunç Kolların'' yazında biraz bahsettigin baban içinde yazman dileğiyle.. (babalık damarım agır basıyor sanırım:)




Seda Demirel / 07/05/2005 16.03.42

Celal gerçekten de hastalıklı bir zihnin var, biliyor muydun?
sana cevap da vermemek lazım aslında çünkü bu sana kıymet vermek anlamına geliyor, lakin, hem durup dururken bulaşıyorsun hem de "ortaya bir leş attım nasıl da üşüştüler" diye hakaret diyorsun insanlara. her ne ise alınganlığın "kılıç" olayını üstüne alındıysan şunu bil ki "yanıldın". bahsi geçen evde bahsi geçmiş olan "altın kızlar"ın da varlığında ve bahsi hala geçmekte olan "kılıç çiçeği" muhabbetimiz bakidir. benim için suya konulmuştu geçen sene, artık ekilmiş...
olay bu denli de basittir...
aslında sen de bu denli basitsin...
basit yani....




Metin Öz / 07/05/2005 23.46.06

fasulyede cacıkta benden sen ekmekleri getir




Eylül H.polat / 08/05/2005 0.44.18

Yaziyi dün okumustum, yorum yapma firsatim yoktu ancak bulabildim.. Etkileyici bir yazi, dogal, icten, samimi.. Kücüklügümü düsündüm.. anneme yazdigim siirleri.. cok siradan olsalarda sanirim benim en sevdigim dizelerdi.. Bu yazinda da onu gördüm.. en sevdigim yazin olmus.. Annene, anneme, annelere sevgilerimle..

(yorumlardaki talihsizlikleri annene okumasaydin bari :P )




Halparslan / 08/05/2005 3.32.27

dövülen döş yolunan saç /kan damlayan bir çığlık ...H.H.K. anneler böyle ağlarmış ağlayınca.ya ağlatanlar.bir türlü öğrenemedim şu ağlamanın biçimini,sorarım da anama söylemez.anneler gününüz kutlu olsun,anneler






Gelen Mektuplar / 08/05/2005 8.55.04


....

-Arkadaşlar,
Bu şiir beni çok eskilere (25-30 yıl öncesine)
götürdü. Ve çok
duygulandırdı. Sanki annemi ve beni anlatıyor...
Annelerin anneler gününü kutluyorum...
Leyla Hanım size de çok teşekkürler. Ellerinize ve
yüreğinize sağlık...
Kadriye Aday

.....

Leyla Hanım,
sizin şiirinizi sevdiğim arkadaşlarıma göndermiştim, gelen bir yanıtı sizin de okumanızı istedim...

''çok güzeldi ...sanki annemi anlatıyor... tesekkur ederim. uzun zamandır beni böylesine duygulandıran birşey okumamıştım.
asuman. ''
Kadriye Aday
.....

Şiir muhteşem başlıyor ve ilerliyor;ancak sonlara doğru dili ve akıcılığı biraz bozuluyor.Yinede iyi bir şiir olmuş,güzel bir düzenlemeyle çokçok iyi olmaya aday.Tebrikler;başarılar... dr

....

Güzel ve akışkan bir ifadeyle yazılmış şiir..yüreğinize sağlık..tebrikler..atıl kesmen

....

Ne güzel dizelere dökmüşsünüz yaşanmışlığınızı...inanırmısınız okurken aaa bu beniiim dedim...çok ama çok beğendim elinize sağlık gerçekten hoş bir öykü okudum.Caner Ocak kardeşimizi dinleyin...buna değersiniz başarılarınızın devamı dileğimdir.Sevim E.Tezel/Bursa

....

Bence çok güzel bir kısa öykü olur bu.Hem de çok güzel.Bu yazıyı öykü şekline sokarsanız ve bana gönderirseniz çok memnun olurum.Tebrikler-Caner Ocak






Arabe / 08/05/2005 18.55.20

leylacim yorumlari henuz okuyamadim ama almis basini gidiyor... !-)))))
yazina bayildim. bu guzel satirlari bana ithaf etmen icin annenin yerinde olmak isterdim. Annene ve sana nice guzel daha cok uzun anneler gunu dileklerimle..
beyhan




Tirtil / 08/05/2005 23.04.35

Ben en sona yetistim Leyla, hakikaten ne iyi yapmissin hayata sarilip kalmissin. Bu yazin kendin oldugun icin en guzel yazin benim icin anneler gunu olmamaliydi bence tum
anlattiklarin birgune nasil sigdirilir?
sevgiler.




Nihat Turan / 11/05/2005 16.58.05

Hayat, doğum ve ölüm aralığında oluşur ve her insan farklı içeriklerde yaşama yansır. Kimi zaman başımıza gelenleri yazgısal bir düzlemde değerlendiririz. Kimi zamanda şansımıza ve becerilerimize göre anlamlandırırız yaşadıklarımızı... Yaşadıklarımız içinde sempatik olanın (velevki bu geçmiş olsa bile) merkezinde dolanıp dururuz. Gizil bir istek bu sevecen olanın yörüngesine doğru bizi bir şekilde hep hızla iter... Buna ister geçmişe duyulan özlem deyin, ister yaşanan talihsizliklerin oluşturduğu çöküntü psikozoyla sığınak arayışı değin her halükarda evlat olarak bir insan, annenin kapsama alanında daha güven ve huzur doludur. Güven ve huzur isteği ve arayışı kişiyi nerde olursa olsun hep annesine yönlendirir. Bu varoluşun kıvrımlarındaki değişmezlerdendir...
Yazgı ya da şans, bazı şeyleri yaşıyor olmak aslında bu iki sözcükle tanımlanmayı anlamsız kılıyor. Zira yaşıyoruz ve hayatın silüetine iyi ya da kötü dokunuşlarda bulunuyoruz...
İşte öykünüz bana göre bu nokta önem kazanıyor. iyimser ve özlemle harmanlanmış bir dokunuş ve duyumsayışınızı şekillendirdiğiniz bu öykü her insanın annesiyle ilişkisini belki de anlatıyor. Annelik spontan bir erdemlilik taşır bünyesinde. Anneyi bu erdeme ulaştıran ise evlattır. Evlat, bir kadına annelik tadını ve lezzetini veren biricik varlıktır zira. Annenin nerdeyse yagane amacı ve anlamı olan evlat, artık kutsal bir ikonadır anne için. Bu kutsal ikona için ne gece ne de gündüz değerli değildir artık. Ne eş, ne iş ne de aş evladın varlığı karşısında öcelenmez...
Anayla bebenin-evladın ilişkisi tohumla toprağın, ayla gecenin ilişkisi gibidir. Annenizin sırtınızı duanın eliyle sıvazlaması, sağ adımınızla kapıdan dışarı çıkmanızı istemesi ancak bu tür bir ilişkiyle izah edilebilir...
Yalın bir anlatım imkan ve başarısıyla oluşturduğunuz bu öznel öykünüz herkesten biraz nüanslar taşıyor. Hafızanın, hayatın, edebi dilin ve kadife uçlu kaleminizin işbirliğiyle kotardığınız bu öykü için sizi kutlarım...
Okunması gereken başarılı bir çalışma...






Ra / 12/05/2005 17.39.55

annemi özlettiniz.. bu yazıyı okuduktan sonra anne demek geliyo insanın icinden.. kime desem sizemi:) anneeeeee anneee annecims.. yazılarınız cok samimi .. basarılar diliyorum güzel yazılarınızın devamı bekliyorum...

Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım