Yine başı zonkluyordu, hırıltı bir sesle uyuyordu yanındaki. Tavana ilişti gözü, badana üzerinde oluşmuş küflü desenlere... Sendeleyerek yataktan kalkmaya çalıştı. Yatağın karşısındaki aynaya yaklaştı. Pufun üzerine bir külçe gibi yığıldı. Fırçayı aldı, saçları üzerinde gezindirdi. Gözlerinin etrafındaki mor halkalara baktı, dudaklarının soluk rengine... Gözlerinin kenarındaki çizgileri dikkatle inceledi. Parmakları ile gözlerinin kenarına dokundu. En derin ve en belirgin olanı üzerinde bir kez daha gezindirdi parmaklarını. Yaklaştı aynaya... Yaklaştı... Biraz daha...
Haykırıyordu kızı, ‘Git başımdan, defol... görmek istemiyorum seni, git başımdan lanet olası, defol, defol diyorum sana’... Yine bir nöbet geçiriyordu, arkadaşları getirmişti hastaneye, onu aramış haber vermişlerdi. Üzerine ne bulduysa geçirmiş, hastaneye doğru koşmuştu. Titreyen, haykıran kızını izliyordu. Az sonra sesler azaldı. Hemşireler odadan çıktılar. Yatakta öylece yatan kızına baktı. Dağılmış saçlarına, titrer gibi kımıldayan dudaklarına... Ona yaklaştı... Ellerine dokundu, kollarına... Kollarındaki morluk ve yaralara... Saçlarının aralarında dolaştı parmakları. Ara ara sıçrayan bedenine baktı kızının. Zayıf, güçsüz bedenine... Uzun süre öylece kaldı yanında...
Banyoya doğru ilerledi. Eğildi, yüzüne bir kez daha su çarptı. Bir kez daha... Lavabonun kenarına tutunarak kafasını kaldırdı, bakışları ile karşılaştı. Aynaya yaklaştı, sanki çoktandır görmemişti... Daha da yaklaştı. Daha da... Biraz daha...
Bulaşık yıkıyordu, tabakların üzerindeki salça lekelerine takıldı gözü. İçerden gürültülü konuşmalar, ara ara yükselen kahkaha sesleri geliyordu. ‘Hala bitmedi mi bulaşık, cacık bekliyoruz’ diyen kocasının sesiyle sıçradı. Ensesinde rakının kokusunu hissederek... Buzdolabından salatalıkları çıkardı, bıçağı eline aldı. Kabuklarını soymaya başladı... Yine kahkaha sesleri geliyordu salondan. O sırada ince, acı bir sızı fark etti, eline baktı, kanıyordu. El bezini aldı, kanı durdurmaya çalıştı. Banyoya gitti. Elini musluktan akan suya tuttu. Başını kaldırdı, aynaya baktı, gözleriyle karşılaştı. Aynaya doğru biraz daha yaklaştı... Biraz, biraz daha... Biraz daha...
Annesi bağırıyordu babasına... ‘Okuyacak diyorum kızım sana, okuyacak, vermeyeceğim o koca adama kızımı... Bana çektirdiklerinizi çektirtmeyeceğim yavruma, vermeyeceğim diyorum...’ Babasının tokat sesini fark etti, yatağından sıçradı. Titriyordu... Seslerin kesilmesini bekledi... Usulca çıktı yatağından, bir hırsız hafifliğinde açtı odasının kapısını... Gözyaşlarını kolu ile sildi. Banyoya girdi. Lavaboya yaklaştı. Musluğu açtı, bir avuç suyu yüzüne çarptı. Aynaya baktı, gözlerine takıldı gözleri... Yaklaştı aynaya, yaklaştı... Biraz daha... Az daha...
Yemyeşil çimenlerin üzerinde, ılık ılık esen bir rüzgarla beyaz elbisesinin etekleri dans ederek, ip atlıyordu. Saçları uçuşuyordu... Minik yüreği hızlı hızlı çarparken şu şarkıyı mırıldanıyordu;
Yağacak yağmur, Vuracak cama, Yağmurun sesiyle uyanacağım, Pencereyi açtığımda, Gökkuşağını göreceğim.
Pencereyi açtığımda Gökkuşağını göreceğim........
Leyla Ayyıldız
|