Leyla AYYILDIZ

22/12/2006 - BİR BEYEFENDİ

-Beyaz?
-Pike.
-'Masumiyet' demeni beklemiştim. Pembe?
-Bebek.
-Cinsiyet?
-Kız.
-Deli!(?)
-Ben... Yok. Sen.
-İzbe?
-Tekke.
-Ne Tekke'si?
-Tekke işte... Du bak, anlatıcam;
Işıkları kapatalım. Hah, tamam, böyle daha iyi oldu.
İki yıl önceydi, bir restorasyon projesi çizecektik; tarihi bir Tekke'nin projesiydi bu. Elimizde sokak krokileri, kadastral paftalar, halihazır haritalar, eski fotoğraflar, imar planları, düştük yola. Sora sora bulduk Tekke'nin bulunduğu sokağı. Ağaçlar arasına saklanmış bir yapı karşıladı bizi. Öyle gizlenmişti ki, içerisini görmek ne mümkün.

Ahşap bahçe kapısına yaklaştığımızda, sokakta oynayan çocuklar bizi uyardı;'Köpekler var, sakın izinsiz girmeyin' dediler. Koşarak, bahçe kapısının üzerine tırmanıp, içeriye seslendiler. Az sonra kapı açıldı, çok iri bir adam karşımıza çıktı. Etrafında koskomacannnn köpekler, dört beş tane...

-Ne kadar kocaman?

-Koskomacannnn.

-Korktunuz mu?

-Hem de nasıl. Hepimiz duyulup, duyulmadığı belli olmayan birer minik çığlık atıp, yarım adım geriye kaçtık. Ama köpeklerden daha çok, adamdan korktuk. Açık yeşil renkli gözlü, çok iriii bir adamdı, çok çok iri... Üzerindeki kıyafetleri nasıl anlatabilirim sana? Tarkan filmlerini izlemiş miydin? Ya da Malkoçoğlu? İşte o filmlerden fırlayıp, kaçmış birini düşün. Hani görsen; 'Yaa bunun bu yüzyılda ne işi var?' dersin. Zaten Tekke'nin mistik havasını daha kapının önünde hissediyorsun, bir de adamı görünce 'Kaçıncı yüzyıldayız biz?' diye sersemliyorsun.

Vücudu kaslı mı kaslı... Haki renkteki kumaştan bir şalvar giymişti; yırtık, pırtık. Belinde iki üç tane tabanca... Öyle bakma, kaç taneydi anımsamıyorum, ama kesinlikle bir taneden çoktu, iki üç tane olamaz mı? Neden olmasın yaa... Du, devam edicem. Tabancaların yanında komacan bir bıçak, yanında mermilerin dizili olduğu o şey, hani kemer gibi.......

-Palaska.

-Hah, palaska... Elinde bir tüfek, ayağında eskimiş deri çizmeler, üzerinde açık yeşil renkte kaliteli olduğu belli olan ama yırtık bir atlet. Kırlaşmış saçları upuzun, kirli bukleler oluşturmuş, karman çorman... Hani şu çöp yiyerek yaşayan, akli dengesini yitirmiş adamlar var ya, onlara benziyor. Fiziği çok güzel. Ama çok, çok kirli vücudu. Bir parmak kalınlığında olmasa da, simsiyah, zifte benzer kir tabakası tüm vücudunu kaplamış. Parmaklarında çeşitli metallerden kocaman yüzükler var. En irisi başparmağındaki.

-Kaçmak istemediniz mi, oradan? Silahlar falan.

-Hı hııı... Gözlerimizle birbirimize kaçmak için komutlar versek de, bizi içeri çeken bir şey vardı. Adrenalinimiz oldukça yükselmişti. Adam, tüm bu görünenin aksine öyle kibar konuşuyordu ki. 'Bismillah' dedik, girdik içeri... Sanırım o an, hepimiz içimizden ayrı ayrı dualar okuyorduk.

Köpeğin bir tanesi bana çok fena askıntı oldu. Duymuş muydun bilmiyorum, köpeklerden ne kadar çok korkarsan, salgılanan hormonlarının kokusuyla, senin için tehlike daha da artarmış. Peşimden ayrılmıyor, beni kokluyor, korkutuyordu. Huzursuz olduğumu fark eden adam, köpeği azarladı. O canavar şey kuyruğunu sallayıp, uslu bir çocuğa dönüştü.

İçerisi muhteşemdi. Asırlık ağaçların sardığı bir bahçe içinde, bir yanda haziresi, bir yanda kuyusu, bir yanda tekkenin muhteşem ahşap yapısı, birbirinden güzel orijinal ahşap detayları hepimizi büyüledi. Fonda bir de Hammamizade İsmail Dede Efendi'den 'Zülfündedir benim baht-ı siyahım, sende kaldı gece gündüz nigahım' olsaydı, hiç de fena olmazdı hani.

Hepimiz, ağzımız yarı açık, o mistik havayı içimize çekerken, bir yandan da yarı ürkek, yarı rahatlamış olarak, adama mırıl mırıl bir şeyler soruyorduk. Adam Tekke'nin içine aldı bizi. Loş, nemli havayı soluduk. İçimizden 'Tanrı detaylarda gizlidir' diyorduk. Gözümüzü o harika detaylardan ayırdığımızda bir de ne görelim; deminki adam yanımızdan ayrılmış, onun yerine takım elbiseli bir beyefendi gelmiş... Diğer adamın ikizi gibi bir adam.

Nasıl bir adam mı? Üzerinde pırıl pırıl, ütülü bir takım elbisesi olan, beyaz gömleğinin yakası kolalı, boynunda çok şık bir kravat, ensesinde topladığı kırlaşmış, uzun saçları jöleli. Çok etkileyici bir adam...

Bizim sorduğumuz sorulara İngilizce yanıtlar vermeye başladı. Hayat hikayesini anlatıyordu. Bir inşaat mühendisiymiş. İngiltere'de okumuş, uzun yıllar orada çalışmış. Sonra yurda dönmüş, biriyle evlenmiş. Birkaç çocukları olmuş. Karısıyla anlaşamamışlar, ayrılmışlar. Bu dönemde işiyle ilgili de sorunlar yaşamış. Manevi güçlerin etkisi altında hissetmiş kendisini, bir gece rüyasında ona bu tekkeyi koruma görevi verilmiş. O zamandan beri de köpekleriyle beraber burada yaşıyormuş.

-Nasıl yani? Nereden çıktı şimdi bu takım elbiseli adam?

-O iki adam; aynı adam, akıllım. Bizi kapıda karşılayan adamla, takım elbiseli olan aynı kişi. Bizimle konuşmaya başladıktan sonra üzerindekileri görmez olduk, adam öyle hoş bir beyefendiye dönüştü ki. Ne vücudundaki, ne saçlarındaki kiri görüyorduk artık. Kapıda bizi karşılayan adam gitmiş, yerine bu beyefendi gelmişti. Bir mühendisti o, kendisine verilen ulvi bir görevi yaptığına inanıyordu. Hoş, gerçekten çok önemli bir görev üstlenmişti. O olmasa o tekkenin özgün elemanları birer birer çalınacak, bir gece yarısı bilinmeyen güçler tarafından güzelim tekke kundaklanacaktı.

Komşularının verdiği yiyeceklerle, yakacaklarla yaşıyordu. Bize cep telefonu numarasını verdi.

-Cep telefonu mu varmış?

-Ben de şaşırdım. Evet, varmış. İlk gördüğümüz anda eğer belinde cep telefonunu görseydik, tüm o Malkoçoğlu manzarası alt üst olurdu. Sanki o sahnenin büyüsünü bozmamak adına cep telefonu görünen bir yerde değildi.

Biz oradan ayrılırken, 'Yeni bir rüya gördüm, bir mertebe daha yükseleceğim, bu sefer de şuradaki tekkeyi koruyacağım' diyordu.

O güzelim Tekke'yi bir beyefendiye emanet ettik. Daha sonra restorasyon projesini başkaları çizse de, yüreğimizin bir yerlerinde o beyefendi hep var oldu.

Böyle işte. İzbe? Tekke...

-Sen bir alemsin.

-Biliyommm kiii...

Leyla Ayyıldız

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-10-17 01:59:45 - :)

Yazan özcan (seyyah22) fk.
çok beğendim,okurken bende ordaydım...
Bağlantı

2006-12-22 15:12:56 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz

Arthur Ripley / 11/03/2005 4.10.11

Şu hayal gücüne hayranım. Nereden şimdi tekkeler zaviyeler falan. Gene M.Kemal den bir tekke vecizesi düşürürlerse buraya görürsün gününü :) Önceki yazına göre beğendim bunu Leyla. God Save The Queen dinliyim bari şimdi senin yazın üzerine :)


Funda Güven / 11/03/2005 8.48.10

Merakla, ilgiyle okudum gerçekten. Ellerine sağlık...


Tekebas / 11/03/2005 9.14.00

hahahah:):) yaa arthur!! esprik ama gerçek bi adamsın ..dogru diyorsun valla..

Leyla hanım hoş ve değişik geldi bu yazım,çok beşendim. sevgiler ... (yogizem)




Müfit Semih Baylan / 11/03/2005 9.31.29

Sevgili Leyla,

İple çektiğim cuma günü geldi.

Denemeni okudum.

Gerçek ya da kurgu, ne olursa olsun her hafta farklı konulara atlaman, dalman ve onun üzerine yazman gerçekten iyi.

Ama bu gerçek konular üzerine olduğunda daha etkili olacak kanımca. Örneğin bu denemende olduğu gibi (örneğin) mesleğinle ilgili bir çalışmanın enstantanelerini ve bu enstantanelerde saklı ayrıntıları yazman kalemini ve dolaysıyla gözlem ve düş gücünü güçlendirecektir kuşkukusuz.

Bu denemende (ben ilk kez görüyorum) efekt ya da süflör kullanmışsın. Bilmem farkında mısın? Hani o koyu harflerle yazdığın diyaloglarda seninle konuşan ses var ya. O, ya efekt, ya da süflör olmalı. Sahnenin derin boşluğuna düşen ses ya da sahnenin bir köşesinden veya süflör kabininden fısıldayan ses! Artık ikisinden biri.

Güne senin denemenle başladım. Şimdi diğerlerine geçiyorum. Onları da okuyacağım her zaman olduğu gibi.

Sonra öğrencilerimin güzel konuşma ve işitme derslerine katılmak için doooğruuuu okula. Beni bekliyorlar çünkü...

Eline emeğine sağlık bu yazı için sevgili dostum.

Haftaya cumayı yine iple çekeceğim. Bakalım bize hangi sürprizi hazıryacaksın yine.

Görüşmek dileğiyle sevgili kardeşim

(komacan) sevgilerimle

Müfit


Gültekin / 11/03/2005 10.03.34

Anlatım tarzın gerçekten çok hoş olmuş Leyla beğenerek okudum sağolasın...


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.06.17

sevgili leyla,
dünkü yazıma reyting rekoru kırdırmak için yaptığın hoşluklara teşekkür ederim.


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.06.51

bugün senin yazıda aynı denemeyiyapalım mı ne dersin


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.07.25

bence yapmayalım sen bu yazıyı seninle matrak geçilsin diye yazmadın


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.07.37

öyle değil mi


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.07.49

bence öyle


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.08.02

ya sence


Oğuzkan Bölükbaşı / 11/03/2005 11.08.43

?yukarıda soru işaretini unutmuşum


Bonjuree / 11/03/2005 11.13.19

KAHVE nin RENGİ;

konuşturmuş kalemini...


elinize sağlık.bu mutfakta çalışmak istiyorum :))



Zeycan Irmak / 11/03/2005 12.31.07

"En kültürlü kişi, kendini en çok sayıda insanın yerine koyabilendir.... Jane Adams"

Anlayana... :)

Üzülmeni istemediğimi biliyorsun :) ve seni çoookk sevdiğimi de... :)

Bugün okumaktan en çok keyif aldığım yazarların yorum panosuna çift yorum bırakıyorum. Biri kişisel, diğeri yazıyla ilgili... itirazı olan?! ;)

koskomacan öpücüklerleee :)


Mete Kaynaroğlu / 11/03/2005 13.29.10

Güzel bir kurgu... gıpta ettim. Müthiş zevk alıyorum ben, elindeki bilgileri detaylı ve uyumlu yerleştirilen yazarların bu tür yazılarını okumaktan.

Ama.. artık şu; "kocaman" sözcüğü her yazıda kullanılmamalı. )))

Saygı ve sevgilerimle


Türker Ayyıldız / 11/03/2005 15.13.14

dün güzel yazınde bahsettiğin adama benzeyen(adama benzemek deyiminden özür dileyerek) dört tanesini aynı anda Ümraniye'de bir noterde gördüm..topluma şirin görünmek için ellerinde ne kadar gül suyu ,hacı yağı varsa üzerlerine boca etmişlerdi..lakin hiç şirin görünmüyorlardı..

bugün yazını okuduktan sonra acıyla gülümsedim sevgili adaşım..neyse ..eline sağlık..



Zeycan Irmak / 11/03/2005 16.32.13

Sen... kendini aştın farkında mısın? ben kitap çıkartmaktan vazgeçtim. senin menecerin olup, senin yazılarını toplayıp L.A. adı altında yayımlatıcam... tek kelime : HARİKASIN.


Oğuzkan Bölükbaşı / 12/03/2005 0.13.57

benimki sitemdi


Arthur Ripley / 12/03/2005 2.29.53

Oğuzkan Bey haklı bence. Vallahi biraz şımarıldı. Bunda lendi payımı da görüyorum. Ama benim gidelim muhabbetine iştirakim biraz da; hani ortam biraz gevşesindi. Zira tartışma artık kendisini aşmıştı gördüğüm kadarıyla. Neyse ikinizin mevzuda tatlıya bağlanmış daha ne diyelim biz. Bize oturup medite olmak düşer :) Medite KM ciler :)



Halil Taşkın / 12/03/2005 11.52.10

Merhaba Leyla Hanım, yine yazınızı bir çırpıda okudum ( bir nefeste desem abartı olur), akıcı ve istedğini imar ederek vermişsin ne kadar güzel. Bu olayın kurgu değil, gerçek olduğunu düşünüyorum. Çünkü aynı özelliklere sahip (orada silahlardan bahsedilmemişti ama) bir hadiseyi gazetede haber olarak okumuştum. Bunu şunun için ifade etmek istedim; Bazen kabul edilmek istenmese de, yokmuş gibi davranılsa da veya unutturulmak için terk edilmiş olsada, Tekkeler bizim tarihimizde uzun bir zaman mevcut olmuş ve toplum yapısında etkili olmuştur. İfadeden anlaşılan, tarihi ile barışmak isteyen bir anlayışın olması, bize tarihimizin o devrinin tanıtılması ve eserlerin heba olmasının önüne geçilmesini sağlamasını dilerim. Tıpkı İstanbul'un surlarının dikilitaşlarının, kiliselerinin, su kemerlerinin , sarnıçlarının,vs ayakta kalmasını sağlama çabamız gibi. Hepsi bizim tarihimiz. Daha çok tarih yönü dikkatimi çekti. Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Evet bizler bir alemiz, Tarihimizi inkar için yarıştığımız zamanlar da olmadı değil. Sevgilerle.


Eylül H.polat / 12/03/2005 15.44.01

Leylacim senin tasvirlerini cok seviyorum.. bize anlatmiyor sanki gozumuzun icine sokuyorsun :) begenerek okudugum bu calismadan dolayi tesekkurler..


Pastoral / 12/03/2005 17.00.12

sEvgili dostum güzel kurgu, güzel yansıtma ve renklendirmene hayran olmamak mümkünmü? Eline yüregine saglık.


Kutay / 12/03/2005 19.03.46

Sevgili Leyla;
diğer yazıların gibi farklı bir yazı.. Çok beğendim..
Bu takım elbiseli adam, özel hayatında ve iş hayatında başarılı olamamış; diğer bir ifadeyle sorunlar yaşamış.. kendini mistik bir ortamda bulmuş... hayatını tekkeye vakfetmiş.. Bu bir kaçış bence...(gerçek hayattan kaçış) Mücadele etmeliydi ..İşine ve eşine sahip çıkmalı idi.. (benim gibi...:)) ) Manevi iklimlere girmek için boşluğa düşmek veya buhran gerekmiyor ayrıca.. takım elbiseli adam bunalımlı bir karakter..
N.N. kutluyorum...



Mülteci / 12/03/2005 21.56.06

(vestana1)..arkadaşlar ve leyla..!!!..bu yazıdaki adam,kurmaca uydurmaca yahut sallamaca değildiiirrr..trt ve bir iki programda dahi kaydı vardır..
sevgili leyla;lütfen ilhamının kaynağını anlat!!
çünkü ,belki imajının kaynağını gerçekten fiili ve reel olarak gördün ama,arkadaşlar bunun senin imajladığını sanıyorlar..lütfen sade gerçeğe sadet gelelim!!..
hem o adamı şahsen olmasa da gıyaben tanıyorum..çünkü tekke ve zaviyelerin gölgesinde nargilelerle devşirdik bizi hüznü..o yüzden hani..!!
istanbul bu,"yeryüzünün nirengi dergahı..",boru değil!!..


Mülteci / 12/03/2005 21.58.35

(Vestana1)..sevgili leyla,unutmuşum,bir daha komacan der veya yazarsan..,en kısa zamanda saçını açıtasıya çekerim..çünkü seni çok sevdiğimi biliyorsun ve bu kadarlık naza da hakkım var..lüüüttfeeen..komacannna yeeteeer!!..lütfeeenn!!



Kaya / 13/03/2005 20.50.12

La'cım su gibiydi yazın. Kalbine sağlık . :)


Nur Aykanat / 13/03/2005 21.04.29

Yaziyi okurken gercek ya da kurgu olsun iyi yazilmis, adamin uzerindeki silahlar biraz abartili olsa da, sayet kurguysa edebiyatta mubalaga sanati vardir zaten, diye dusunmustum. Ancak, kapanis gibi olan yorumunuzda 'gercek' oldugunu hayretle okudum.Cok ilginc bir konu..
'Koskomacannn','Du', 'Biliyommm kiii' turu konusma dili, sanal sohbet dili gibi kafama yerlesmis sozcuklerin kullanimi disinda yaziyi cok begendim..Tesekkurler, Leyla Ayyildiz..



Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım