Leyla AYYILDIZ

22/12/2006 - BÜTÜNDE DEĞİL ANLAMIM

Öğleden sonra sevdiğini aradı; ‘gidiyorum, meraklanma’ dedi. ‘Beni yanında istemediğinden emin misin’ dedi sevdiği... ‘Yalnız olmalıyım, olabildiğince yalnız’... ‘Gitmeliyim’...

Eve uğradı, küçük bir valiz hazırladı. İki gün yetecek eşya almıştı yanına... Arabasına bindi, radyoda o şarkı çalıyordu ‘Yıllar Sonra’...

Ara sokak trafiğinden önce otobana, oradan da o çok bildik yola saptı. Ne çok geçmişti bu yoldan... Yine ıssızdı... Çocukluğunu düşündü... Az ürker ama huzur duyardı bu yoldan geçerken. Anımsamaya çalıştı, ‘kaç kezdi?’... Anımsayamadı... Tepeyi yavaş yavaş tırmanırken yine o şarkıyı duymak istedi, teybe kaseti yerleştirdi, ve yine çalmaya başladı o şarkı... ‘Yıllar Sonra’... Yol üzerinde yine gelincik tarlaları, yine aralarından fırlamış bir iki papatya. O da geçmiş miydi bu yoldan? Kim bilir?... Sahi kaç zaman olmuştu?... Saymak istedi, beceremedi.

Güneş batmak üzereydi, hava kararmadan görmek istiyordu. Bıraktığı gibi miydi?... Yine hep bu son dönemeci dönerken duyduğu yoğun heyecanı hissetti. İşte yine bir gün batımı anında görmüştü onu, bıraktığı gibiydi. Evet bıraktığı gibi, anılarının o yalnız evi...

Sınırsız bahçeye baktı, tüm tepeye hakim bahçeye... Ve tüm bahçeye sahip evine. Kapıdan içeri girdi...

Yine o sessizlik, yine o huzur... Evin tüm bölümlerini dolaştı. Sessizliğe hiç saygısızlık etmeden, usulca... En son geldiğinde masasında bıraktığı notları karıştırdı. Gülümsedi...

Ya bu gece, ya bu gece... Bu gece her defasından farklı olacaktı. Bu sefer yalnız olmayacaktı, saat tam 24’te o gelecekti. Tam 24’de... Ona gittiği saatte... Kahve yaptı kendine, kitaplıkta bıraktığı kitapları karıştırdı. Farkında olmadan en sevdiklerini burada bırakmıştı. Altlarını çizdiği satırları okudu. Saatin 24 olmasını bekliyordu... Saat tam 24’de geleceğini söylemişti... Banyoya gidip duş aldı. Üzerini giyindi. Saate baktı, az kalmıştı, çok az... Pencereden dışarı baktı. Gecenin sessiz, koyu karanlığına. Saatine yeniden baktı, bir dakika vardı. Tam bir dakika... Kapıyı açtı, dışarı çıktı, arabasına doğru yürüdü. Bagajı açtı, onu aldı, dışarıya çıkardı. Eve doğru yöneldi. Salonun tam ortasına yerleştirdi. Saatini kontrol etti, tam 24’tü. Ellerinin titrediğini fark etti... Önce ipin düğümünü çözdü. Paketi açmaya başladı.

Büyük karton kutunun üstünü açtığında o notla karşılaştı. Üzerinde şöyle yazıyordu ‘Oğluma... 30 yaşına geldiğinde beni anlaman için’... İşte tam ona geldiği saatte, O da ona gelmişti....

Paketi yıllardır saklıyordu, hiç açmadan... Dedesinin vasiyeti ile birlikte kendisine verilmişti. 30 yaşına geldiğinde açmalısın, o böyle istedi denilmişti. Yıllardır 30 uncu yaş gününü beklemişti. İşte bu doğum gününde, bu onsuz anıların dolduğu evde, ilk kez onunla birlikteydi. Notun altında ‘bu’ mektubu gördü. Onun için yazılmıştı...

'' Beni anlaman için... Kim bilir nerede ve kimlerlesin, ben gideli çok oldu... Gözlerini, bakışlarını, saçlarını, boyunu, posunu merak ediyorum oğlum. Bu gün bana hediye edilmiştin, tam bu gün bu saatte, 30 yıl önce... Sen benim yaşamımın güneşiydin, senin doğ’duğun o günkü aydınlığı hiç bir mutluluk sunmadı bana. Minik heyecanlı ellerin umudum, billur tenin yarınım olmuştu.

Biliyorsun ki çok uzun zamandır birlikte değiliz, bugün yanında olmak istedim. 30 uncu yaş gününde sana anneni hediye etmek istedim. Bu kutunun içinde senin için hazırladıklarım var. Tüm yaşamımdan senin için biriktirdiklerim...

İlk karşılaşacağın resmim olacak, sanırım sen bu resmi hiç görmemişsindir. Resmime ve gözlerime iyi bak. Gözlerimdeki ışık seninle gökkuşağı renklerine büründü. Gülümsemem senin tazeliğindir.

Resmimin altına patiğini koydum, kundağın, giydiğinde bir penguene benzediğin uyku tulumun...

Sonrası ise bana dair...

O defterlerde notlarım var yavrum. Kimi aceleyle karalanmıştır. Hayatın telaşına onların da karışıp, akıp gitmesine izin vermedim. Anlık yazılan minik notlar... Yakalayabildiklerim... Işığım olmuşlardı, sana da tutsunlar istedim. Çok özel bir iki kitap ayırdım senin için, altlarını çizdiğim önemli satırları olan. Onlarda beni ararken yorulmanı istemiyorum. Dileğim onlarda seni bulman...

Sana kendimi ve yaşadıklarımı uzun uzun anlatmayacağım. Ne yaşamın ne de kendimin bütününü görebilme becerisine sahip değilim. Sana sunduklarım parçalı bir bulmaca gibi gelebilir. Tıpkı yaşam gibi... Ancak beni çözmeye çalışmanı, parçaları birleştirmeni istemiyorum oğlum. Bütünde değil, parçalarda anlamım... Yaşamdan bulduğun tüm parçalar ise senin bütünün olacak...

Yaşamı da anlamak adına çok zorlama yavrum. Yaşam gerektiğinde sana anlatacaktır her şeyi. Kendine dair hiç düşünmeden, öylece bırak kendini...

Bil ki, annen mutlu yaşadı. Mutluluğun önce kendini sevmekle başladığını öğrendi. Kendini onaylamak, yaşamı onaylamaktır. Yarın sabah uyandığında berrak bakışlarınla aynaya bak, gördüğün yüz ne senden önce bir başkasına verildi, ne de senden sonra bir başkasına verilecek. O sana verilmiş bir armağandır... Başını hafifçe eğerek vereceğin selamı tüm evren alacaktır...

Seni seviyorum.... ''

Leyla Ayyıldız

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım