Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - ÇIĞLIK ÖYKÜLÜ KADINLAR - Gülşah

 

‘Gerçek bir yaşam öyküsüdür.’

 

Kirden rengi grileşmeye başlayan tül perdeyi aralamış, kalorifer peteğinin üstüne ellerimi koyup, dışarıyı izliyordum. Kar yağıyordu. Titreyen içimin ısınmasını bekliyordum...

 

Isındıkça gevşemiş, cama ‘hohhh’ yapıp, şekiller çizmeye, harfler yazmaya başlamıştım. En sevdiğim oyunlardan biridir bu, az sonra yok olacağını bile bile inadına oraya bir şeyler yazmak...  Su üstüne yazı yazmanın bir başka hali; gaz hali... Bir gerilim filminde seyretmiştim; tüm kurgunun şifresi olan kelime buharlaşmış banyo aynasına yazılmıştı. Kelime silindikçe kalp ritimlerimiz hızlanmış, sonunda da... İyi mi, anımsamıyorum şimdi. Sonunda ne olmuştu? Film bittiğine göre şifre de çözülmüş olmalı, okuması gereken kişi silinmeden görmüştür sanırım.

 

Benim harflerim de köşelerinden su damlası haline gelip, aşağıya doğru akmaya başlamıştı. En zayıf noktalarından eriyip giderek yok oluyorlardı. En zayıf noktalarından? Neden en zayıf?

 

Kafamda bin bir saçma sapan düşünce ile kar yağışını izliyordum. Kentin karanlık göğüne kar beyazı bir duvak örtülmüştü... Gelinliğiyle bu gece daha güzel bu şehir. Eyyy güzeller güzeli İstanbul, tüm cilvelerine rağmen, hatta tüm kaprislerine rağmen sana aşık olmamak mümkün değil. Yine esir aldın beni. Unuttum işte tüm gün çektirdiklerini; yolda kalan otobüsümü, kurtların bile inmeyeceği o soğukta saatlerce yürüyüp, yurda gelişimi...

 

O ikisi, yine oradaydı. Sokak lambasının sarı ışığıyla dans eden kar taneleri en çok ta onların üzerine düşüyordu... Saatin 22:00 olmasını bekliyorlardı yine. Ahh deli aşıklar, bu soğukta da olmaz ki... Üstlerini kar kaplamış, kar adam ve kadın olmak üzereler, hadi girin içeri, donacaksınız... Oğlan arada kızın atkısını düzeltiyor, üzerinde biriken karları silkeliyordu. Kız her zamanki gibi sırılsıklam, aşık aşık bakıyordu. Yok, bu sefer sırılsıklam değil, katı hali. Yani, yani kar hali işte...

 

Onları yaklaşık iki aydır her akşam bu saatlerde aynı yerde görüyorduk. Yurt kapısı kilitleninceye dek, bazen yarım saat, bazen bir saate yakın süre orada, öylece bekliyorlardı. Arada yurt bekçisinin azarını işitseler de, hepimiz alışmıştık onlara. Yurdun maskotu olmuşlardı, hatta olmadıklarında eksiklikleri hissediliyordu. Akşam saatlerinde yurt kapısı önüne asılan bir tür tabela gibiydiler.  Her giren çıkan onlara laf atıyor, onlar da bu şakalara karşılık veriyordu. 

 

Yurda en son giren kız oluyordu. Oğlan ise yolun karşısına geçip, onu bir süre daha bekliyordu. Kız odasına çıkıyor, oğlana el sallıyordu. Oğlan yavaş yavaş anayola doğru ilerliyor, köşeyi dönmeden yine geriye doğru dönüp, son kez el sallıyordu. 

 

 

.....

 

Ranzanın üst katından en usta inişimle aşağıya doğru süzüldüm. Herkes uyuyordu... Oda oldukça havasızdı, bir an için pencereyi aralamayı düşünsem de diğerlerinin üşüyecek olması beni bu isteğimden geri çevirdi. Komodinimden sabunumu, diş fırçamı ve macunumu aldım. Kapıyı usulca açıp, koridordaki gardırobumdan havlumu alıp, omzuma yerleştirdim. Sabah erken saatlerinde yurt tuvaletleri sakin ve temiz olurlar. Lavabo önlerinde uzun kuyruklar oluşmaması da cabası...

 

Onu gördüm... İsmini bilmiyordum henüz, ‘Günaydın’ dedim. En sıcak gülümsemesi ile o da karşılık verdi. Tanıdım onu, her akşam sevgilisiyle uzun süre yurt kapısında bekleyen kızdı... Uzun  boylu, uzun siyah gür saçlı, buğday tenli çok güzel bir kızdı. Türkan Şoray’ın gözlerine benzer gözleri vardı. Hem de aşk değmiş, ışıl ışıl gözleri... İsmi... İsmi; Gülşah’tı...

 

.....

 

İlerleyen günlerde sık sık karşılaşır olduk onunla. Ayaküstü sohbetler ediyor, birbirimize hal hatır soruyorduk. Her ikimiz de yurdun en erken uyanan kızları olarak, en çok ta sabah hazırlıklarımız esnasında karşılaşıyor, ağzımızda diş macunu köpükleriyle, son haberleri birbirimize iletiyorduk.

 

Yurda geç kaldığım zamanlar kapının önünde yine onlarla karşılaşıyordum. Aralıksız her gün oradaydılar. Sevgilisiyle mırıl mırıl bir şeyler konuşuyor oluyorlardı. Yanlarından geçerken o muhteşem tabloyu bozmamak için hafifçe başımı eğip, selam veriyordum.  Birbirlerine çok yakışıyorlardı...

 

.....

 

Yine bir sabah lavaboların olduğu bölümde onunla karşılaştım.

 

Yüzüme su çarpmış, aynaya bakıyordum. Onun aynadaki aksini fark ettim. Boy aynasının önünde sağa sola dönüp, kendisini inceliyordu. Geceliğinin eteğini vücuduna yapıştırıp karnına  doğru bakıyordu. Yüzüne tatlı bir pembelik vurmuştu. Yeniden gözlerine doğru baktım. Gözlerinde ‘kaygı’ yı gördüm. İrkildim... Yok canım, daha neler... Mahrem bir anı istemeden görmüşcesine kendime kızıp, başımı çevirdim. Sustum... Bir şey soramadım. Kaygı dolu bakmamaya çalışarak yanından ayrıldım.

 

O günden sonra Gülşah’ı nerede görsem, karnına takıldı gözlerim. Korkuyordum...

 

....

 

Bir gece yarısı, bir gece yarısı kan uykumdan koridordan gelen çığlıklarla uyandım. Birileri, bir yerlere koşuyorlardı. Tanrım neler oluyordu? Hepimiz dışarı çıktık. Kızlar haykırıyor, ağlıyordu. Merdiven başına bir kalabalık birikmişti. Birisinin kucağına yığılmış genç bir kız gördüm. Duru yüzü kireç beyazı renginde, masum gözleri fersizdi. Kalabalığa doğru bakıyordu. O da şaşkındı. ‘Gülşaahhhh!!’ diye haykırdım.

 

Gülşah, Gülşah... Gülşah’a ne olmuştu? Gülşah gidiyordu. Gülşah’ın beyaz geceliği kanlar içindeydi.  

 

....

 

Okullarımıza gitmeyip, ondan gelecek haberi bekledik. Dualar ettik, göğe doğru yakardık. Gülşah ölmesindi, o daha çok küçüktü. Daha neler, ölüm yakışır mı genç bir kıza. Gitme Gülşah... Lütfen kal Gülşah...

 

Haber geldi...

 

Gülşah gitmişti...

 

Ahhh... Onu bu kadar seven biri varken, daha okulunu bitirmeden, daha gelinliğini giymeden, gidilir mi Gülşah?

 

Hepimiz uzun süre toparlanamadık...

 

.....

 

Allah’ım o hala orada, aylardır hala kapının önünde. Her akşam yine geliyor buraya. Onu böyle görmeye dayanamıyorum. Gülşah yok, lütfen git... Gülşah öldü, n’olur git... Bahçenin demir korkuluklarını kıracak neredeyse. Yine haykırıyor; 

 

‘Gülşaaahhh, Gülşahhhhhhh’ 

 

Akli dengesini yitirdi. Okulu bitiremedi...

 

Gülşah gitti...

 

O bitti...


 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım