Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - ÇIĞLIK ÖYKÜLÜ KADINLAR - Gümüş

 

 

Kimilerinin öyküsü karbon kağıdından çıkmış gibi birbirine benzer, sıradan görünür. Oysa, o çok bildik görünen öykülerin bile, gecelerinin sefil karanlığına gizlenen başka başka çığlıkları vardır.

Eviyenin içindeki bulaşıkları durularken, soğuk sudan elleri donan birinin iç çekişine gizlenmiştir bazen bu çığlıklar. Bazen, gecenin tam orta yerinde çöp kutusunu deviren bir kedinin çıkardığı sesten başka hiçbir sesin duyulmadığı anda, pencereden bakan yapayalnız birinin sigarasının yanıp sönen ışığına gizlenmiştir.

Kimi çığlıklar, yorgana sıkıca sarılıp, eve geç gelen kocasının ayak seslerini duymaya çalışan, yarı uykulu bir bedenin soluğuna gizlenmiştir. Kimi, ertesi gün yapacağı sunum için hazırlıklar yapan, masa üzerine eğilmiş yorgun bir vücudun söylediği, ezberlenip, tekrarlanan cümlelere saklanmıştır.

Kimi; bir diskotek çıkışı, rimelleri akmış kirpiklerinin ardındaki göz bebeklerinden yansıyan dibine kadar hüzne batmış buğulu bakışlarını; pırıltılı kıyafetlerinin ışıltısına gömüp, patlayan flaşlara 'çekmeyin' diyen sesin içine gizlenmiştir. Kimi; kalabalığın en orta yerinde kendini yapayalnız hissedip, monitördeki yanıp sönen takma isimlerle dertleşen birinin klavyesinden dökülen harflere gizlenmiştir.

Kimisi de, bir televizyon dizisini ailesiyle birlikte izliyormuş gibi yapıp, tırnaklarını geçirdiği kucağındaki kırlentin içine saklamıştır çığlıklarını.

Ne kadar insan; o kadar çığlık.

Ne kadar insan; o kadar öykü.

Hepsi birer yaşamlık öyküler... Hani; tüm zamanlar içinde, bir kelebeğin ömrü kadar bile yer tutmayıp, bir hayat kadar uzun olan öyküler. Hani; çoğunun anlatmadığı, bazılarının anlatamadığı, ağzı sıkıca kapatılmış bir küfenin içinde, çekip gidilen yere götürülen öyküler.

Bazen bir günlüğün sayfalarında, bazen bir fotoğrafta, bazen bir yazmanın el işi oyasında, artlarında bıraktıkları sandıklarda izleri aranan öyküler.

.....

 

Hayvanların çan sesleri uzaklardan gelmeye başlamış, dağlardan efil efil gelen kekik kokusu, köyün tüm horozlarını uyandırmıştı bile. Güneş yeniden, yeni taze bir günün üzerine doğuyordu.

Kan uykundan kalk Gümüş, hadi uyan. Uykunun en güzel saatlerini iki kilo süte sat. Gün seni bekliyor, kalk Gümüş, davran artık.

 


.....

Pazen iç gömleğinin üzerine çiçekli basmadan şalvarını geçirdi, sırtına yeleğini giydi. Derme çatma tahta basamaklardan sekerek, alt kata, ahıra indi. Helkenin dibindeki su ile Yamalım'ın memelerini ıslattı. Önce, bir meme ucunu sıktı, sonra ötekini. Bir birini, bir öbürünü. Sonra diğer ikisini. Sütü azalmaya başlamıştı hayvanın, hırçınlaşmadan altından çekti helkeyi.

Ahırın kapısını araladığında, köyün hayvanlarını toplayan çoban da evin önüne yaklaşmıştı. Nasıl da biliyor Yamalım, nereye gideceğini. Tıpkı insan gibi. Akşam da yine evinin yolunu kendisi bulacak. Bir keresinde başka bir inekleri vardı da, komşuya satmışlardı, aylarca hayvan her akşam yine kendi evlerine gelmişti. Her seferinde ağlaya ağlaya, zorla, çeke çeke götürmüşlerdi yeni evine. Ağlar mı hayvan? Hem de nasıl ağlar; böğüre böğüre ağlar.

.....

Küçük kadın, hadi çık bakalım ocak başına. Yak bakalım şu ateşi. Bakalım, nefesin yeterince güçlendi mi, bu sefer ateşi yakmayı becerebilecek misin? Hadi, akşamdan küllerin içine sakladığın o koru bul ve olanca nefesinle üfle. Üfle, üfle... Tek bir kibrit çöpünü boşa götürmemek için üfle. Ülkenin her yerinde savaş ve açlık varken, kibrit bulmak kolay mı? Kocanın hala başında olmasına, sağabilecek bir ineğin olmasına dua et. Hadi, dakikalar sürecek olsa da üfle şu ateşi ve yeniden canlandır. Üzerine attığın çalı çırpıyı yak ve bebeklerin uyanmadan, şu sütü kaynat.

Hadi.. Dalma uzaklara, kaçırma gözlerini kaybolmuş çocukluğuna. Sakın ola ki isyan etme. Biliyorum, daha on beşindesin, ilk adetini görmeden, on üçünde girdin kocanın koynuna. Akranların sokaklarda bezden top peşinde koşarlarken, sen elinde tokucak dere kenarında bebeklerinin bezini dövüp, sakız gibi yapmayı öğrendin. Biliyorum bazılarının çığlığı dağlara vurur, vurur da, aksi yine geri döner, kendisine gelir; bir de o acıtır canını. Sus, hayıflanma, sakın ağlamaya kalkma. Dedim ya, şükret ve dua et.

Git şu elini yüzünü yıka bir hele. Saçın başın kül pas oldu. Ateşi kibritsiz yakmayı yine başardın, büyüyorsun. Sakın ola ki, gece olunca birkaç parça közü, küllerin arasına yeniden gömmeyi unutma. Yarınına hep bu gününden hazırlanmalısın.

.....

Az sonra tarlaya gideceksin ve bu Ağustos sıcağında sararmış başakları orakla biçeceksin. Güçlü olman lazım. Yumurtan taze, onu ye, sütünü de iç. Bebelerini de doyur. Kızlarının altına toprak bez bağlayacaksın ve bir ağacın gölgesinde sessizce işinin bitmesini bekleyecekler. Onlar da yazgılarına çoktan razı.

Bir de türkü tutturacaksın;
 


'Ilgıt ılgıt esen seher yelleri,
Esip esip yare değmeli değil,
Ak elleri elvan elvan kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil.

Bir bölük turna da havada uçar,
İner engininden bir bade içer,
Esen seher yeli göğsünü açar,
Yar göğsün bendleri düğmeli değil'
 


Ahmet'in de akşama birkaç keklikle avdan dönerse, ne mutlu size. Ateşin üzerinde çevrilmiş keklik hiç de fena olmaz hani. Akşama kadar bunu düşle, yeter sana. Hadi, 'Rast gele' de ki kocana; rast gelsin işi.

....

Günler böyle geçer. Ülke savaş ve yokluk içindedir. Aynı kaderi paylaşan iki minik kız çocuğu da anneleriyle birlikte büyürler.

Bir gün ufaklıklar kapı önünde oynarken, evin içinden bir patlama sesi duyulur. O sırada samanlığı toparlayan Gümüş, sesi duyup, içeriye koşar, kocasının baygın bedeniyle karşılaşır. Ahmet silahını temizlerken, tüfeği patlamış, sol eli bileğinden kopmuş, et parçaları duvara yapışmıştır. Ortalık kan revan içindedir. Kireç gibi olmuş yüzü ile Ahmet'inin bileğine çaputlar bağlar, kanı durdurmaya çalışır. Sesinin olanca gücüyle pencereden komşularını çığırır, sıhhiyeye seslenir. Komşular seğirtir, sıhhiye koşar, kurtarırlar Ahmet'i. Elini bileğinden keserler; canlı canlı, hiç uyuşturmadan.

Tek eliyle artık avcılık ta yapamaz yiğidi. Askere de gidemez. İstanbul'un yolunu tutar bir gün. Taşı toprağı altın İstanbul'a varacak, oradan çoluğuna çocuğuna tohum parası, gübre parası gönderecektir. 'Bekleyin beni' der, 'Ekmek paramızı kazanıp geleceğim.'

.....

Yıllar geçer, her ay bir mektup alır Ahmet'inden, bir miktar da para. Mektupları koklar, hasretini dağıtır. Özlem buram buramdır. Yalnızlık desen, en dibine kadardır. Bir başına iki kız çocuğunu büyütmeye çalışır.

Köye gelen her postada yüreği bir kez daha sıkışır. Bir gün, kenarı yanık bir mektup alır Gümüş. Yanık mektubu bilir misiniz? İçine kişinin kimlik bilgileri yazılan ve kenarı yakılan mektubu... 'Ahmet'in öldü' demektir bu. 'Ahmet'in öldü Gümüş, bekleme artık. Git dağlara haykır, git taşlara oku ağıtını. Ahmet'in artık dönmeyecek Gümüş.'
 


'Acı ölüm, genç ölüm,
Bu nasıl gitmek gülüm,
Kara haber tez duyulur,
Kırdın kanadım kolum.

Giden yolunan gitti,
Esen yelinen gitti,
Feryadı bizde kaldı,
Solan gülünen gitti.'
 


Sus, yeter, ağlama artık. Tek, sen misin sanki? Bu köyde kaç dul çocuk var biliyor musun? Sen de onlardan biri oldun işte, hepsi bu. Kaç kişi dönebildi ki seferinden. Sus artık!

.....

Gümüş, tek başına yaşam mücadelesi verir. Kimsesiz, bir başına, ana yok, baba yok. Tek bir kızkardeşi var; o da hayırsız bir kocanın elinde. Dağlı, odun gibi bir adam işte, ona 'kocam' diyor ya, ondan da hiç hayır yok.

Yine de kendini bırakmaz Gümüş. Taşı sıksa suyunu çıkarır, çocuklarını büyütür.

Bir gün evli barklı komşusu, üzerinde basma şalvarı, elinde kızıl toprak testisi ile çeşmeden dönen güzeller güzeli Gümüş'e hayran hayran bakar. Neden dikti bu adam gözlerini böyle? Kızcağızın ayakları birbirine dolaşır. Göz koyar adam Gümüş'e, haberciler gönderir, gözü hep Gümüş'ün üzerindedir. Karısının üstüne kuma almak ister.

Gümüş, varmaz önce. Adam, allem eder, kallem eder, karısını da kandırır Gümüş'ü de. Çaresiz, Gümüş varır adama.

Ahmet'i gibi değildir adam, Ahmet'iyle yaşadıklarını yaşayamaz bir daha, yiğidine hissettikleri gibi değildir Gümüş'ün duyguları.

Kendi evinde yaşar yine, kuması ise bitişik komşusu... Birbirlerini görünce başlarını eğerler, aralarında gizli bir sessizlik anlaşması vardır, hiç konuşmazlar; kaderlerine boyun eğiştir bu. Birbirlerinden nefret de etmezler. İkisi aynı zamanda hamile kalır. Aynı zamanda, aynı adamın çocuğunu başka başka kadınlar olarak doğururlar. Gümüş'ün bir oğlu olur.

.....

Oğlan tüm gece Gümüş'ü uyutmamıştır, gergindir Gümüş. Hem de çok gergin. Kızları ile birlikte ekmek tahtaları üzerinde ekmek elemektedirler. Kızlar da ne kadar beceriksiz bugün. Her şey aksi, her şey üzerine üzerine geliyor. Zaten, adam Gümüş'ün boş arsasına taktı, alacak elinden, üzerine de bir ev yapacak. İstemiyor bunu Gümüş, defalarca reddetti, adam ısrar edip duruyor. Şu kızların tek geleceği o arsa, Ahmet'inden kalan tek yadigarı o. Vermeyecek Gümüş, asla vermeyecek. Bu kızlar da habire yakıyor sacın üzerinde yufkayı, Gümüş kızıyor artık, öfkesi kabardı iyice, söyleniyor. Oklavayla ellerine, ellerine vuruyor kızların. Hırsını kimden alacağını bilemiyor. Bu kadarına da hakkı olsun ama, ondan daha fazla çocukluk yaşadılar. Oğlan da bir yandan çığlık çığlık ağlıyor.

Gümüş, burnundan soluyor, çıldırdı artık, yetti gayri. Bir koşu dikiliyor adamın karşısına. Haykırıyor, 'Bitti, git' diyor. 'İstemiyorum seni.' 'Ben sana, bana göz kulak ol diye sığındım, elimdekini avucumdakini al diye değil'. 'Giremeyeceksin bir daha evime, almayacağım seni koynuma' diyor. Almayacak ta... Kararlı...

O günden sonra adamı nerede görse başını çeviriyor. Kuması ile arada fısıltı ile konuşup, bahçe duvarından birbirlerine pişirdiklerinden verseler de, adamdan hep uzak duruyor. Oğlan iki eve de uğruyor, iki evde de büyüyor.

.....

Gümüş yine yalnız. En kadın çağları oysa... Hayat zor, çok zor.

Kız kardeşini de kaybediyor bu ara. Gerisinde beş tane çocuk bırakarak, hastalıktan bakımsızlıktan ölüyor kadıncağız. Kız kardeşinin kocası sefil, çocuklar sefil. Gümüş çaresiz.

Bir iki yanlarına uğruyor, evlerini temizliyor, olandan pişiriyor, yediriyor. Hepsine yetişemiyor Gümüş. Çocuklar bakımsızlıktan ölmeye başlıyor. Kız kardeşinin ardından birer birer gidiyor bebekleri. Bir, iki, üç... Hastalık, yokluk, açlık... Birer birer...

Tüm köylü baskı yapıp, eniştesiyle evlenmesi için ısrar ediyorlar. Varır mı o dağlıya Gümüş. Hem de hakkında bu kadar çok şey söylemişken. Tükürdüğünü yalar mı.

Kader yine bildiğini oynuyor. 'Asla olmaz' dediği yine oluyor. Çocukları kurtarırım düşüncesiyle, adamı da, kalan çocukları da evine alıyor. Beğenmediği adam Gümüş'ün kocası oluyor. Yine de kurtaramıyor çocukları Gümüş, tek bir kız çocuğu sağ kalıyor. Telef olup, gidiyor diğerleri.

.....

Gümüş'ün Ahmet'inden olma kızını, zorla erkek kardeşine alıyor yeni kocası. Kendi kızıyla bir de elti oluyorlar. Bir bu eksikti. Kızının da yazgısı bozuldu işte. Kızı da, yeni bir Gümüş olacak. Önüne geçmek imkansız, hayat hızıyla akıp gidiyor, onları da sürüklüyor. Gümüş'ün pırıltısı ise; kendisine dahi yetmiyor.

....

Yıllar yıllar böyle geçiyor. Kocası yaşlanıp, ölüyor. Gümüş diğer kızını da evlendiriyor, oğlunu da. Gelini kim mi? Kız kardeşinden kalan tek kız çocuğu! Bu köydeki tüm kızların öyküleri çığlık çığlık. Gümüş gelini ve oğluyla kendi evinde yaşıyor. Akraba evliliğinden olsa gerek, çoğu torunu sakat doğuyor. Sırayla ölüyorlar onlar da. Defalarca torun acısı görüyor.
 


.....
.....

Annemle birlikte oymalı, ceviz ağacından, naftalin kokulu sandığı aralarken; bahar dallı, iğne oyalı yazmasını bulduk. Bir de yanında gümüş tel vardı. 'Gümüş'ün bunlar' dedi annem, 'Anneannemin' ...

Öyküsünün tümünü o zaman öğrendim. O, benim ebemdi; yani anneannemin annesi. Çocukken 'Benim anneannemin annesi yaşıyor, biliyor musunuz?' diye gurur duyduğum ebem. Çok değil, bundan on sene evvel, 1995 yılında, yüz küsur yaşında vefat etti. İsmi Raziye Gümüş'tü. Torununun torununu gören ender insanlardan oldu. Ölmeden evvel hala zekası gün ışığı kadar berraktı, süt dişleri yeniden çıkmaya başlamıştı, kimseye muhtaç kalmadan ayrıldı bu dünyadan.

Öyküsünün her çığlığı doğrudur. Oklavayla eline vurduğu kızı; anneannemdir, çok mutlu bir evlilik yapma şansına erişmiş, köyün nadir kadınlarındandır. Elti olduğu kızı olan büyük teyzem ise; çok genç yaşta eşini kaybetti. Bir daha hiç evlenmedi. Anneannem de, büyük teyzem de hala kendi işlerini görür, hala ayaktadırlar, hala o köyde yaşarlar. Allah onları başımızdan eksik etmesin.
 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
Ozzzzz / 15/04/2005 3.58.08

çok hisli..
baştan sona okudum..
anadolu kadını erklidir ya,
'hayat' hiç kimseye adil değil !..


yüreğiniz susmasın..
sevgiler..




Rebeka Behar / 15/04/2005 6.01.54

ok ... kisaca soyle diyip geceyim leyla: bu simdiye dek okudugum en guzel yazindi. deneme filan diil, dupeduz yaziydi iste.

aklima gelmisken, cem'in yazisinin altina da yazdiydim. sen anladigim kadari ile cok iyi bir fotografcisin. yazilari da boyle fotograf ceker gibi yazinca kendi sesini buluyorsun bence. "yazar" gibi yazmayi, melodrami filan bosver. sen fotografci gibi yaz. simdi hem yeni fotograflarini hem de fotograf gibi yeni yazilarini bekliyorum. sevgiler.




Nadya Alpkonlar / 15/04/2005 7.48.29

Çok güzel bir Y A Z I !

Konu: yürekler A C I S I !

Çok etkilendim.

Maalesef bu tür "acılara" her köyde hala rastlanıyor.

Ellerine sağlık!
Sevgiler.




Kutay / 15/04/2005 9.29.06

Artık büyük kentli olan bizler, köklerimizin yaşadığı sefaleti ve acıları belki yaşamıyoruz. Daha doğrusu farklı acıları da bizler yaşıyoruz. Fakat bu yazdığın öykünün benzeri Anadolu'nun köylerinde hala yaşanmakta..
yazın çok güzel ve akıcı. kutlarım. Eline, yüreğine sağlık..Varolasın




Ters Köşe / 15/04/2005 9.37.46

yüreciğine sağlık..




Guendalina / 15/04/2005 9.42.38

Leylacıgım, bence de yazın harika..
Ancak dunku fotografına bay, bay, bayyyyıllldııımmm.. Ve hatta izin verirsen bir kopya bana bastırtabilirmisin ya da buyuk formatta mail eder misin? Nasıl İstanbul kokladım anlatamam.. Bugunku guvercinler de cok guzel .. Ama arkadaki Rolex'i cok sevemedim.. Dun ku muuhtesemdi.. Ve dahası gel ortak bir calısma yapalım, beraber bi fotograf sergisi acalım.. Kafalar da paralel gozukuyo, bakıslar da .. hayatın bize yaptıgı cilveler de ..gibi.. gibi.. Yarın konusalım .. mı?




Gülten / 15/04/2005 9.53.56

Çok duygulu,çok gerçekci,çok çokk çokkkk güzel bir yazıydı.
Teşekkürler.




Rebeka Behar / 15/04/2005 9.57.24

onlar serce :)




Gulumse / 15/04/2005 11.18.08

İçimi sızlattın Leyla, aşk olsun sana.
Dokundun tam bam telime :((

Sevgilerimle.




Zumrut / 15/04/2005 12.24.12

Gerek resimleriniz, gerekse yazınız için ellerinize ve yüreğinize sağlık... :)
Yazınızı okurken hiç ağlayacağım yoktu, gözlerimden yaşlar akıttınız... :..)
TEŞEKKÜRLER....




Seda Demirel / 15/04/2005 12.24.32

aman da aman... altın kızları görseniz oturup kendi derdinize yanarsınız. hüzün elbette var. KUŞAKLAR BOYU yaşam hikayesi biriktirip de hüznü içermeyenine denk gelen varsa beri gelsin. hepimizin 3 4 kuşak gerisine bir sarıverin teybi, neler dökülür. anlatımın çok etkileyiciydi Leyla. Ellerine sağlık. altın kızlara gelince; tü tü tü..maşallah!...
diz ağrısı dışında bir şey yoktu onlarda.
1'er metrelik dünya sevimlisi kadınlar!
Ellerinden öpüyorum (annenin de elbette)




Mülteci / 15/04/2005 12.42.32

(vestana1)..işte bu ya leyla can!..kelimeleri ben görürüm,işitirim!..rebeka nın dediğnce yazarsan,''..seni kımse tutamaz!!..''




Tuğba Çamlıbel / 15/04/2005 12.56.56

Kim ne derse desin ben seni profesyonel bir yazar olarak görüyorum. Bence çok başarılısın. Yazını okumaya başladığımda kendi yazdığım anneannemin hikayesi geldi hatırıma. Dediğin gibi ne çoklar aslında. Ve ne kadar yakınlar bize.

Şimdi düşünüyorum da bizim çığlıklarımızı duyacak mı birileri acaba? Hissedecek mi?

Seni bu yazınla ayakta alkışlıyorum...Ve birgün yazılarını okumaktan mahrum kalmamak için dua ediyorum...

Sevgiyle kal...Kalemine nazar değmesin...

(Bu arada dünkü fotografının iznin olursa yaglı boya tablo çalışmasını yapmak istiyorum...)






Suna Kelesoglu / 15/04/2005 14.00.50

Sevgili Leyla,
Uzun suren bir ayriliktan sonra KMsini ilk kez bugun okuyorum. Ellerine saglik. Sen hep boyle yazmaya devam et. Duru kiz beni cagiriyor, gitmem lazim. Selam ve sevgilerimle...




Tuğba Çamlıbel / 15/04/2005 14.47.17

Leylacım bana soyadımla hitap etmeyi bırakırsan sevinirim. Tuğba desen daha mutlu olurum. Bu birrrr...

İkincisi...Deli misin seve seve yollarım:)))

İnşallah başarılı olurum resimde.
Ama uzun vadeli olur biraz sabredeceğiz..
Elimde 2 tane tuval var bitirmem gereken...
Sevgiler kere sevgiler ....




Arabe / 15/04/2005 15.22.53

Leylacim bu gunun anlam ve onemine binaeleyn (ulen nasi yaziliyodu bu yaw..:-(( neyse iste, yazin cok huzunlu kacmis. Ama nefis nefis. mukemmel ifadeler var yazida. Tam KMD'lik olmus. Basta oyku sandimdi ama sonunda aile yakinlarini anlattigini anlayinca saskinligim bir kat daha artti. Seda'yi da "altin kizlar" i tanidigi icin kiskandim..:-)))) cok ama cok guzel cumleler nefis bir anlatim... ben cok begendim bu yazini... ellerine cokca saglik...
sevgimle...




Mete Kaynaroğlu / 15/04/2005 15.26.49

Evet... iç acıtıcı öyküleri ile Anadolu insanının yaşanmışlıkları bunlar. Bunu sizin kaleminizden okuduğumuzda her zamanki gibi olumlamayla bitiriyoruz sonucunu.

Güzeldi... sevgiler.




Arabe / 15/04/2005 15.30.20

asagidaki fotografi yeni gordum leyla... inanilmazsin ha! Hani altinda imzan olmasa Ara Guler diye yuttur. o kadar yani!!! bu is seni sarmis iyi de olmus cok guzel fotolar bunlar (bi oncekinde de ayni seyi dusunmustum)...
brawwoo...




Eniste / 15/04/2005 16.02.41

Çok güzeldi LA, ellerine sağlık...




Cemal Atasoy / 15/04/2005 20.01.30

Çok teşekkür ederim, sevgiyle :)




Emenem / 15/04/2005 22.44.04

binlerce insan binlerce hikaye .. güzeldi ..teşekkürler..




Falcinur / 16/04/2005 0.16.00

Sevgili Leyla inan yazılarının içinde beni en çok etkileyen bu seferkisi oldu. Belkide bana bir takım özel şeyleri uzaklardan hatırlattığı için diye düşünüyordum ama bu da yeterli değil, cidden yazının tonu ve rengi o güzelim fotolarının kompozisyonuna eş değerde olmuşlar. Fotoğraf delisi olduğumdan olacak bir başka sevdim çalışmalarını. Kıskandım demiyom yani yannış annama tamammı :)))) Evet Arabımız çok haklı, Ara Güler'lik bir eser bugünküsü. Gerçek yaşamdan bir o kadar da keskin acıların sunuldukları yazın için candan bin teşekkürler Leyla. Sevgilerle.




Mutesabih - Celal Kılıç / 16/04/2005 9.56.47

Hayatın en lezzetli bölümü; kimseye minnet borcu bulunmadan direkt kendi istemlerinle hareket etme durumudur. Bir bakıma da bu durum; belki de özgürlüğün bir türevidir. Buradan yola çıkacak olursak şayet, hem söyleyenin hem söylenenin en saf ifadelere sahip olması, fiilinin ve failinin samimi olduğu bir serencama mevzunun intisap etmesi, "yalnızca doğruyu arama" amacına son derece uygun düşmektedir. Başka bir zaviyeden olayı yorumlamak mümkün olursa; Madde planındaki haz kaynaklarının insana güneşten, yakuttan hatta zümrütten bir parça gibi görünmesi bütün his atlasını darmadağın etmesi ancak miadı dolduğunda tıpkı Ceneviz marifetinin zatınızın takdiminde resmedilmesi gibi, sis helezonlarının arasında silinip gitmesi, ardından yalnız ve biçare bir tatminsizlik ortaya bırakmasıyla eşdeğerdir. Ancak kelamın günümüzdeki yegane güçlerden birisi olduğu bilinciyle bu yazının sahibine anlatmak istersek bir kaç şey, diyebiliriz belki de; bahsettiğiniz konuların alt yapısını dizayn eden his atlasınız, okunduktan sonra okuyan üzerinde tesiri bütünüyle vakıa halini alan bir tercümeye dönüşmektedir. Eminim ki; fikir atölyenizde kamus çaplı bir kitabı icad etme çalışmalarınız varlığını idame ettirmektedir. Çünkü yazılarınız aracılığı ile numunelerini temaşa ettiğimiz his atlasınız çok daha büyük çaplı gayretleri müjdelemektedir. Gayretlerinizin nusretle kuşatılması temennisiyle...




Metin Öz / 16/04/2005 12.18.09

Sevgili leyla, başarılarının devamını diliyorum. Yeni yönlerini keşfetmen ve bu yönlerle ilgili ürün vermen bir dostun olarak beni heyecanlandırıyor ve gurur veriyor. Fotoğraf için teşekkür ederim masa üstüne attım ama çözünürlüğü düşük olduğundan dağıldı soyad ad@yahoo.co.uk. e-mail adrese gönderir sen sevineceğim ……sevgi ile kal…( kusura bakma yorum sayfasına ancak bugün yazı yaza bildim)




Bilgeninelkitabi / 16/04/2005 13.37.05



selamlarım...








Neseli / 16/04/2005 15.56.14

MErhaba bak geldim üstelik kayıt bile oldum :)))
yazını okumakla beraber fotografına da baktım.. cok guzel yazmıssın.... simdilik bukadar .. bir daha ki sefer yorumlarımla geleceKim...




Falcinur / 16/04/2005 16.39.35

Estağfurullah Leyla'cım, tüm samimiyetimle söylüyorum hakediyorsun o güzelim emeklerini teşerrüflendiren mesajları.. Bal gibi bir hafta sonu dileklerimle.




Filiz / 17/04/2005 15.37.16

Sevgili Leyla, Ciglik oykulu kadinlar her cagda, her yerdeler. En modern sehirlerde veya adi unutulmus koylerde. Hepsinin yarasi degisik bicimde. Cok duygulandim okurken ve bu yazini muhtesem buldum. Bir cok sey gozumde canlandi. Yuregine saglik.




Nur Aykanat / 17/04/2005 17.29.00

Sahici olan hersey gibi cok guzeldi yaziniz, tesekkurler Leyla Ayyildiz.




Halil Taşkın / 20/04/2005 18.07.11

Leyla HANIM, PARDON Ebesının kızı Merhaba, su gıbı akıcı, sut gıbı katkısız, yayla havası kadar temız bır hayat ve onun celık ıradesı. Ama caresızlıkler karsısında erıyen bır ırade. Bır donemın tam yansıması. Anadolu nun yasadıgı hatta kısmende olsa yasamaya devam ettıgı bır gercek. Kutlarım Leyla, pardon ebesının kızı.

Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım