Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - ÇIĞLIK ÖYKÜLÜ KADINLAR - Piraye

 

 

Pötikare iş elbisemin kollarını sıvadım. Muşambadan yapılmış önlüğümün askısını boynuma geçirip, arka bağcıklarını bağladım. Ellerimi su dolu leğenin içine sokup, içindeki çay kaşıklarını dairesel hareketlerle karıştırdım. Ellerimin üzeri çatlaktı ve çamaşır suyu katılmış bu su, canımı acıtmaya başlamıştı. İrkilerek, ince, tiz bir çığlık attım. Parmaklarımı musluktan akan suya tuttum. Leğenin içinden bir tane kaşığı göz hizama kaldırıp, sağ yanımdaki pencereden gelen güneş ışığına tuttum. Yeterince temizlenmişti. Her gece kaşıkları ağarmaları için bekletiyordum.

 

Kaşıkları alıp, eviyenin içindeki diğer leğene aktardım. Tezgahın kenarında duran cam bardakları da ıslattım. Musluğu açtım, çay kaşıklarının  üzerlerindeki çamaşır suyu arınıncaya kadar, defalarca duruladım. Musluk suyu elimdeki sızıyı biraz olsun azaltmıştı.

 

Dışardan telaşlı sesler gelmeye başlamıştı. Arkama dönüp, tezgahın arkasındaki duvarda asılı saate baktım. Saat, tam sekize beş vardı. Tek bir gün bile geç kaldığını görmemiştim. Bazen yarım saat, bazen beş - on dakika erken gelirdi ama asla geç kalmazdı.

 

‘Bir gün geç kalsan; senin de bizler gibi bir insan evladı olduğuna inanacağım.’ diyerek, kendi kendime mırıldandım.

 

Pencereye yaklaşıp, şoförünün arabadan inişini, arabanın etrafında panikle dolanışını, onun oturduğu sağ arka taraftaki kapıyı açışını izledim. Ne derisi olduğunu bilmediğim, asla da bilemeyeceğim şık ayakkabıları çıktı arabadan önce. Sivri topuklarıyla otopark zeminine kuvvetlice bastı. Etek boyu diz altında olan turkuvaz mavisi bir döpiyes giymişti. Boynuna ipek olduğunu düşündüğüm bir şal dolamıştı. Şalından yansıyan güneş ışınları, pahalı bir markanın reklam panosundaki neon ışıkları gibi yanıp, sönüyordu. Saçları dalgalı olarak fönlenmişti.

 

Duvardaki aynama bir kez daha baktım. Ellerimi eteğime kurulayıp, iş önlüğümün yakasını düzelttim. Saçlarımın üzerinde parmaklarımı tarak gibi gezdirdim, başımı biraz yukarı kaldırdım. Onun giydiği kıyafetler bende nasıl dururdu acaba.

 

Sert bir ifadeyle etrafında biriken kalabalığa bir şeyler söyledi. Yanındaki güvenlik görevlilerinden biri hızlıca başka bir yöne doğru koşar adımlarla gitti. Bir şeyler sipariş ettiğini düşündüm. Kapıdaki görevliler ve diğer güvenlik elemanları onun etrafında bir kortej oluşturarak yürümeye başladılar. En önde giden oydu.

 

Ayakkabısının sivri topuğunu sert bir şekilde vurarak yürüyordu. Kafası; diğer insanların tuttukları açıdan daha yukarı doğruydu. Gözlerini yine kısarak ufaltmıştı ve her zamanki gibi öfkeli görünüyordu. Bunu hep yapıyordu, bu bir meydan okumaydı. Herkes fark etmeliydi; o gelmişti.

 

Topuklarını hızlıca yere vururken, tepesindeki saçları bir horoz ibiği gibi yukarı, aşağı sallanıyordu.

 

‘Tıpkı bir horoz ibiği gibi’ dedim, sonra bu düşünceme kıkırdadım.

 

Az sonra mutfağın önünden geçecekti ve beni her sabah kapının önünde görmek istiyordu. Bu başkaldırmış gülümsemeyi fark etmemesi için, alt dudağımı dişlerimin arasına alıp, ısırdım. Kendimi sıkıp, suratımı toparlamaya çalıştım. Uğraştıkça daha fazla kıkırdıyordum, içimden yineliyordum; ‘Horoz ibiği gibi’.

 

 

Önlüğümü çıkardım. Elbisemin eteğini sağa sola çekip, üzerime yerleştirdim. Kapının önüne çıktım. Bakışlarımı her zamanki gibi yer döşemesine doğru yöneltip, kollarımı hazır ol vaziyetinde iki yanıma sallandırdım.

 

‘Günaydın’ dedi sertçe, önümden geçerken. ‘Günaydın efendim.’ dedim.

 

‘Bana limonlu bir çay getir.’

 

‘Peki efendim.’

 

Az sonra limonlu çayını hazırlamıştım. Kuru bir bezle bardağının dışını defalarca parlattım. Çay tabağını hohlayarak kuruladım. En güzel tepsinin ortasına yerleştirdim.

 

Kapısını iki kez tıklatıp, beni içeriye çağırmasını bekledim. Her zamanki sert ses tonuyla ‘Gel!’ dedi. İçeri girdiğimde masasında oturuyordu, bakışları, önündeki ajandasına dönüktü ve elinde bir dolmakalem tutuyordu. Saçları yine horoz ibiği gibiydi. Dudaklarımı bu sefer kanatırcasına ısırdım.

 

Kafasını kaldırıp, gözlüklerinin üstünden yüzüme doğru baktı.

 

‘Sehpaya koy.’ dedi.

 

Sehpaya yöneldim. Beni izliyordu ve üzerime diktiği bakışları beni huzursuz etmişti. Tüm vücudumdan sıcak bir terin boşaldığını hissettim. Tabii bu sırada tepsiyi titrettim, ve çayın bir kısmını döktüm.Bunu gördüğünü fark ettiğimde ellerim daha da fazla titredi. Cebimden bir peçete çıkarıp, altlığı kurulamaya çalıştım. Bana bağırdı:

 

‘Değiştir o çayı.’

 

Sırtımı ona dönüp çıkmamı istemezdi. Yan adımlar atıp, kapıya ulaşmaya çalışırken kendimi kumsalda kaçmaya çalışan bir yengece benzettim.

 

O da horoz gibiydi.

 

Öfkeli bir sesle beni durdurdu. ‘Bugünlerde halinizi hiç beğenmiyorum. Kim temizledi odamı? Çabuk kolonya getir ve masayı yeniden sil.’

 

Masayı ben silmemiştim ama arkadaşımı da şikayet edemezdim. Sesimi çıkarmadım. O ise daha da fazla bağırmaya başladı; ‘Söyle tüm hizmetli personele tam bir saat sonra toplantı odasında olsunlar. Hepinize söyleyeceklerim var.’

 

Sesi otoriter ve çok kızgındı. Bir an onu, evinde kocasıyla konuşurken düşündüm. Ona da böyle bağırıyor muydu? Kapıdan çıktığımda. Derin bir soluk alıp, verdim.

 

Çarçabuk herkese; bizi istediğini haber verdim. Hepsinin suratı asılmıştı. Bu bir işkenceydi. Bizi toplantı odasına asker gibi diziyor, oturmamıza asla izin vermiyor, odanın en baş köşesine geçip, hepimizi azarlıyordu. Öyle az buz değil, hakarete varan cümleler sarf ediyordu. Hadi ben alışmıştım. Fakat aramızda çoluk çocuk sahibi koca koca adamlar vardı. Onların bazen ağlayacak gibi olduklarını görüyordum. Başka bir yerde olsa ve ekmek paraları tehlikede olmasa, onu evire çevire döverlerdi. Bundan emindim.

 

Bazıları ise çok kaypaktı. Tüm buldukları fırsatlarda ona itaatkar cümleler söylüyorlar, sahte, yılışık gülümsemeleriyle ona iltifatlar yağdırıyorlardı. Bir poposunu yalamadıkları kalıyordu. Ama olmadığı zamanlarda da küfre varan cümlelerle birbirlerine onu anlatıyor, hiç ağza alınmayacak argo kelimelerle ona isimler takıyorlardı. Onları iki yüzlü buluyordum ve sevmiyordum. Ama o, onları seviyordu.

 

Bense artık umursamamayı öğrenmiştim. Susuyordum ve onu yok farz ediyordum. Yaklaşık dört yıldır onunla çalışıyordum. İlk günler davranışlarına çok şaşırsam, ondan çok korksam da, zamanla onu kurmalı, öfkeli bir oyuncağa benzetmiş ve eğlenmeye başlamıştım. Bir tür oyun oynuyordum onunla. Bu beni rahatlatıyordu. Örneğin bugün horoz olmuştu.

 

Mutfaktaki bardakları raflara yerleştirirken, içeriye işe yeni başlayan temizlikçi kız girdi.

 

‘Sorun ben miyim?’ dedi, telaşla.

 

‘Hayır’ dedim, ‘Sen değilsin’.

 

İnanmamış gibi yüzüme baktı.

 

‘Yaptığım temizliği beğenmedi, değil mi?’

 

‘O hiçbir şeyi beğenmez’ dedim. ‘Mutlaka bir kulp bulur.’

 

Kızın yüzüne dikkatlice baktım, sararmıştı ve korkuyordu. ‘Sen merak etme, bağıracak, çağıracak, ağzından köpükler saçacak, ve sonra hepimiz oradan kuzu sürüsü gibi dağılacağız.’

 

Bu sözlerim onu biraz rahatlatmıştı.

 

Yeni işe girmişti. Çok genç olmasına rağmen iki çocuğu vardı. Kısa zamanda birbirimize alışmıştık. Sıkıntılarını benimle paylaşmaya başlamıştı.

 

‘Önceleri temizliğe gidiyordum, ama bu düzenli bir iş değildi. Zor geçiniyorduk. Bazı geceler aç yattığımız oluyordu. Bir sabah evini temizlemeye götürmek için beni evimin kapısından almaya gelen hanımıma nefesim açlık kokarak şöyle demiştim: ücretimin bir kısmını akşam değil de, şimdi alabilir miyim? Size doğruyu söylemeliyim; iki gündür çocuklarım hiçbir şey yemedi. Ufak oğlan dün gece açlıktan uyuyamadı. Şerbet yapıp, içirdim. Eğer bir miktar paramı avans olarak verirseniz bakkaldan peynir ve ekmek alıp, çocuklara bırakmak istiyorum.’ Böyle zor günler yaşamıştı. ‘Bu iş sigortalı.’ demişti, ‘Kaybetmek istemiyorum.’

 

Çalışkan bir kızdı. İlk başlarda ofislerin düzeni ve büro temizliği ona zor gelse de çabuk alışmıştı.

 

‘O hep böyledir.’ dedim. ‘Aldırma... Ne yaparsan yap ona yaranamazsın. Bulunduğu her yere zehir götüren birisi o. Zehrini alır ve ortalığa saçar. Artık her yer bulanmıştır ve çekilmez haldedir. Kitabında hoşgörü ve sevgi kelimeleri yoktur. Dört yıldır onunla çalışırım. O; iş üretmek için burada değil, sağa sola sataşmak, varlığını ispat etmek ve ona itaat edilmesi için buradadır. Kendi kardeşleri ve yakın akrabaları bile sevmez onu. Onunla olmayı hiç istemezler.’

 

‘Nasıl?’

 

‘Onun olmadığı bir zaman Yönetim Kurulu toplantısında konuşurlarken duydum. Babası ısrar ettiği için Genel Müdür olarak tutuyorlarmış.  Aslında şirket her yıl zarar ediyormuş. Baş belası olarak kabul ediyorlar. Bir an önce kurtulmak istiyorlar ama babası ölmeden de koltuğundan oynatamıyorlar. Ona katlanmak zorundayız. Benim yaptığımı yap; sus ve yanıt verme.’

 

Başını eğerek, ‘Elimden geldiğince yapmaya çalışacağım.’ dedi.

 

‘Bu senin için en doğru olanı. Buradan kaç kişiyi gözümüzün önünde kovdu biliyor musun. Kaç kişiyi ekmeğinden etti. Gözünün yaşına bakmaz, asla acımaz. Kızı öldüğünde bile ağlamadı.’

 

‘Nasıl?’

 

‘Basbayağı! Kızı öldü ve ağlamadı. Sadece cenazeye gitti ve ertesi gün masasının başındaydı.’

 

‘Gizlice ağlıyordur. Size güçsüz olduğunu göstermek istemiyordur.’

 

‘Hayır, hayır, artık eminim. O, pek insan oğluna benzemiyor. Bunu sadece ben değil, tüm ailesi söylüyor. Onu seven tek kişiye rastlanılmamış bugüne değin.’

 

‘Ya kocası?’

 

‘Onu bilmiyorum. Belki seviyordur. Ama ondan hep kaçtığını görüyorum. Evlilikleri bir tür antlaşma sanki.’

 

.....

 

Ve o gün de hepimizi bir güzel kalayladı. En çok da zavallı Hatice’ye bağırdı. O azarladıkça kızcağız avuçlarını sıkıyor, dudaklarını kemiriyor ama tek kelime etmiyordu. Yine hakarete varan cümleler sarf etti. Bizler alışmıştık, çıkarken birbirimize gülümseyip, şakalaştık. Ama Hatice çok yeniydi. Onun mutfakta gizlice ağladığını işittim. Ses çıkarmadım.

 

.....

 

Günler hep benzer geçiyordu.

 

Bir gün odasında çığlık çığlığa bağırdığını duyduk. Hepimiz elimizdeki işleri bırakıp, sesin geldiği tarafa doğru koştuk. Odasının kapısı aralıktı ve içeride Hatice vardı, onun masasının karşısında ayakta dikiliyordu.

 

‘Sen aldın biliyorum.’ diyordu. ‘Buraya koymuştum... Ne yaptın onu? Nereye gizledin?’

 

Çantasından cüzdanı çalınmıştı ve bunu Hatice’nin yaptığına inanıyordu. Oysa kızcağız o sabah çocuğunu doktora götürmek için izin almış ve yeni gelmişti. O ise hep odasındaydı, Hatice’nin ondan habersiz odasına girmesi mümkün değildi. Ben emindim ki; Hatice çalmamıştı. İşe geldiği saatlerde biri almış olmalıydı. Ama kim? Bilmiyordum. Belki de yolda çalınmıştı, ya da düşürmüştü.

 

Öne fırlayıp, kapıyı araladım.

 

‘Efendim’ dedim, titrek bir sesle, ‘O yapmış olamaz. Çünkü....’

 

Sesini olabildiğince yükseltti. Hepimize ‘Kesin, kesin!’ diye bağırdı. Artık göz yaşlarımı tutamıyor, ağlıyordum. ‘Gidecek, gidecek. Personel Şefliğine söyleyin ilişiği kesilsin!’ diyordu. ‘Dua etsin polise haber vermiyorum. Onu hapishanelerde süründürmek vardı da!’

 

Hatice bayılacak gibiydi. Birkaç kez olduğu yerde sendeledi ve sustu. Tıpkı ona öğrettiğim gibi; hep sustu.

 

O gün işten atıldı. Sorgusuz, sualsiz...

 

Giderken mutfağa, yanıma uğradı. İş elbisesini üzerinden çıkardı, katlayıp bir köşeye koydu, yüzüme baktı; ‘ Ben almadım.’ dedi.

 

‘Biliyorum’ dedim, ‘Biliyorum, sen almadın.’

 

Gözlerine dikkatlice baktım. İşten kovulduğu için değil, hırsız olarak adlandırıldığı için üzülüyordu. İçim bir kez daha titredi.

 

Yapabileceğim bir şey yoktu. Hiçbir şey... Çekip gitmek istiyordum, onunla birlikte işi bırakmak istiyordum. Gitmeden önce odasına dalıp, suratına her şeyi haykırmak istiyordum. Ona; ‘Lanet olsun sana be kadın, lanet olsun. Hepimiz bıktık senden. Git polis çağır; parmak izi mi alacaklar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Şu zavallı kızcağızı zan altında bırakma. Bırak ekmeğinden olmasını, kapkara bir sicille, yokluğa, açlığa, hiçliğe gönderme. Artık tüm kapılar ona kapanacak. Kimse ona referans vermeyecek!’

 

Yapamadım. Hiçbir şey yapamadım. Yaşlı annem ve babamı düşündüm. İşimi kaybedemezdim. Hatice’nin yüzüne baktım ve ‘Hadi git.’ dedim. ‘Uğrayacağım sana.’. ‘Ona hakkımı helal etmeyeceğim Hatice’ dedim sessizce. ‘Etmeyeceğim.’

 

Etmedim de. Hatice’nin evine elimden geldiğince sık sık uğradım. Yine temizliğe gitmeye başlamıştı. Giderken çocuklarına bir şeyler alıp, götürüyordum. Onun temizliğe gidebileceği başka evler ayarlamaya çalışıyordum.

 

.....

 

O ise; bir gün hiç beklemediği bir anda babasını kaybetti. Yasın sona erdiği günlerde yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında emekliliğine karar verildi. Giderken şaşkındı. Suratı; attan düşmüş, bunu hiç hesaplamamış gibiydi. Varlığının önemli olduğuna inanıyordu. Önemsiz olduğu ihtimali üzerinde bugüne değin hiç durmamıştı. Hep burada kalacağını ve egosunu hep burada doyuracağını sanıyordu; kan emerek.

 

Kızı öldüğünde ağlamamıştı. Ama giderken dudakları titriyordu. ‘İlk defa ağlayacak’ diye içimden geçirdim, bu beklentiyle dikkatle yüzüne baktım; dişlerini sıktı, yine ağlamadı. Başıyla bana da selam verdi. Gözlerimin içine bakıyordu. Düşündüklerimi okumak ister gibiydi. Hafifçe başımı eğdim ve kayıtsız davrandım. Dünya kimseye kalmamıştı; ona da.

 

O gittikten sonra şirkette her şey değişti. Yeni Genel Müdürümüz bizleri insan yerine koyuyordu. Bizim fikrimizin ne faydası olur ama yine de gönlümüzü hoş tutmak için bizi ilgilendiren bir konu olduğunda bize danışıyordu. Sorunları tatlılıkla ve hoşgörüyle çözmeye çalışıyordu. Bu davranışları bizi asla gevşetmedi. Onu tanımış olmak, o kadar sıkıntı çekmiş olmak, ağır bir yaşam dersi olsa da, sonunda düz yola çıkabilmiştik. Bunun kıymetini bilmeliydik.

 

.....

 

Ondan ise arada sırada haber alıyorduk. Bir kez sokakta karşılaştık. Vitrinlere bakıyordum, dükkanları rengarenk yaz kıyafetleri süslemişti. Dalgın dalgın bakındığım vitrine yansıyan bir yüz seçtim; onun yüzüydü, arkamda duruyordu. Göz göze gelmek istemeyerek, dönüp, bakmadım. Biraz uzaklaştıktan sonra başımı çevirdim. Çökmüştü. Omuzları aşağı doğru inmiş, o hep yukarda olan kafası omuzlarının arasından sarkmıştı. Bir gözü ufalmıştı ve etrafına normal bakmıyordu. İrkildim.

.....

 

Sonradan kocasını da kaybettiğini işittim; evde yapayalnız kaldığını, kapısını kimsenin çalmadığını söylüyorlardı. Ve bir gün ‘Delirdi’ dediler. İnanmadım.

 

Taa ki onu çöp varilinin  içini karıştırıp, yiyecek bir şeyler ararken görünceye dek. Üzerinde parçalanmış yırtık bir kürk ve sağ omzunda bir kedi vardı.

 

 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
Berrak / 26/08/2005 4.43.58

Bir Dali resmiydi sanki ya da yepyeni tekniklerle çekilmiş bir kare. Ne yana baksak ayrı bir kadın yüzü, ayrı bir hikaye... Kadının omuzundaki kedi ve yırtık kürk... Derin ve oldukça güzel bir imgeleme. Ben çok beğendim. Elinize sağlık.


Filiz / 26/08/2005 7.56.45

Leyla, mukemmeldi inan, mukemmel. Hem dilin, hem konun. Sen giderek daha iyi yapiyor oldun bu isi. Hem farkli bir kadin dunyasi oldu bu yazi. Icinde yine ciglik da vardi ama sadece ciglik degildi. Tebrik ediyorum seni pamuk kalp.


Oğuzkan Bölükbaşı / 26/08/2005 8.24.57

bir kadını anlatorken "insanoğlu" sözcüğü olmamış orada" insan evladı" veya sadece" insan kullanılabilirdi. öykü gerçek değilse, yazar sonucu o insanın sonunun öyle olmasını kurguluyarak yazmış, bir nevi kötüler cezasını bulur türk filmi gibi. ama gerçek ise ilginç bir sonu olmuş öylesine gururlu ve kendini beğenmiş birinin. öykünün dilini ve anlatımını beğendim.


Milenyum Dervişi / 26/08/2005 9.12.25

Okudum.

Günlük hayattan hepimizin şahit olabileceği bir tiplememnin tavırları ve sonuçta layığını bulması...

Genel Md.bir hanımı sıradanlığa düşürmen normal da,taa çöp tenekesi karıştırtıp delirmeye vardırana kadar cezalandırman doğrusu biraz abartılı...

Bunu ben de yaptım eski bir öyküde ama,hemen sırıtıyor.Göze batıyor...

Yüreğine sağlık...



Zumrut / 26/08/2005 10.32.34

Sevgili Leyla Hanım...

Her zaman ki gibi mükemmel, insanı beraberinde sürükleyen, bir anlamda okurken içinde yaşatan, göz pınarlarına engel koydurmadan ağlatan bir yazı olmuş...Tadı damakta kalan... Okurken yıllar önce yazmış olduğum bir şiir aklıma geldi... Yalnız bir adamı anlatan... Ardında bir gerçek hikaye vardı... O nedenle hikayeniz daha bir anlam kattı bana... Gözyaşlarıma engel koyamadım yine...
Ellerinize ve o sevgi dolu yüreğinize sağlık...


Kaya / 26/08/2005 10.43.45

Ellerine sağlık Leyla.. Yine çok güzeldi.. :)


Öykü Özü / 26/08/2005 11.38.06

şu son paragraftaki kürk ve kedi imgesi sarstı beni, içim bir garip oldu...

sevgiler...


Kutay / 26/08/2005 11.44.58

çok güzeldi leyla.. çöp toplarken dahi kürkünden vazgeçmemesi yaşadıklarından ders almadığını ve hala düşünce yapısını değiştirmediğini gösteriyor.. eline yüreğine sağlık varolasın..


Seda Demirel / 26/08/2005 13.08.10

öykü başından itibaren kendini gösteriyor ama diğer okuyanlar gibi çok keyif alamadım.
düzgün türkçe, düzgün cümleler evet kabul ama temasını açıkça kapamadım. öykü kötü bir kadını mı anlatıyor veya onu anlatan kadının hikayesini mi anlatıyor yada diğer çalışanların hikayesi mi karışmış. eden bulur veya kötüler en sonunda delirir, cezasını bulur.. yada ne bileyim, işte kadının kafası hep aynı kalmış gibi yargılara varabilmem için bence öyküdeki kadın biraz daha detaylı işlenebilirdi. fıkradaki gibi "onun da içinde vardır azıcık müslümanlık" gibi veya "hayatı çok zormuş gençken tacize filan uğramış" gibi detaylar aradım. bulamadım ve yazıya yabancılaştım açıkçası. daha önceki yazıdaki eleştirilerin etkisiyle yazarımız böyle bir yazı yazmaya sürüklemiş olabilir. biraz zorlantıyla yazılmış gibi. bu arada aklıma CATS ve Grisebella takıldı :) Yırtık pırtık kürk manto(lu) ve kedi...
saygılar.



Seda Demirel / 26/08/2005 13.12.48

bu arada yazmayı atlamışım, girişteki o bulaşık yıkama sahnesine bayıldım :) devamında çok beklentiye girdiğim için hayal kırıklığı yaşamış olma ihtimalim de var yani.


Thelake / 26/08/2005 14.36.25

hikayeyi çok beğendim Leyla..
ilk başlarda anlatım ve cümlelerden çok sıkıldım.
Senin yazını yarıda bırakmak olmazdı. İyi ki de okumuşum. Hikaye okudukça güzelleşti.
Ellerine sağlık..
Sevgilerimle
Dilek Sökmek


Suna Kelesoglu / 26/08/2005 15.15.51

Sevgili Leyla,
Yazmaya devam. Akici anlatimin icin tesekkurler, ellerine saglik. Selamlar ve sevgiler...


Emenem / 26/08/2005 15.32.31

Satırlarında insanı rahatsız eden hiç bir şey yok , okunmaya başlanıyor ve sonuna kadar alıp götürüyor ..
Akıcı , temiz ve şeffaf .. Su gibi ..
Teşekkürler .


Cerenus / 26/08/2005 15.46.57

hiç açmadı bu yazı beni... içim sıkıldı. bir konu işlenmeye başlanmış ama becerilememiş. sedaya katılıyorum. kiminh hikayesi olduğu belli değil. 'eden bulur' düşüncesi vurgulanmak istenmiş ama saf savan, dar bir sınır içinde kalmış bu düşünce. yani leylacığım kusura bakma ama ben hiç hoşlanmadım bu hikayeden. ayrıca hikayeyi anlatan kadından çok, hikayede anlatılan kadın bence daha ilgi çekici olabilirdi. eğer onca acı yaşamışsa hayatta...bu arada final ise çok arabesk...
sevgiler


Nİhat Capar / 26/08/2005 17.50.35

Can Baba ses etmiş:

-Ölürsem neye gam yerim ki en çok
Bi daha küfredemeyeceğime...

sen küfret,
biz duyuyoruz...

;)



Nihat Turan / 26/08/2005 18.38.19

öyküye ilişkin her yorumcunun kendi özüne dair ipuçları vererek yaklaştığını görüyorum.

bu durum, öykünün anlatım başarısı olarak ortaya çıkarken bir diğer gizil gerçek olan yorumcuların garez salgılayan ruh durumlarıyla öykünün sınırları dışına taşarak nasılda flu değerlendirmelere tevesülleri aleni olmuştur.

öykü yorumları- eleştirileri aşan bir nokta dan hoşgörüye, saplantıya, insani erdemliliğe, müfteriye, marazlı ve zaaflı karakteristiğe, tahamülsüzlüğe, çamura acı ve tatlı ayrı ayrı tebbesümler savururken, bana da aynıyla karşılık vermekten öte bir şey düşmüyor...

hakkettiğin yerdesin leyla.

devam...

yüreğine sağlık




Nihat Turan / 26/08/2005 18.38.21

öyküye ilişkin her yorumcunun kendi özüne dair ipuçları vererek yaklaştığını görüyorum.

bu durum, öykünün anlatım başarısı olarak ortaya çıkarken bir diğer gizil gerçek olan yorumcuların garez salgılayan ruh durumlarıyla öykünün sınırları dışına taşarak nasılda flu değerlendirmelere tevesülleri aleni olmuştur.

öykü yorumları- eleştirileri aşan bir nokta dan hoşgörüye, saplantıya, insani erdemliliğe, müfteriye, marazlı ve zaaflı karakteristiğe, tahamülsüzlüğe, çamura acı ve tatlı ayrı ayrı tebbesümler savururken, bana da aynıyla karşılık vermekten öte bir şey düşmüyor...

hakkettiğin yerdesin leyla.

devam...

yüreğine sağlık




Elif / 26/08/2005 20.10.49

kimseye eleştiri yapmayı sevmediğimi sen biliyorsun ;) eleştiri yapacak kadar bilgi ve profösyonel değilim. ama sen yakınsın bana, yapsam kızmasın di mi ;)

bana hep "acele etmeee" dersin ya ;) babasının ölümüne kadar ki (kafamda ondan sonra hikaye birden iki bölüme ayrıldı) kısım çok akıcı ve etkileyici. ama birden, temizlikçi kızın işten atılması, ardından gelen paragraflarda babasının ölümü.... bir boşluk gibi geldi. sona doğru sanki hikayenin kendisi seni de etkilemiş gibi acele mi ettin?...

yine de farklıydı... cümleler, kelimeler, bütünde bir duruş... :)

Nihat Turan'ın dediği gibi;

hakettiğin yerdesin ... ;)

devam....

komacan öpücükle

elifeser


Sabetay / 26/08/2005 21.48.03

Tümünü okumadim bile, zira ilk sözcük yanlisti. "Pötükare" diye bir sözcük yoktur; dogrusu "Pötikare"'dir. Fransizca kökenli bu sözcük "P'tikare" _eklinde okunur.
ÖNCE DÜZGÜN TÜRKÇE...


Davut Han / 27/08/2005 17.05.40

Hikaye -ben- anlatıcı etkisi altında kalmış ve anlatıcı,duygularını acemice vermiş.-Ben-anlatıcıların hakim olduğu hikayelerde perspektif her zaman kısıtlıdır burada da hikayeye sinmiş.Hikayenin bazı bölümlerinde 3 t.k. anlatıcı araya girerek bu kısırlığı gidermeğe çalışmış ;fakat bu anlatıcıda da tanrı-bilici bakış açısı devreye girerek vakıadan ziyade duyguları kolaylıkla ele vermiş.Fiil çekimlerindeki kip kaymaları kronolojik-kurmaca zaman olgusunu birbirine karıştırmış.Eşanlamlı kelimeleri yan yana kullanarak tasviri öldürmüşsün.İyilerin iyiye, kötülerin kötüye layık olduğu romantist hikayelerin havası var;fakat bu tür hikayelerde sonuç kolay verilmez;hikayenin olay örgüsü zayıf kaldığı için sonuç da çok sıradan olmuş.Hikaye tekniğin zayıf,basit bir anlatım ve kopuk bir olay örgüsü.Gene de ellerine sağlık.


Dolun / 27/08/2005 17.44.28

Hayata ait resimlerden bir parça göstermişsin.Bu da yaşanabilirlik taşıyor tabii....ama her yaşatılan kötülük de
karşılık bulmuyor. Bize; okuduktan sonra "oh be" deyip, rahatlayıp ,mutlu olmamız için yazmışsın...teşekkürler ....ellerine sağlık.


Metin Öz / 27/08/2005 20.50.00

yine döktürmüssün tebrikler . bu sitenin sayfalari sana yetmiyor öykü k1sal1nca hakl1 olarak yukar1daki elestiriler geliyor ne kadar hakl1 lar ben yorum yapam1yorum.ama bana seni okumak zevk veriyor sen yazmaya devam et.iyi niyetle çalisan insanlar elbette sonuça ulas1rlar
sevgi ile kal


Cerenus / 27/08/2005 22.45.16

tevessül ne demek nihat bey? özür dilerim bu kelimeleri kullanmak için biraz geç doğdum da..


Nihat Turan / 29/08/2005 14.18.20

cerenus al eline bir sözlük ordan oku.. sözlük alışkanlığın sayemde olmuş olur... fena mı


Erol Başgezer / 29/08/2005 22.29.58

Merhaba
Çok güzel, severek okuduğum bir yazı :)
Kızın bulaşık eldiveni niye yok ? :))
Emeğinize çok teşekkür eder,bir erkek konulu öykünüzü de okumayı sabırsızlıkla beklerim.
Hoşçakalın







tatildeydim. maillerinizi şimdi aldım ve üç öykünüzüde okumak bana büyük keyif verdi. bir kez daha yüreğinize ve kaleminize sağlık.
not: tatil dönüşü ilk iş günü buhranından öykülerinizle kurtulduğumu belirtmek isterim :)
sevgiler
gecce75



Ne diyim sevgili Leyla,


O kadar güzel olmuş ki... Hele dil, dilin var ya tasvirler... Eline yüreğine sağlık gerçekten
çok güzel. Ha konu mu Sevgili Nihat'a sapına kadar katılıyorum.( O çocuk yazar olacak göreceksin) Ha final mi. Biraz ağır olmuş ya! Yalnızlık yetrerli bir cezaydı.:)))))

Eline sağlık.
Ömer




alışkanlık yaptın demiştim...

Musa Pekdemir




dünyada dağıtmakla bitmiyen tek şey sevgi ve hoş gürüdür sabır ve zaman her sorunu çöziyor yazınız yine çok güzeldi.

Sedat Altıntaş




merhaba Leyla hanim nasilsiniz son yaziniz olmali herhalde PİRAYE gerçekten mükemmeldi tek nefeslik yazmissiniz. ben biseyi cok merak ettim bu yazilari yazrken yasadıgınız psikoloji nasil ? hangi duygular içerisindeyken yaziyorsunuz ? dedim ya merak sadece:) dönerseniz sevinirim ama simdiden cok ozur dilerim sizi mesgul ettğim için......

saygi ve sevgilerimle
Mesut Ayyildiz





dunyaya yukaridan bakan karikaturler SON BOLUM Tek kelime ile muhteşem

(anlayana :) )

Hikayenizde gerçekten çok hoş görüşmek üzere

Kutlu Kaya





Tebrikler Leyla,
Anafikir:"Alma mazlumun ahini cikar aheste aheste"
Cok guzel...

Selamlarimla,
Berrin

Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım