Leyla AYYILDIZ

22/12/2006 - CÜMLE

Yıllar önce gördüm onu. Hayatın günlük telaşlarına kendimizi kaptırmış, ufuk çizgisinin yakınında bir yerlerde, durgun sularda teknemizi yüzdürüyorduk. Her şey yolunda ve sakindi. Yeteri kadar yiyeceğimiz, ulaşabileceğimiz yere kadar vardıracak azmimiz vardı.

Birden bir çığlık ile sarsıldık... Denizin ortasında onun çırpınan elini fark ettiğimizde, tüm yaşamımızın değişeceğini henüz bilmiyorduk. Ona yaklaşarak çırpınan eline bir kol boyu yaklaştık. Hepimizin birbirine sonradan söylediği şey şu oldu; ‘Hiç bir şey için bu kadar tereddüt etmemiştim’...

Elini yakaladık ve tekneye çıkardık... Yuttuğu suları çıkarmasına yardım ettik, üzerini değiştirdik. Ona kalın giysiler giydirdik. Hiç konuşmadı... Sıcak çay içirmeye çalıştık, gözlerine bakmadan. Bakmadan değil, bakamadan....

Kocaman siyah gözleri vardı. İçine baktığınızda kendinizden ve yaşamdan şüphe duyduran bakışları... Ya çok şey biliyordu, ya hiç bir şey... Ya çok zekiydi, ya da hiç... Ona yaklaştığınızda ölümcül bir ağın içerisine sizi çekeceğini hissedip ya hastalanmaktan korkuyordunuz... Ya da ışığının parlaklığında kaybolup, yok olmaktan... Bunların hangisi olduğunu anlamak için geçecek süre içinde girdabında boğulmaktan...

O ise cüretle bakmaya başlamıştı etrafına. Bize minnettar olup olmadığını dahi anlayamıyorduk. O geldiğinden beri tüm düzenimiz değişmişti. Bir hiç kadar yokken o, adlandıramadığımız bir huzursuzluk çökmüştü üzerimize... Orada var olması, orada öylece bakıyor olması hepimizi tedirgin eder olmuştu.

Bir gün bir şey fark ettik. Defterlerimden birini bulmuş üzerine bir şeyler karalıyordu. O defterden daha sonra hiç ayrılmadı. Birkaç kez cesaretimizi toparlayarak, işaretlerle defteri istediğimizi anlatmaya çalıştık. Gözlerine hiç bakmadan, bakamadan... Ama vermedi... Kendi aramızda dahi konuşamaz olmuştuk artık. Her şey ama her şey değişmişti... Ondan önce ve ondan sonra...

Ara ara kıyıya yanaşarak, demir atıyor, gereksinimlerimizi karşılaşıyorduk. Yine öyle bir günün sakin mavi bir sabahında uyandığımızda, artık teknede olmadığını fark ettik... Onu bulamadık...
Nereye gitmişti?

Bir daha hiç dönmedi. Yaşayıp, yaşamadığını öğrenemedik... Sadece iri siyah gözlerini yaşamlarımıza asıp gitmişti.

Onunla birlikte üzerini karaladığı defter de yok olmuştu. Günlerce aradık defteri. Onu yanında mı götürmüştü?

Deftere karalananlar hakkında yorumlar yapmaya başlamıştık. Anlamsız bir iki şekil mi? Ona dair bir sır mı? Bir not mu? Yoksa bir anlam mı?

Hatta bunu bir oyun haline getirmiştik. Ay ışığında toplanıyor, sohbet ediyor, defter üzerinde olabilecek şekil ya da cümleleri tahmin etmeye çalışıyorduk. Birimiz yazılanlarla alay edecek olursa, onun bıraktığı bakışları hissediyor ve ürperiyorduk. Gecelerce sürdü bu... Fark ettik ki, birbirimizi aslında çok az tanıyormuşuz...

Günler sonra tekne temizliği sırasında defteri bulduk, hepimiz çok heyecanlandık. Çığlık çığlığa bir araya toplandık, sayfalarını telaşla çevirdik...

İlk olarak karalanmış bir resimle karşılaştık. Uzun uzun inceledik. Soyut bir karalamaydı, harikulade bir resim, çok iyi bir ressamın çizebileceğinden daha mükemmel... Sadece güzel olduğuydu ortak kanımız. Neyi ifade ettiğinde ise hepimizin başka bir fikri vardı. Hatta şaşırıyorduk, bir diğerimizin hissettiklerini duyduğumuzda...

Heyecanla sayfaları çevirmeye devam ettik. Çok güzel bir el yazısıyla sadece şu yazıyordu;

‘ Bu senin cümlendir...’

Leyla Ayyıldız

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım