Leyla AYYILDIZ

22/12/2006 - GOLD PUANLI AŞKLAR

Önce bir hışırtı, ardından mozaikleri delen tok bir ses... İlk ses... Geleceğin bana akan ayak sesleri.... Geleceğin gelişi...

Kerem'e yöneldim. 'Evet, renklerin haykırdığı nokta orası, sesleri işitebiliyor musun? Uzun zamandır böylesi konuşan bir tabloya rastlamamıştım. Harikulade... Harikulade...'

Sergi salonuna geleli 15 dakika olmuştu. İş çıkışı Kerem'i kolundan çekiştirip buraya getirmiştim. Günlerdir beklediğim sergi sonunda açılmıştı. Herkes benim kadar beklememiş olacak ki, çok sessiz bir açılış gerçekleşiyordu. Renkler bekledikleri ilgiyi görememişcesine solmaya başlamışlardı bile...

Önce bir hışırtı, sonra tok bir ses... Önce bir hışırtı, sonra tok bir ses...Tüm salonun sessizliğini delen bir ses... Öz güvenin sesi...

Kafamı çevirdim. Tahmin ettiğim gibiydi... Topuklu bir ayakkabı... Yok, yok bu kadarını tahmin etmemiştim. Beklediğim sadece topuklu bir ayakkabıydı, muhtemelen siyah... Ancak, bu kırmızıydı. Önce bacaklarına baktım, yavaş yavaş yukarıya doğru çıktı bakışlarım... Tanrım, muhteşemdi. Salondaki tüm renkleri kıskandıracak kadar güzeldi...

-Çok güzel di mi?

-Bak şimdi Metin, anlaşalım. Biz buraya niye geldik abicim. Akşam, akşam gidip bir iki tek atmak varken, bu trafikte dünyanın öbür ucundan getirdin beni. Hiç biri yetmiyormuş gibi, şimdi de bana iki ayaklı tabloları gösterip, 'güzel di mi' diyorsun. Abi, git işine yaa... Sen tabloları entel, dantel anlat... Dinliycem söz...

-Keremmm, oğlum. Sen ömründe böyle bi şi gördün mü yaa. Bu bir sanat eseri, inanılmaz bir şey...

-Abi, bakma şöyle yaa, rezil oluyoruz. Ne oldu senin tüm modernleşmiş, törpülenmiş duygularına. Bakışların Afrika'nın balta girmemiş ormanlarındaki bir panterinki kadar parçalayıcı. Belki de bir yamyamın. Yiyeceksin kızı... İnan utanmaya başladım, bakma kıza öyle yaaa...

-Oğlum, engel olabiliyor muyum kendime? Tamam, haklısın, bakmıycam artık... Gel şuraya oturalım, soluklanalım.

.....

-Tamam, haklısın. Yaptım bi eşeklik. Çok belli ettim di mi?

-Belli etmek ne kelime, kızın bacakları birbirine dolaştı.

-Dibim düştü abi, mutlaka tanışacağım o kızla... Bana az izin ver, onun gittiği yöne gideceğim.

-Peki, sen adam olmayacaksın... Ancak, sen de bana izin ver, ben şuradan ufak yollu kaçayım. Geldiğim, geleceğim son sergi olacak bu. Anlamam zaten böyle resimlerden. Renkler dans ediyormuş, külahıma anlatın siz. Çizemedim adam gibi bi gül resmi demiyorlar da, kargacık burgacık bi şeyler işte... Ben kime anlatıyorumm yaaa, nerde bu adammm?... Gitmiş bile...

.....

-Afedersiniz.

-Sorun değil.

-Birden fark edemedim sizi. Geriye doğru aniden dönünce.......

-Yok, önemi yok... Bir şey olmadı...

-Haftalardır bekliyorum bu sergiyi. İlk gün geldiğinize göre, siz de öyle olmalı...

.....

Ve böyle başladı... O gün ne yapıp edip, onunla epey konuşup, cep telefonu numarasını aldım. Tabii ki hemen aramadım. Ertesi gün de aramadım... Üçüncü gün bir mesaj yolladım. Birkaç saat sonra yanıt geldi.

Koşmayacaksın peşinde, koşsan da belli etmeyeceksin... Ne diyordu bir düşünür; 'savaşta kovalayan, aşkta kaçan kazanır'... Tabii, ben de öyle yaptım.

Bu işin raconu şu; bağımlı olmayacak, bağımlı edeceksin. Nasıl mı? Hep yedeğinde birilerini bulunduracaksın, onu özlediğinde diğerini arayacaksın, ondan ilgi beklediğinde diğerinin ilgisiyle yetineceksin. Sen yedeklerle idare ederken, o seni özleyecek, hem de çok özleyecek. Sana sitemler edecek 'aramıyorsun beni' diyecek. İçin, için güleceksin. Özlesen de, 'özledim' demeyeceksin. Ne kadar sevsen de sevgiyi yavaş, yavaş eroin gibi vereceksin. Sana bağımlı olacak... Öyle, ikide bir 'seni seviyorum' demeyeceksin, yılda bir bile desen olur...

Daha önce bu kitabı yazmıştım ben. Daha önce bunu, defalarca yapmıştım. Yine böyle yapacaktım...

Ancaaakk, bu sefer öyle olmadı, bu sefer her şey tersine döndü. Sanki yazılmış bütün kitapları okumuştu, sanki erkeklerin arasındaki gizli sırları biri ona açık etmişti. Bu kız, kül yutmuyordu. Bu kıza ulaşamıyordum.

Tanrım aşk bu muydu?... Bu kül yutmaz kız, yavaş yavaş iliklerime işlemeye başladı.

Yok, yok kaçan kazanırdı. Kaçmalıydım... Evet, kaçıyordum, ama aramıyordu. Beni sevmiyor muydu?... Hala aramıyordu... Yok, yok aramamalıydım. Özlemeliydi... Özlemiyor muydu?

Sular tersine akmaya başlamıştı. Bir girdabın içine çekilmeye başlamıştım. Onsuzluğu düşünemez olmaya başlamıştım. Aşk bu muydu? Aşk; bildiğim, okuduğum tüm kitapları yeniden yazmak mıydı? Gittikçe beni derinine çeken bir bataklıktı bu... İçinde debelenmekten keyif aldığım bir bataklık... Acı çekmekten hoşlanır hale gelmeye başlamıştım. Paçayı fena halde kaptırmaya başlamıştım. Yok, yok kaçmalıydım. Ondan, aşktan her şeyden...

.......

Bir gün düşündüm;

Zaten kredi kartı ekstremiz gibi değil miydi aşklarımız? Günübirlik ilişkiler, anımsanmayan yüzler, birilerinin gidip, bir başkasının geldiği... Ekstremizdeki hatırlamadığımız harcamalar gibi yaşamıyor muyduk?...

Yaşamdan avans alıp, hoyratça harcıyorduk oysa. Kaybettiklerimiz aslında gerçek değerlerimizdi. Sahip çıkmayı unutmuştuk. Eşimize, dostumuza, aşkımıza sahip çıkmayı unutmuştuk... 'Önce ben', 'Önce ben' nidaları yükselirken sokaklarda, bir diğerimizin kıymetini bilemedik. Aslında kendimizi, benliğimizi kaybettik. Eksik ruhlar haline geldik. Kadını kadın gibi sevmeyip, sahip çıkmadık. Erkek te erkek gibi sevilmedi...

Çocukluğumuzu düşündüm sonra; bayramda alınan tek bir elbisemiz olurdu, belki iki yıl aynı duyguyla yeniymiş gibi giyerdik. Onu hep severdik... Ulaşmak zordu, zor ulaşılan tüm değerler de çok kıymetliydi. Buzdolabına muzun girdiği gün heyecandan ölürdük, yemekten sonra verilecek yarım muz için, sekiz takla atardık. Ya babalarımızın gençliğinde bir kadına dokunabilmek, ona ulaşabilmek ne demekti. Oysa her şey suni ve bol artık. Ve her şey de bir o kadar tatsız...

Ve anladım ki; bilmeden kendi geleceklerimizi iğfal ediyorduk. Çocuklarımızın geleceğini...

Bunları tam olarak ne zaman mı anlamıştım?

Kızım doğunca....

Leyla Ayyıldız

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-12-22 15:00:02 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz

Serkan Selçuk / 24/12/2004 6.24.57

Çok güzel olmuş....Öyle akıcı, öyle samimi, öyle doğal bir anlatım var ki okudukça eridim gittim...:))


Rebeka Behar / 24/12/2004 8.32.38

leylacim, kusura bakma da, ben bu yaziyi anlamadim.



Parkanozturan / 24/12/2004 10.52.07

Sevgili Leyla, Afedersin bilerek olmadı ama ben anladım galiba. Aslında beğendiğimi de söylemeliyim. Ama ne aradım biliyor musun? Bana "siz gerçekten dönme misiniz, tamam ben ben başka koltuğa geçiyorum" diyen, hınzırlığı, biraz çevre şartları ve kendinle dalga geçen bir dili. Sanki biraz serserilik istiyor yazı. Yazıya değil, ama düşüncene küstüm, çok acımazsızsın. :))) Sanırım, ben bu yazıyı günü gelince sağacağım. Bu sağma lafını en iyi anlamıyla, tiyatrocu, ortaoyuncusu tarzıyla kullandım. Kalem eline yakışıyorken, delirip devamını yazsana. sevgiyle kal.


Gültekin / 24/12/2004 11.11.07

Leyla arayı soğutmuştun bir ara, eyvah gitti sağlam bir kalem dedim ama şükür tekrar buralarda yazılarını görmeye başladık. Kalemine sağlık.


Şeref Oğuz / 24/12/2004 11.14.04

yara yeri... yalvarram yara yeri... ne sende ok tükendi... ne bende yara yeri... heyyy, fast food aşkların henüz tedavüle çıkmadığı dönemdeki yar'lar vardı da biz mi sevmedik? hııı? Yazın güzellll :) Metin'lere öfkeli bu metini okuduğumda, Metin'lerin ahengini bozan plazoid kızları da hatırlamadan edemedim. Plazoid'ler... hani plastik kartların geçerli olduğu dünyanin YAR'ları :) sevgiler Leyla :)


Mete Kaynaroğlu / 24/12/2004 11.53.18

Sizi takip edeceğim artık..))) Öykü iki bölüme ayrılmış gibi duruyor. Nokta nokta işaretlediğiniz bölüme kadar olan kısmın kurgusu iyiyidi, diyaloglar ve olayın akışı hareketliydi. Resminizden de anlaşılacağı gibi sizin gibi bir bayanın erkek ağızdan bir öyküyü kurgulaması da cesaret verici. Erkeklere ilişkin detayları kaba bir şekilde değil ince, görülmesi zor olan detaylar ile yaptığınızda daha da ilgi çekecektir sanırım. İkinci bölüm dediğim kısmı ile birincisi arasındaki bağ okuyucuya kalmış. Halbuki, öykü karakterleri ve olayın gelişimi hakkında okuyucuya kurgulamak konusunda serbestlik bırakmamışsınız. İkinci bölüm ise başlıbaşına yaşam derslerini içeren ve okuyucuya bariz bir şekilde mesaj veren ve de "didaktik" (öğretici) bir bölüm olarak çıkmış karşımıza. Bence; ikinci bölüm yerine öykünün başladığı gibi ama sürpriz bir gelişmeyle bitmesi çok daha iyi olurdu kanaatimce... yukarıda bir katımcının belirttiği bir "hınzırlık" gerçekten bana da uygun geliyor hatta sonunun böyle biteceğini bile düşünmüştüm. ..))) Böyle bir kurguyu kaçırdığıma şimdi hayıflanıyorum..))) Saygılarımla.


Oğuzkan Bölükbaşı / 24/12/2004 12.20.04

yahu çok hoş, çok samimi


Hewall / 24/12/2004 14.54.12

kaçanı kovalayabilir elbette gönül. ama hangi gönül bu. yani bir ay kaçacam ben, sonra da kaçarak ona kendimi özendirecem. bu metin bence gerçekten aptal bir arkadaş. daha bismillah deyip kaçmakta neyin nesi. önce çıkarsın, arzı endam edersin, şöyle az buçuk kıvama geldimi karşı tarafın ilgisi ondan sonra merak uyandırabilirsin, işe az buçuk gizem katabilirsin, ama kaçmak! kimden? ne için?  yazılarınızda anlatmak istediğiniz gibi aslında, hayat genel anlamıyla bir yolculuk. gerekli duraklarda ilgili ihtiyaçları gidermek gerekiyor elbette. metini sevdim ben aslında, metin olayın gerçek boyutunu temsil ediyor, yani hissettimi koşuyor. ama sonradan bence çuvallıyor. açık konuşmak gerekirse bu yazı hoşuma gitti. ama metini biraz daha bilinçlendirmek gerekecek bu konuda. yoksa; kedimiydi faremiydi bilmiyorum ama, dağa küstüğünde haberi haberi bile olmuyor dağın.


Pastoral / 24/12/2004 18.37.12

SEvgili renkli kalemim duyguları boyamış yine en çokta kırmızı kullanmış, yakışmış hani. Zaten hangi renk yakışmaz?? sevgiler



eniSTe / 24/12/2004 19.13.22

Le Grande Sendrom De Rebeka... :-)))) İlahi LA..! Ellerin dert görmesin..


Nadya Alpkonlar / 25/12/2004 8.27.07

Leylacım, aranızda en "acemi" olan ben, hatta bazıları tarafından "aptal" olduğum ileri sürülen ben, o çok hoşuma giden yazının başını da, ortasını da, sonunu da "ANLADIM". Yorumları okuyunca da anladım ki, ben bu işten HENÜZ ANLAMIYORmuşum... NEEEEYYYYYYYSEEEEEEEE ! Sevgiler...



Kutay / 25/12/2004 10.58.39

günaydın leyla... sayfayı açtım yine yeni bir yazın var... yine harika..kutlarım... nereden ? :)))


Mülteci / 25/12/2004 15.01.30

(vestana1) leyla!ismine 20 beyitlik hüzün kasidesi yazılası leyla!bu kadar mı güzel ifade edilir aşkın halleri!..Valla kıskandım beni öncelediğin için.."yahu ben yazacaktım ama "dedirttin bana! neyse,nasılsa bugünden öte nazireleşiriz yazılarımızla..çok beğendim!


Nadya Alpkonlar / 25/12/2004 15.14.59

Leylacım, hikayen için teşekkür ederim. Ben Rebeka'ya gerçi biraz kırgınım ama kızgın değilim. Senin de dediğin gibi bu onun tarzı. Belki de onu bu tarz yazmaya iten nedenleri var. Ama biraz daha yumuşak bir yaklaşımla da kritiğini yapabilir, düşüncelerini yazabilir. Kritize ederken bile de insan "yapıcı" olabilir, biz de faydalanabiliriz. Yine de zaman ayırıp bu kadar yazdığı için ona da teşekkür ediyorum. Yaptığımız bir "münakaşa" değil, sadece bir "tartışma"dır ki, bundan da birşeyler öğrenebiliriz. Ben hayat felsefemden vaz geçmiyor ve "fikir fikirden üstündür" diyorum. Sevgiler...


Ters Köşe / 25/12/2004 16.01.13

leyla bütün yazılarını okumuş ve sana 'pembe pamuk Kalpli leyla' adını yakmış olan ben son zamanlarda çıkan yazılarından sonra adını değiştireceğim galiba.. neyse mumlu tütüslü dantelli tüllü kadın halinle gözümün önündeyken bu bıçkın racon kesen hallerini sürüklenip duruyorum. yazı bana çok hitap ediyor.. samimi ve (sana rağmen) sanzürsüz.. bence sen büyüyorsun.. :)))))



Nur Aykanat / 25/12/2004 21.49.03

Sanat eseri tablolar kirmizi ayakkabili guzel bir kadin ile ozdeslestirilmis mi ne ? En azindan ben oyle hayal ettim. Seyredilesi tablolar ve onlardan daha cok seyredilesi bir kadin ve tabi ki ASK.. Buraya kadar cok hosuma gitti. Yazida hosuma gitmeyen bir sey var , oda su; Askta kacma-kovalama tavsiyesi, ustelik bir dusunurden bir alinti.Bu oyun oldum olasi bana cok tuhaf gelir, duygularla oynamak ile esdegerdir. Elbette bu oyunu oynayan vardir tabii ki yazan da olacak. Leyla Ayyildiz, tesekkurler. Yine degisik bir kurgu olmus, postmodernist tarz, hareket var..


Kaya / 26/12/2004 21.40.12

Yine çok güzel yazmışsın Leyla.. eline sağlık :)



Bilgeninelkitabi / 27/12/2004 1.33.36

son kelimeye kadar her şey iyi.. son kelime ile bir devam söz konusu olacak gibi.. eger varsa ve ben öyle anlamışsam bu kovalamacanın diger bölümleri ilginç olacak gibi.. malum kıştayız ve nedense herkes bu aralar bu verkaç olaylarına takmış durumda . mevsimsel olsa gerek . nisan'ı da mayıs'ı da biliyoruz çünkü... selamlarım ..


Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım