25/9/2006 - HADİ SÖYLE, EN GÜZEL KIZ KİM? |
|
|
Bir bankın üzerine ilişti. Teksir kağıdının arasından simidini çıkarıp, ısırmaya başladı.
Beni göremeyeceği bir banka oturup, onu izlemeye devam ettim.
Her zamanki gibi asildi... Duruşunu, oturuşunu, her hareketini yine hayranlıkla izliyordum. Açık krem rengindeki pardösüsünün rengi yıllara dayanamayıp az atsa da, ilk gün giyilmiş gibi temiz ve ütülüydü. Sadece o pardösünün alındığı günü bilen biri onbeş yıllık olduğunu anlayabilirdi.
.....
İstiklal Caddesinde yan yana yürüyorduk. Cıvıl cıvıl bir şeyler anlatıyordum yine... Neredeyse zıplayarak yürüyordum. Sadece onun yanında yürürken kendimi böyle hissediyordum. Ayaklarım uçarcasına yerden kesiliyordu... Onun yanındayken tüm caddenin en güzel kızı ben oluyordum.... Tüm şehrin en sevilen kızı, tüm dünyanın en mutlu kızı da ben... Tabii tüm caddenin en korunan kızı da bendim. Kalabalık yerlerden geçişlerimizde elini hafifçe belime koyup, kendini bana siper edip, rahat geçmemi sağlıyordu.
Tüm şehrin en seven kızı da bendim...
'İşte buradaydı' dedi. Bir pasajın ikinci katına çıktık, bahsettiği kitapçıya ulaştık. Raflara baktık. Kitapların arasında o kitabı buldu. Sayfalarını birlikte çevirdik. Günler önce bu kitabı görmüş, sonradan almadığına pişman olmuştu.. Kitabımızı aldık, o da ben de yine çocuk olmuştuk. Kitabı sıkıca tutup, 'evet, sonunda aldık' dercesine yukarı kaldırıp, diğer eliyle enseme dokunup, beni kendine doğru çekti. Yine gözlerine takıldı gözlerim. İkimizin gözlerinden de neden silemedik şu hüznü... Yine vardı işte... En mutlu anlarımızda dahi vardı işte...
Pasajdan daha mutlu bir çift çıktı, gözlerindeki hüznü ise boş verin.... Kız daha mutlu... Erkek daha mutlu...
Köşeyi dönerken vitrinde görmüştüm o pardösüyü... 'Pşşşttt dedim, gelsene', 'Hadiii gellll', 'Hadiii yaaaa' ... Hemen mağazaya girip, üzerine giydirttim. 'Çokkk yakıştıııı, çokkkk' diye haykırdım. Yine küçücük çocuklar olmuştuk. Üşüyen ellerimi onun ceplerine sokup. 'Cebi de komacannnmışşş' dedim. 'İki kişilik' ...
.....
Ceplerine takıldı gözlerim. Hala komacandı, hala iki kişilik...
Bu sahil kasabasına iki gün önce gelmiştim. Bir otele eşyalarımı yerleştirip, verilen adrese gittim. Demek bu sokakta yaşıyordu. Evi deniz görüyordu, ne güzel... Sokağından sessizce geçtim. Evinin numarasına bir daha baktım. Evet, adres buydu. Bu evde oturuyordu. Pencereden bakan bir çift gözle karşılaşmaktan korkarak, kafamı çevirmeden pencereyi hissetmeye çalıştım.... Sadece gülümseyen menekşeleri hissedebildim. Yine çiçekleri çok seviyordu...
Sonra kasabada dolaştım. Yıllardır geçtiği sokaklardan geçtim. Deniz kokulu kasabada onun kokusunu aradım...
.....
Sahildeki küçük çay bahçesinde sabah çayımı yudumlarken önümden geçti.
Titredim...
Bir an başım döndü, oturduğum yerde sendeledim. İskemle devrilecek gibi oldu, çay elimi yaktı. O geçti... Hani şu bir andır ama, bir asra sığmaz anlar vardır ya. Öyle bir an... Hani hiç unutulmayacak, hani bir mühürcesine basılacak. Hani bazen rüyalarda kovalayacak, hani, hani, hani hep seninle gelecek. Hani, hatta yüzüne bir çizgi olup, yerleşecek... Çay elimi daha da yaktı... O geçti...
Şakakları ağarmıştı, saçları grileşmişti. Yüzünde oluşan benden sonraki çizgileri fark ettim. İçim ürperdi... Üşüdüm....
Hala çok yakışıklıydı, hala dimdik yürüyordu. Hala omuzları çok genişti, hala 'tıpkı baba gibi'ydi... Seslenmek istedim, yapamadım... O geçti...
Çayımdan bir yudum daha aldım. Yüreğim pır pır atmaya başlamıştı. Bir ağacın üzerine tel ile tutuşturulmuş aynaya takıldı gözlerim. Bir kadın bana bakıyordu.
.....
-Baksana aynaya, ne kadar yakışıyoruz değil mi? Senin boyun Türk kadınlarına göre uzun, ama ben de Türk erkeklerine göre epey uzunum hani.
-Hı hııı... Hadi söyle, sence en güzel kız kim?
-Benim için dünyanın en güzel kızı sensin.
-Yaa, senin için demiyorummm, 'en güzel kız kimm' diye soruyorumm.
-Sensin diyorum ya, en güzel kız sensin.
-Hayır, az önce 'benim için' demiştin...Bence en güzel kız benim. Bence bensem, sence de ben olmalıyım, di mi? Tamam, tamam şakaa, bakma öyle... Saçlarımı toplamak istiyorum.
-Hayır böyle çok güzel, ben yanındayken hep aç saçlarını.
-At kuyruğu yapıcamm yaa...
-Hayır, yapma diyorum... Açık kalsın... Hiç kestirmeyeceksin tamam mı saçlarını... Bir daha hiç kestirmeyeceksin... Bir daha hiç......... yine çok güzel kokuyor...
- Tamam bir daha kestirmiycem... Peki, yaşlı bir kadın olunca n'apıcam? Yaşlı kadınlarda uzun saç olur mu? Aaaa anımsadım, Leman Sam'ın epey yaşı büyük, saçları uzun ve ne çok yakışıyor... Bak anlaşalım, çok yaşlı bir kadın olursam ve o zaman uzun saç yakışmazsa, birlikte kestirelim. Anlaştık mı?... Beyaz gömleğin nerede?
.....
Telle tutuşturulmuş aynada bir kadın bana bakıyordu. Saçları uzundu...
Çayımdan bir yudum daha aldım. Aynadaki kadın ağlıyordu...
Gözyaşları artık durmuyordu. Sarsılarak ağlıyordu. Onun gittiği yöne doğru baktı. Uzakta bir parkın içine girdi, gözden kayboldu.
Aynadaki kadın ise hala ağlıyordu. Küçük bir çocuk gibi iç çekerek, hıçkırarak ağlıyordu... Sümüklü bir kız çocuğuydu artık. Elbisesinin kollarına burnunu sildi. Haa, elbisesi mi ne renkti? Beyaz... Bembeyazdı... Bu sahil kasabasının rüzgarında uçuşacak kadar tiril, tiril beyaz... Üşütecek kadar beyaz... Evet, doğru, sonbahar... Sırtındaki şalı düzeltti. Bir kez daha iç çekti, içi titredi...
Ayağa kalktı. Masaya birkaç bozuk para bırakıp, onun gittiği yöne doğru gitti. Onun geçtiği yollardan. Onun gittiği parka...
Ve pardösüsünün cepleri hala iki kişilikti. O, orada oturuyordu. O, ona dokunabilecek kadar yakındı.
Simidini bitirmişti...
.....
Kalkıp, gitsin mi yanına? Yetsin mi bunca ayrılık?
Beklesin, izlesin mi?
Adam yanında getirdiği çantasından, beyaz dosya kağıtları çıkardı. Sigarayı bırakmıştı, bir sigara yakmadı. Denize doğru baktı, sonra yine kağıtlara...
Kadın... Kadın izledi... Kadın da sigarayı bırakmıştı...
Kalkıp, gitsin mi yanına? Yetsin mi bunca ayrılık?
Beklesin, izlesin mi?
Adam yanında getirdiği çantasından, beyaz dosya kağıtları çıkardı. Sigarayı bırakmıştı, bir sigara yakmadı. Denize doğru baktı, sonra yine kağıtlara...
Kadın... Kadın izledi... Kadın da sigarayı bırakmıştı...
..... Denize doğru baktı, sonra yine kağıtlara... Pardösüsünün üst düğmelerini açıp, iç cebinden yakın gözlüğünü çıkarttı, diğeriyle değiştirdi. Elindeki kağıtları okumaya başladı. Arada gözlüğünü çıkarıyor, sapını dişleri arasına sıkıştırıp, uzun uzun düşünüyordu. Çantasından bir kalem çıkarıp, kağıtlardan birinin kenarına el yazısıyla dağınık bir şekilde bir şeyler karaladı:
'bekliyorum........... çabuk........... biraz daha hızlı.......... '
Kadın ise, orada öylece onu izlemeye devam ediyordu. Sanki bacaklarının bağı çözülmüş, adım atacak hali kalmamıştı. Ağaçlardan kopup düşen sararmış sonbahar yapraklarıyla beraber o da titriyordu. Sırtını güçlükle bir ağaca yaslayarak, yavaş yavaş aşağıya doğru kayıp, bembeyaz elbisesine aldırmadan nemli toprağın üzerine kendisini bıraktı. Dudaklarının arasından sadece kendisinin duyabileceği seste, bir cümle döküldü.
-'Bir gün mutlaka!'
.....
-Gitmek zorundayım. -Gitme! -Gitmeliyim. Bir gün mutlaka......................
Kaçarcasına yanından uzaklaştı. Kapıdan çıkarken o anı hafızasına kazımak istercesine, dikkatle son bir kez daha adama doğru baktı. Üzerinde yazlık, krem renginde bir pantolon vardı, beyaz gömleğinin üzerindeki sarı kravatını biraz gevşetmişti. Ayağa kalmış, bir adım öne doğru ilerlemiş, kadının ardından bakıyordu. Omuzları aşağıya doğru çökmüş, kolları iki yana doğru açılmıştı. Buğulanmış gözleri 'Lütfen gitme!' diyordu.
Kapıyı kapatıp, odadan çıkan kadın ise, artık önceki kadınla aynı kadın değildi. Bir parçasını içeride bırakan, eksik, yarım biriydi. Hangi parçaları mı eksilmişti?
Soluğu örneğin; bir daha aldığı hiçbir soluk ciğerlerinin en ücra köşesine kadar ilerleyip, ulaştığı her noktada 'Yaşamayı seviyorum' diye çığlıklar atmayacaktı. Ayakları örneğin; bir daha hiçbir zaman ayakları kendinden önce koşmayacak, bastığı yerleri papatya tarlasına çevirmeyecekti. Sek sek oynayan küçük bir kız çocuğu edasıyla merdivenleri ikişer üçer çıkmayacaktı örneğin.
Kolları örneğin; bir daha hiçbir zaman kollarının vücuduyla birleştiği noktada rengarenk perdeli kanatları olmayacaktı. Onları güç sarf etmeksizin çırpıp, gökyüzüne doğru yükselmeyecekti. Evreni hiç o kadar yukardan izleyemeyecekti. Bir daha hiç uçamayacaktı... Elleri örneğin, elleri bir daha hiçbir zaman o kadar hünerli olmayacak, dokunduğu yerleri cennete çevirmeyecekti.
Gözleri örneğin; bir daha hiçbir zaman........
Siz aşk dokunmuş gözleri bilir misiniz? Evren üzerindeki tüm ışıltılar onun yanında sönük kalır; ne yıldızların ışıltısı yarışabilir onunla, ne de güneşin parlaklığı...
Aşkın parıltısını kıskanan Güneş, yanına Yıldızları da alıp, Aşka kafa tutmuş, savaş açmış. Rengarenk ışıklar evrenin üzerinde çarpışmışlar. Şimşekler çakmış, Yıldırımlar düşmüş. Tüm çabalara rağmen Aşkı yenememişler. Pes edip, Aşkın önünde dize gelmişler; 'Tamam, sözümüz söz, bundan sonra sana destek olacağız' demişler... Güneş; aşk doğmuş günlerde daha bir parlayacağına söz vermiş. Her sabah başka bir çiftin aşkının başlangıcı için yeniden doğar olmuş. Çiftler başka başka yerlerde olsalar bile, aşklarının doğduğu gün güneş doğarken uyandırılırmış. Gün ağarırken sebepsiz yere uyanıp, gözlerini aralayıp, terasa ya da pencerenin önüne giderler, Doğuya dönük yüzleriyle aşk kokulu havadan derin bir soluk alıp, aşkla titreyen yürekleriyle yeni hayatlarına 'merhaba' derlermiş. Yıldızlar ise; aşkla yanan gecelerin üzerine daha bir ışıltılı düşermiş. O yüzden, şimdiye dek hiçbir ışıltı Aşk değmiş gözlerden daha parlak olamamış.
.....
Kendine sızmak için boşluk bulan, arsız bir güneş ışını ağaçların yaprakları arasından gelip, kadının gözlerine dokundu. Kadın gözlerini kısarak, sağ elini gözüne siper edip, adama doğru yeniden baktı. Oradaydı. Okuduğu kağıtları bankın köşesine bırakıp, uçmasınlar diye üzerlerine çantasını koymuştu... Ayağa kalktı. Parmak uçları üzerinde yükselerek, kollarını iki yana açıp, gerindi. Yükselen güneşin etkisiyle hava ısınmıştı. Pardösüsünü çıkartıp, bankın üzerine yerleştirdi. Bir iki adım ilerleyip, çevresini izledi. O sırada minik bir serçe bankın üzerine konup, teksir kağıdının üzerinde kalan susam ve simit parçalarını yemeye başladı.
.....
-Kuşların sesini duyuyor musun? Nasıl çığlık atıyorlar. -Nedir bu telaşları? ..... sesleri...... ruhumu acıtıyor....... -Göçmeliler... Hava soğumak, fırtına kopmak üzere. Artık buralarda yaşayamazlar. Uzaklaşmalılar... Çok uzaklara gitmeliler. -Bizim gibi mi? -Evet. -Dönecekler mi bir daha? -Bilmiyorum. Sen biliyor musun? -Ben de bilmiyorum.
.....
Adam, serçeyi ürkütmemek için, bir süre olduğu yerde kıpırdamadan, sabit kaldı. Karnını doyuran minik kuş, az sonra havalanıp, gözden kayboldu. Bir an adamın bakışları kadının olduğu tarafa yöneldi. Kadın telaşa kapıldı, başını yanında bulunan çalılıkların arkasına gizledi. O sırada deniz birkaç dalgasını kadının kalbinin ritmine uydururcasına, hızla kıyıya vurup, geri çekti. Kadın sadece ağzında atan kalbini ve denizin sesini işitebiliyordu.
Adam birden ayaklarının altında bir şeyi fark edip, bakmak için aşağıya eğildi. Eline bir dal parçası alıp, uzun süre toprağı eşeledi. Dal parçasını yukarı kaldırıp, ucundakine dikkatle baktı.
....
-Heyy, sakın atma. -Atmayacağım... Korkulacak ne var ki, minicik bir solucan. -Minicik olsun, ben korkuyorum işte. Yağmur yağdığı için mi bu kadar çoklar?...
Göl kenarında sıvalı paçalarıyla oltalarına takmak için yem arıyorlardı. Yağmur yağmış, epey ıslanmışlardı. Çantalarından çıkardıkları havluyla, birbirlerinin saçlarından süzülen damlaları kuruladılar.
-Şu halimize bak, sıçan gibi olduk. -Olsun. Yine de çok güzelsin. Dur bakayım. -Ne var ki orada? -Hiççç... -Heyyy, tişörtümün içine bir şey attın. -Hayır atmadım. -Attın diyorum. İçimde bir şey oynuyor. Ne yaptınnn? Solucan mı bu? -Zıplama... Dur diyorum. Ben bir şey atmadım. Alıyorum. Bu mu?... Bu sadece bir yaprak. -Nasıl korktum, solucan sandım..... -Seni seviyorum. -Ben de seni.
-Göle doğru bakar mısın? Bak, bak, şuraya doğru bak. -Gölün rengine mi? -Evet... Bir de yağmur damlalarına bak. Her bir damla ait olduğu suya kavuşurken, sevinçlerini halka halka yayıyor..
El ele tutuşup, göle yaklaştılar.
-Son nefesime kadar, ölünceye dek... Şunu bil ki; ömrümün sonuna dek seni bekleyeceğim. -Son nefesime kadar! Ölünceye dek seveceğim......... -sevdim..... seviyorum..... seveceğim..... -sevdim..... seviyorum..... seveceğim..... -En çok ben! -Hayır ben!........Sus, dinle! -Nedir o? -Duymuyor musun? -Nereden geliyor o ses? -Piknik yapan bir ailenin radyosu olabilir. -Yağmur yağıyor, bizden başkası yoktur ki. -Şşştt, sus ve dinle. Sezen Aksu... 'Dört Günlük Bir Şey'
Şimdi çok uzak bir hatıra gibi O yaşadığımız Boynumda bilmece gibi bir düğüm
Ben senin bal gözlerinde Dört kısa günde bilsen neler neler gördüm Sahte ile gerçeğin karmaşasını Yine de, sevgini özledim
İnsan böyle bir duyguyu yaşarken Gerçek yaşamla tüm bağlantıları kopmuşcasına Ayakları yerden kesiliveriyor Biliyor musun? Belki iyi oldu ama biz yere erken indik Şimdi yarım yaşanmış o şey Boynumda düğüm
Dört günlük bir şey işte Güzeldi, yaşandı ve bitti diye düşündük Oysa bir duygusal yük vurduk yüreklerimize Kırılıp döküldük Bir zaman gözlerimizde çiçek açardı Biz her umudu söndürdük
Özledim çiçekleri Sevdiğimiz ne varsa her şeyi özledim!
Dört kısa günden bana Bir garip sızı kaldı Bir de deli özlemin!
Özledim ellerini, gözlerini Ve yanık kokunu özledim!
Özledim çiçekleri Sevdiğimiz ne varsa her şeyi özledim!
Leyla AYYILDIZ |
|
| • Yorum yaz! |
25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Bilgeninelkitabi / 30/12/2004 5.17.25
bu kış KM okurları açısından baya verimli geçecek gibi..
şiirler, yazılar maşşallah bomba gibi..
sizlere hayret ediyorum, genelde insanlar kışın kasvetli havasından olsa gerek kapanırlar, duygulara ve hayata küsme en üst safhalara varır üşengeçlikleri artar.. galiba siz ve diger arkadaşlar bu tezi çürütmek adına illegal örgüt filan kurdunuz... siz neyin militanısınız bilelim...
yazınızı okurken bir yanda şiir dinliyordum,
Y.Hayaloğlu Topal Sevda.. yazınız ve şiir birbirine o kadar örtüştüki, kendimi bu duygu selinden kurtarmalıyım.. ah şu ayrılıklarrrrr ah şu ayrılıklarrr kadınıda erkeğide aynı vuruyorr..
bi şeyler yapmalıyım..
biliyorum ne yapacağımı....
şu anda yerimden kalkıp bilgisayarı camdan aşşa atıyoruuuuuuuuuu
Sarana / 30/12/2004 8.00.07
Leyla..........................:)
Metin Öz / 30/12/2004 8.33.30
sen her zaman olduğu gibi bir harikasın. seni okumak bana hem zevk hemde hüzün veriyor .......satırların çok duygu yüklü okuyana içinden şiir yazma isteği getirtiyor ama senin satırların yanında bizim satırlar çok sönük kalacağından korktuğumdan yazamıyorum .yıllar önce yazma denemesinde bulunduğum bir ufak şiiri yazıyım da bana bir not verirsin..........
Hani bir roman yazacaktık,
Bir genç kadının ve adamın
Hayatlarının kısacık zaman diliminde
Yaşadıklarından bahsedecekti.
Ayrı ayrı yazılacaktı sayfaları,
Ve aralarına konacaktı
yazılan mektuplar ve şiirler.
Öyle duygu yüklü olacaktı ki,
okuyanlar
’keşke biz de yaşayabilseydik’
diyeceklerdi.
İmkansız artık onu yazmak.
Mektuplarımı bir bir yırttım,
Ufacık parçalara böldüm,
Yüzlerce sayfayı
Sana zarar gelmesin diye,
Bizleri tanımayacakların çöp kutusuna attım.
Sessizce dökülen göz yaşları içinde.
Evet , artık yazılmayacak o roman,
Güzel bir rüya idi,
Tıpkı yaşadıklarımız gibi...
Metin ÖZ
evet yıllar önce bunun gibi karalamam olmuş idi şimdi tarihine bakıyorum çok zaman geçmiş galiba ben yaşlanıyorum insanlar yaşlanınca zamanın nasıl geçtiğini bilmezmiş bende bu satırları dün yazmış gibi hissediyorum........sabah sabah bu güzel satırların beni bir yerlere götürdüğü için sana teşekkür ederim..her zaman içinde yaşanılan satırlar yazman dileği ile sevgi ile kal.
Figen / 30/12/2004 11.20.34
leyla hanım, yazınızı okudum veeee istiklal caddesinin ayakları yerden kesilen, en guzel, en mutlu kızı bir zamanlar bendim de...(belki hala oyleyimdir) derin bir hüzün kapladı icimi, burnumun diregi sızladı sizi okurken...bir yandan "ezginin günlügü"nün eski bir albümü calıyor...satırlarınızı sevdigim adama gondermek icin bir kenara ayırdım izninizle:) - bütün kahvecilere gönüllerince, guzelliklerle dolu bir yıl diliyorum ..hüzünleri, ayrılıkları 2005 te uzakta tutabilmek dilegiyle..
Yolcu / 30/12/2004 12.20.14
Ya abla naptın sen.Ağlattın beni ya.Hala iyileştirr
emediğim bir yarayı yeniden kanattın.Ah ulan ah
Şeref Oğuz / 30/12/2004 12.56.58
hüznün en başaçılmazı, onu neşe ve coşkuyla sarmaladığın halidir. Leyla en güzel kız olmak zorundaydı.. ve oldu:) Aynadaki gözyaşı da aynaya özür değildir. Tıpkı en güzel kız olmanın, aynanın marifeti olmadığı gibi..
heyyy yazar teşekkürlerrr:)
Kardelen / 30/12/2004 13.23.09
Bu güzel yazı için teşekkürler Leyla.. ve güzel seneler :)
Nuri Merzi / 30/12/2004 13.57.41
Çok güzel ve hoş. Hem de hüzünlü, hem de çok. Sigaralar bırakılmış. Biraz yaşlanılmış. Tamam ama bu arada sevinilecek şeyler de olmuştur. Onları da yazarsınız herhalde. Nice nice yeni yıllara.
Ilker Özlük / 30/12/2004 15.32.36
güzel yazınız güzel kız gibiydi 2005 yılıda sizin ve herkes için böyle olsun
Mutesabih / 30/12/2004 15.49.32
Yaz mı olur kış mı olur, insan bazen hüzünlü bazen kasvetli bazen neden sanki hiç üzülmemiş gibi olur. Ama geçmişe dönük, yani hayali bir zamanı anınca sanki biraz iyi olur. Oysa geçmişten alınacaklar alınmış, geleceğe dair hesapların vakti gelmiştir. Geçmiş kendini tekrar hayatiyet noktasına getirmekten acizdir. Oysa insan beşeri kâmildir. yani hayatiyeti mutlak olanlar içinde zirvededir. Demek ki kalbi ve fikri yanı ile yani topyekûn hissiyatıyla inkişaf noktasında patlamalar da yapabilir. Ama bunu yalnızca insanı vasıflara haiz, berrak gönüller ve çamurlardan ya hiç nasiplenmemiş ya da ehveni derecede sıyrılmayı becerebilmişler nakış gibi işler. Ve diğer taraftan hamasi nutuklarla eleştirilebilirler de. Yazara tek not: tanınmaz, bilinmez bir nazariyat safhasında olsanız da, insani vasıflarınızla, yani insani vasıfların en pakı olan hissiyatınızla varlığınızdan başından beri güç alınmış, mutluluk duyulmuş ve dostluk kelimesinin anlamına yakın bir şahıs olduğunuza hep kanaat getirilmiştir. Bu yazınız on kelimede olsa bin kelimede olsa kaynağını işaret etmesi açısından değerli bir numunedir. Tıpkı öncekiler gibi. Yazınız için samimi şükranlarımla... Hisleriniz hep diri kalsın, cilveniz hiç solmasın.
Mete Kaynaroğlu / 30/12/2004 15.52.43
Keşke birinci ve ikinci paragrafları ayırmayıp tek paragraf halinde yazsaydınız. Bence anlam kaybı oluyor. Bütün bu hikayeye daha sıkı bir giriş olabilirdi böylece.
"Asildi.." Subjektif bir kavram. Siz asaleti anlatın, ona biz asil diyelim.
"Rengi atmak" yan yana yazılmalıydı ikisi arasında ki bağ kopmamalıydı ve aralarına sözcük girmemeliydi.
"Tüm şehrin en sevilen kızı... Tüm şehrin en seven kızı da bendim" Çok güzel bir tanımlama... öyküde ki gerilimi arttırıyor.
"Ceplerin komacan" olması ise, aşktaki sevimliliği, çocuksu ruhu, basitliği, heyacanı anlatması açısından çok güzel bulunmuş bir sözcük ve iki ayrı bedenin ellerinin o cepte buluşmasını anlatmak harükalde bir buluş.
Neden bu türden kritiklerle yaklaştım yazınıza?...
Ne kadar güzel bir aşk hikayesiydi... çok beğendim... biraz da iç acıtıcı.
Nice güzel yıllar dilerim...
Saygılarımla..)))
Bonjuree / 30/12/2004 16.29.42
mutfakta biri mi var? :)) elinize sağlık
Emirsultan / 30/12/2004 16.38.55
Harika insan ve harika bir yazi, bu mesafalere ragmen yasanmislari tekrar yasattigin icin cok tsk.ler yuregin hic usumesin... nice yillara kolunda saglik, yureginde hep sicaklik olsun... hep harika ol...
Gulumse / 30/12/2004 16.56.43
Bence de harika bir yazıydı Leyla' cım. Mutlu yıllar sana. Sevgiler.
Ters Köşe / 30/12/2004 17.53.46
her şey yolunda ve herkes çok güzel iken neden iki kişilik cepler kimsesiz kalir??... bir de bunu yazsan? gözlerinden öperim. yaşayarak yazan, pembe pamuk kalbiyle yazan güzel kiz..
Seda Demirel / 30/12/2004 18.14.12
:) yaşamış olmak bile kar sayılmalı... yaşadıysan ne mutlu sana... sevgilerimle, nice yıllara...
Rebeka Behar / 31/12/2004 6.45.44
tabi ki devam etmeli, aksi takdirde bu yarim bir hikaye olacak. cok guzel tanimlamalar, zarif cumleler ve capcanli tasvirlerle dolu. ama birbirine baglanmamis acik uclar var ve eger devam edilip bu uclar birbirine baglanmazsa kurgunun sokulup gitmesi isten diil. mesela su "beyaz" rengin neden bu hikayeye bu kadar hakim oldugu bir acikliga kavusmali. aksi "beyaz gomlek", beyaz elbise (ustelik de biz sormamisken yazar bize sordurtmussa), beyaz kagitlar. tabi ki bir oyku mahkeme zapti gibi herseyi anlatip izah edecek, tum sorulara cevap verecek diye bir sey yok. ama bu hikayede yapinin henuz bitmedigini belirten kolonlar, kirisler atilmis. bu durumda mimarimizin her halde vardir bir bildigi diyerek bekliycez.
Rebeka Behar / 31/12/2004 7.03.57
hikayede cok dikkate deger buldugum ve begendigim sey de bolumlerin bir birine baglanisi oldu. bir bolumun finalindeki imge ile takibeden bolumu acan imgenin ayni olusu, gecmis ve simdiki zaman arasinda cok organik ve zarif bir gecis saglamis. pardesunun 15 yillik olusu/pardesunun alindigi gun --- iki kisilik cepler/ pardesunun cepleri --- sahil kasabasinda aranan koku/sahildeki cay bahcesi --- agaca tel ile tutusturulan ayna/sevgililerin aynada kendilerine bakisi --- sac kestirmemek icin verilen soz/aynadaki kadinin saci gibi gecisler bir biri icinde eriyen film kareleri gibi dogal bir akis saglamis. bu akis icinde yerine oturmayan, havada kalan iki sey var: oykunun adi ve beyaz rengin israrla tekrari. yani bencileyin, gozlerin sisi inince yazmaya ve yarim kalan oykuyu bitirmeye devam. mutlu bir yil dilerim leyla.
Metin Öz / 31/12/2004 8.33.01
Günaydın demek şiirine O notunu bile layık görmedin .. büyük ustadlar hep böleymiş zaten yanlarında çıkar bile yetiştirmezmiş ne yapalım biz kaderimize razı olalım……. Ama bir deneme daha yapalım bakalım belki bu sefer olumsuzda olsa bir eleştiri alabiliriz…………….
Bir hayalim vardı.
Her zaman gözlerimin önünde canlanırdı.
Geniş bir yatak odası,
Büyük camlarından sabah güneşi süzülürdü
Hani senin söylediğin gibi bencil bir koltuğu,
Karlı kış gecelerinde yakılacak şöminesi vardı.
Uzun tüylü beyaz halı üzerinde büyük bir yatak.
Ve ben...
Beyaz çarşafların içinde sen.
Bağdaş kurmuş oturmuşsun,
Üzerinde pijamanın üstü...
Uyandırmıştı seni,
Senin için kızarttığım ekmek kokusu.
Evet canım, ne zaman gözlerimi kapatsam,
Bu hayal canlanırdı gözlerimin önünde.
Ama bir cumartesi günü,
Birden o sabah güneşi yok oldu.
Karardı o büyük camlar.
Silinmeye başladın yatağın üzerinden.
O an anladım canım seni kaybettiğimi.
Daha sen bana söylemeden.
Sonraki günlerde bir bir silindi odadakiler.
Ve bir gün sen çıka geldin,
’Onu seviyorum, çok seviyorum’’ dedin.
Seni kaybettiğimi,
Çok önceden
İçinde hisseden bu adama.
Şimdi ne zaman gözlerimi kapatsam,
O hayalimi ararım.
Ama yok artık o aydınlık oda,
Kapkara bir duvar var gözlerimim önünde…
Metin ÖZ
Feriha Mert / 31/12/2004 9.34.12
Kalemine sağlık Leyla'cım. Sormaya ne gerek var, tabii ki sensin. Varlığın en güzel şey ama!... Seni kooocamannn seviyooommm......
Pastoral / 31/12/2004 12.54.18
Yüregine, renklerine sağlık sEvgili dostum, nice yıllar, sevgiler saygılar...
Kurtis / 31/12/2004 13.03.16
Cok duru ve tertemiz bembeyaz bir hikaye.Cok da guzel yazilmis hakikaten ellerinize saglik tesekkurler.
Metin Öz / 31/12/2004 15.54.09
pardon yeni yılını kutlamayı unuttun sanada beklentilerinin gerçekleşmesi dileği mutlu ve sağlıklı bir sene dilerim.
River / 31/12/2004 18.29.03
:)
Rabita / 01/01/2005 19.12.35
İnsan yaşamı boyunca anlamamıştır belki, küçük bir dokunuşun değerini...
Ne yazıya dökülen sözcükler, ne ağızdan çıkan bir iki kelime, hiçbiri
yeterli gelmez küçük bir sarılışı tarif etmeye, çünkü bir yemek tarifi gibi,
bardakla, kaşıkla ölçülerini veremezsiniz ki dokunmanın?
Hayat, daha birşey hissetmemişken, ilk defa tanımadığınız birinin
elleri arasında başlar. Muhtemelen daha önce de, tekmelerinizi duymak için,
ilk dokunuşu yaşatmıştır başka biri...
Doğum sancılarının yorgunluğuyla, yatağa yığılıp kalmış olan anneniz
size ilk dokunuşuyla unutmuştur tüm acılarını...
Çocukken, sanki kulaklarımız duymaz, gözlerimiz görmek istemez.
Dokunmadan bilebilir mi küçük aklımız sobanın acı veren sıcaklığını?
Derinin içine iyice işlemeden anlamayız mesela anneannemizin cam
kenarına koyduğu kaktüsün bize ettiğini.
Mavi beyaz gökyüzü, yemyeşil çayırlar, masmavi deniz kendilerine öylece
bakılmasını sevmez, belki de onlarda hep dokunulmak isterler. Yosun
kokularını doyasıya içine çekmeniz, bıkıp usanmadan dalga seslerini
dinlemeniz yetmez bir türlü...
Bir dokunuş olmadan sanat olabilir mi sizce? Kalemle, temas eden
parmaklarımız, beyaz sayfaya değmeden hareket edemez, bir pianonun
tuşlarına dokunmadan hayat bulamaz notalar öylece durduğu yerde...
Ne yediğimiz balığın tadı vardır, kollarımızı sıvamadan, ne de
içtiğimiz demli çayın, ince belli bardağın beline sarılmada...
İlla ki dokunacağız!
Sevgi ancak dokunarak anlamını bulur hayatımızda, bebeğimizi,
kardeşimizi sımsıkı sarılmadan anlayabilir miyiz ne kadar sevdiğimizi?
Bir öpüşme, sımsıkı sarılma, aşkımıza yardım eder...
Öpüşürken kokusunu duyarsınız, hala orda olup olmadığını bilmek
istermişcesine, arada bir bakmak istersiniz...
Sanal dünya maalesef dokunuşun katilidir, sinsi, acımasız, tatlı tatlı
süzülür, ekranın arkasından odalarımıza...
Teknoloji deseniz yanıbaşımızda duran, güleryüzlü bir canavar değil mi
sizce de? Ne telefondaki ses, ne mesaj kutularını doldurup doldurup taşıran
sevgi sözcükleri, yerini alamaz hiçbir şekilde içten bir sarılışın...
Gün gelecek belki de, tüm bedeniniz aralarında anlaşıp, küçük bir oyun
oynamaya kalkacaklar size...Gözleriniz eskisi gibi göremese de sevdiğinizi,
kulaklarınız nazlansa da duymak için sevgi sözcüklerini, bu anlaşmaya bir
tek karşı çıkacak elleriniz olacak, artık bumburuşuk olsalar da...
Mutesabih / 02/01/2005 10.17.58
Adam yaşlanmıştı oysa… Hayallerinden arda kalanı anlatmak için ciddi bir arşiv kalıntısına ihtiyacı vardı. Kadında kendince bu oluşuma kendi muvazenesinden yaklaşmaktaydı. Adamın saçı aktı, yüzü amak. Ama geçmişe gitmek, insanın beşeri yetileriyle cevaz veremeyeceği soyut bir kavramdı. Yalnızca geçmişin o hasretimiydi kim bilir kadını böyle ayrılığın korunda yakan. Hangisiydi daha hasretle yoğrulan. Bir eren çıksaydı bir yerlerden ve o anda Musa olsaydı yani ve kavuştursaydı geçmişle şimdiki zamanı, hangisi daha mutlu olurdu mesela. Acıdan arındırılmış ama duygunun ağlayan babından bir fasıla ne oluyormuş meğer. Oysa hayatlar değişmiş, zaten adamın saçları evrim geçirmiş. Ya kadın! Hislerini kim bilir ne kementlerle mühürlemiş...
Kaya / 02/01/2005 19.33.44
Söylüyorum.. EN GÜZEL KIZ SENSİN :)
Kaya / 02/01/2005 19.34.32
Söylüyorum.. EN GÜZEL KIZ SENSİN :)
Müfit Semih Baylan / 02/01/2005 21.51.18
oysa daha bitmemişti anlatacaklarım,
bir kırmızı piyano bile çalamadım sana,
belki Chopin´den bir noktürn
ya da Lizst´ten bir rapsodi,
anlatmak için yeterdi her şeyi...
iki çakılına bir deniz verdim ama
hayallerimi de boyadım mavi buğdayla,
unutma, beni yarım bıraktın!
boya kenarlarını
yolculuklara çıkamadığımız gemilerin,
yalnızlık rıhtımında dolaş istersen
benim sevdiğim şarkıları da söyle,
bir yerlerde yaşadığını bilmek de güzel,
ağrıyan anıların
ve dünya bizimle daha güzel aslında...
evet, sen eskimiş bir kadınsın
ya da
buruşturulup atılmış bir sevgili.
söyle birlikte söylediğimiz şarkıları yine
başkaları duymasa da,
bir film afişinde saklı anılarımız duyar belki de...
müfit semih baylan-Trabzon,keyif kahve,ekim.2002
Sevgili Leyla Ayyıldız, öykünü okudum, anılarım depreşti, yukarıdaki şiir öyle bir anının ürünüdür. Kalemine sağlık sevgilerimle... müfit semih baylan-Trabzon
Müfit Semih Baylan / 02/01/2005 22.04.33
"Nevval" adlı öyküm için yazdıklarınıza teşekkür ederim. Çok mütevazi bir yorum yaparak "daha bir fırın ekmek yememiz lazım" gibi bir cümle kullanmışsınız. Tabii iyi öykü ya da deneme yazabilmenin yolu okumak, okumak, okumak dolaysıyla gelişmek, kendini geliştirmek ve dili iyi kullanmaktan geçer kuşkusuz.Arzu ederseniz mufitsemih@veezy.com e-posta adresime bir adres bildirin. "Nevval" adlı öykümünde yer aldığı hayatıma giren dokuz kadını anlattığım "Hüzün Anılarımda Saklı" kitabımdan size imzalı gönderebilirim. Ben 33 yıldır yazıyorum. Yayımlanmış kitaplarım onlarca öyküm var. İlgğinize ve düşüncelerinize çok teşekkür ederim Çok saygılarımla
Aaltan / 03/01/2005 2.25.07
Selam LA'cim, pek güzel olmuş yine.. ellerine sağlık.. Tekrar mutlu yıllar diliyorum. sevgiler.
Metin Öz / 04/01/2005 7.28.58
Günaydın ,,,yazılamıyacak , hayalim
.....
Ege / 03/06/2005 3.20.16
teşekkürler, okuma ve düşünme fırsatı için, sabaha daha güzel başlamama neden olucağınız için...
Ege / 03/06/2005 5.17.19
iki saattir adeta sayıklıyorum bu sözlerinizi;
"-Son nefesime kadar, ölünceye dek... Şunu bil ki; ömrümün sonuna dek seni bekleyeceğim.
-Son nefesime kadar! Ölünceye dek seveceğim.........
-sevdim..... seviyorum..... seveceğim.....
-sevdim..... seviyorum..... seveceğim....."
sadece saygı gösterebilmek, başkalarını kırmamak için söyleyemediklerimi siz burdan söylememe neden oldunuz.
yazınız, şarkı ile senkronize çok keyifli oluyor.
tekrar çok teşekkürlerrr
Rebeka Behar / 03/06/2005 8.45.22
fotograf cok guzel.
Halparslan / 03/06/2005 9.09.39
bütün bu öykü o gölün kenarında mı geçti.
Yağmur mu yağıyor du.
O gölden kurbağa sesleri geliyor muydu.
Yerlerde meşe yağrakları var mıydı.
Orası yedi göller mi.
Aşk neymiş anlamam ben de. anlatımın o denli ki,
kendimi gölün kenarına attım ,ıslandım.
sağlıcakla:)
Kutay / 03/06/2005 9.32.37
ilk yazıyı okumamışım, geriye döndüm okudum. Ben 30 Aralık 2004 günlü yazını daha çok beğendim. Bu kasaba hem denize, hem göle kıyısı olan bir kasaba galiba.
Devamı için yine 6 ay bekleme :) sevgiler. Varolasın...
Guendalina / 03/06/2005 9.42.42
Leylacığım, öykü, fotoğraf ve şarkı alllldıııı götürdü.. Sağolasın!
Anur / 03/06/2005 10.07.50
ne olacak bu fotograf işi leyla? cok iyi yine. tebrik ederim.
Filiz / 03/06/2005 10.49.53
Ah Leyla,
Soyleyecek pek cok seyim olmasina ragmen hic bir sey yazamiyorum. Senin yazim benim bogazimda dugumlenen bir ilmik oldu. Oceki bolumu okudugumda geldi oturdu bogazima. Cozmek icin aglamam lazimdi. Ben de yaptim. Simdi izin ver de dugumu tamamem cozeyim. Hay allahim mendil de lazim.
Murathoca / 03/06/2005 11.17.51
Birgün mutlaka da neden bu gün değil? İnsanı insan yapan değerler adına, aşkı aşk yapan değerleri çöpe atmak, boyun eğmek, "Bir gün mutlaka" diye hayal kurmak nedendir? Aşkın para, emek veya zaman harcanmadan bir çırpıda yaratılıveren, sahip olan için paha biçilmez olmasına karşın, üçüncü kişiler için "Karın doyurmaz" görülmesinden midir?
"Bir gün mutlaka" sözünü aşk için söylemeyin. Çünkü o sözün olması gereken hali "Bir gün mutlaka öleceğiz" . Ama hangi gün?...
Handan Bursa / 03/06/2005 12.41.09
Birinci bölüme gidip gitmemek için önce ikinci bölümü okudum:) sonrasında link ya açılmaz , hemen başa dönemezsem diye çok korktum.Okudum..okudum. Belki bir ayrıntı kaçırmışımdır diye tekrar okudum.Nefis bir aşk hikayesi. Okumaya doyamadım.Tebrikler,teşekkürler.
Bu arada öyküyü okumadan önce nefis bir öğle yemeği siparişi vermiştim az önce iptal ettirdim.
Fa / 03/06/2005 14.08.58
Güzellik insanın neresinde olur acaba? Kaşında, gözünde mi; özünde, sözünde mi; aklında, yüreğinde mi? Bu güzelliklerin en değerlisi hangisidir, insana hangisi gereklidir? Seçme hakkım var ise ben yürekten yana kullanıyorum seçimimi. En güzeli, yürek güzelliği...Yüreğine sağlık sevgili arkadaşım, en güzeline sağlık. Hak ettiğin ve yüreğinden yüzüne yansıyan gülümseme eksik olmasın.
Eniste / 03/06/2005 14.27.39
Teşekkürler Leyla, ellerine sağlık...
Zeycan Irmak / 03/06/2005 17.16.38
her iki yazının da çıktısını alıp akşam okuycam... pzt.si yorumuna bak... öperim Leylacığım... kendine iyi davran, fazla yorulma...
Sevgimle caniko
Zeycan Irmak / 03/06/2005 17.33.04
ben ilk bölümü okumuşum. kafam öyle dolu ki, çıktıyı alınca fark ettim...
bu bölümle ilgili ise, sadece Sezen Aksu'nun şarkısını okudum... beni nerelere alıp sürükledi... bana gittiğim yerlerden neleri taşıdı bilemezsin... en sevdiğim şarkılarından biri... ... ... ... anla işte ...
devamı pzt. ;)
Nihat Turan / 03/06/2005 18.21.55
ne desem şimdi...
şarkı çok güzel başlıyor,
"şimdi çok uzak bir hatıra gibi
O yaşadığımız
Boynumda bilmece gibi bir düğüm"
..................
Ters Köşe / 03/06/2005 19.25.39
fotograf güzel...
Roth / 03/06/2005 21.05.15
yandım yandım ah-ki ne yandım.bana yeniden sarkılar soyleten kadın.eline yuregine saglık leyla.
Öykü Özü / 03/06/2005 23.12.37
teşekkürler teşekkürler teşekkürler çok güzeldi...
Ege / 04/06/2005 3.31.36
evrenin farklı yerleri de olsa aşk herzaman aşk, ortak dilimiz aşk.
Öykü Özü / 04/06/2005 3.36.22
Leyla Abla nedense sizin (saygımdan senin diyemiyorum insanın tanımadığı birine bu kadar saygı duyması ne kadar ilginç! bu bence sizin kazandığınız bir şey, yani belki de tanıyorum)- yazdıklarınız yüreğime dokunuyor...
Öykü Özü / 04/06/2005 3.37.32
Yaşar dinliyor musunuz bilmiyorum ama size çok yakıştırdım yeni albümünü birkaç kez dinlemenizi öneririm...
Ege / 04/06/2005 4.22.46
dedim ya, evrenin farklı yerleri de olsa aşk herzaman aşk, ortak dilimiz aşk. birilerinin aynı zamanlarda, aynı saatlerde benzer duygular hissetmeleri ne acaip birşey. Artık kendimde değilim..
Seda Demirel / 04/06/2005 14.10.01
fotoğraf harika!...
Mete Kaynaroğlu / 04/06/2005 14.13.33
Eski günlerde.. Cumartesi günleri bir klasik müzik programı vardı ve o programın spikeri çok uzun yıllar bu programı sunmuştu. O programı kaçırmazdık. Büyük keyif alırdım o saatlerde. Şimdi de cumartesi günleri KM ve yazılarınızı okumak keyif veriyor bana hem de uzun süreler içmediğim kahve ile birlikte. Mutluyum..)))
Kaya / 05/06/2005 0.04.57
Yazında güzel, fotoğraflarında :) Teşekkürler efendim :) Sevgiler.. :)
Anur / 05/06/2005 1.10.42
ben yine okuyamadim, ama fotografa bakiyorum ;)
Dolun / 05/06/2005 11.51.03
Buğulu bir aşk, buğulu bir şarkı,buğulu bir fotoğraf çok güzel olmuş elinize sağlık.Öykünün devamını çok beklememek dileği ile....başarılar.
Filiz / 05/06/2005 17.00.17
Leyla bu fotograf meselesini cok onemsemelisin artik diye dusunuyorum. Gercekten harikasin.
Ra / 05/06/2005 17.37.19
bu hafta yazmadın sandın.. baktım herkes var sen yok.. dedim editor ambarga mu uyguladı bize.. eline yüreğine sağlık cok romantik bi calişma.. bu örneğinleri yasamayan kac kişi vardır ki.. su anki beni ne güzel yansıtmıssın.. tesekkürler..
Metin Öz / 06/06/2005 8.08.12
Geç oldu ama GÜNAYDIN . siteye bu gün ulaşa bildim.
Yazına küçük bir katkı ………………
KOŞMA
Koşma sevgilim yorulursun,
Aşk yolu bu kadar uzun değil.
Farkına varmadan sonunu bulursun.
Saçında artar aklar seni maziye atar,
Orada yalnız hatıralar yaşar.
Saçında beyazların artmaması dileği ile.Çünkü mazide yaşamak çok kötü bilesin
Sevgi ile kal…..
Tuğba Çamlıbel / 06/06/2005 14.41.06
İlk yazıyı okumuştum ve gerçekten çok etkilenmiştim. Hatta çıktısını alıp herkese okuttum çevremdeki. Ve içimden hep inşallah Leyla yazar devamını diyordum.
Çok güzel Leyla. İlki kadar...Şarkıyla birleştirince aldı götürdü...Merakla bekliyorum devamını...Ve mutlu bitmesi için için için dua ediyorum...
Zeycan Irmak / 08/06/2005 8.49.07
Benim sana sözüm ne olabilir ki
alıp alıp götürmelerin yok mu beni
Ah be kız,
vre kız (vestana kulağın çınlasın ;)
* *
üç dal gelincik bulmuştum bir sahilde
bir koşu uçtum gelinciklerin yanına
yalnızlıklarına ağıt yaktım içimden
soldu sonra gelincikler
bir kitabın sararmış sayfalarında
hatıraları ise bugün misali aklımda...
şimdi bu yazıda aldı götürdü beni
gelincikleri bulduğum o deniz kıyısına
okuduğum öyküye yorumum geç oldu. iş güç dünya gailesi, ne edersin. ama geç de olsa, bana kattıklarını bil istedim.
sevgiyle canım.
Kantürk Kurşun / 13/06/2005 14.37.24
Yazılardaki detaylar,yaşanılmamış olsa bile o an,psikolojik olarak o an 'a götürüyor.Nazım Hikmetin Yaşamaya dair dizelerindeki detayları anımsattı bana ...fotoğraflar ise usta işi..kutlar,bundan sonra işin zor leyla..:)) her yazı,fotoğrafta daha da üst düzeye çıkmak zorundasın..başarı,sevgi ve dostluklar yanında olsun her zaman
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
•
|