- 'Seni kim icat etmişti?'.
Dolu dolu ama bir o kadar da yorucu geçen hafta sonlarının ardındaki pazartesi sabahları çalan saate genellikle bu soruyu sorarak uyanırım: 'Seni kim icat etmişti?'
Perdenin arasından süzülen rüzgar ile kendisine sızacak boşluklar bulan arsız güneş ışınları sözleşip, cilveleşerek beni uyandıracaklarını sansalar da, onlara inat tek gözümü açıp, saati 20 dakika sonrasına yeniden kurdum. Koyu, karanlık, dipsiz uykuma geri döndüm. Damağımda yarım kalmış rüyamın tadı vardı ve biliyordum ki devam edecekti...
Bir dönem nasıl da anlamlı rüyalar görüyordum; hani şu geleceği gösterdiğine inanılan rüyalardan. Bu da belki onlardan biriydi. Oysa bu aralar şekilsiz ve isimsiz rüyalarım. Yüzler belirsiz ve yabancı... Yine de, az da olsa huzur vardı dibinde, bir daha batıp, çıkmalı.
İkinci kez çaldı saat işte, 'Sahi, kim icat etmişti seni kuzum?'
Bugünn? Bugünnn??? Bugün için özel bir şey var mıydı? Hani şu her gün yapılanlardan farklı, herhangi bir şey? Yoksa yine diğerleriyle aynı olmaya aday bir gün mü bekliyor beni? Yataktan çivi gibi çıkmamı sağlayacak, banyoya giderken şarkı mırıldandıracak bir şey var mıydı? Hmmmm var mıydı? (Depresyonun eşiğinde misin yoksa, bu cümleler oradan sesleniyor sanki.)
Aman sen de. Hafta sonları böyle miyim?... Her gün aynı saatte kalkıp, aynı hazırlıkları yapıp, aynı saatlerde kahvaltını geçiştirip, otopark görevlisine 'yine çok canlıyım' (külahıma anlat) gülümsemesi ile 'gü-nay-dınnn' deyip, yola çıkıp, aynı yollardan gidip, aynı yerde park edip, park ederken hani beceremezsin ya, 'az sağa kırın, az sol, tamam şimdi oldu' diyenlere, 'becerebildim di mi' gülümsemesi atıp, bi de üstelik yardımları için teşekkür edip, işyerine girsen ve rutin işlerini yapsan, sen de yataktan böyle kalkarsın.
Haftanın beş günü benzer işleri yapanların ortak sorunu bu. İşimi sevmiyor muyum? Yookk, seviyorumm... Ama aylardır süre gelen benzerliği beni bunaltıyor. Bu mesleğe aşık değil miyim? Evet, aşığımmm, ilk günkü kadar olmasa da hala aşığım. Bir daha dünyaya gelmek istesem yine bu işi yapar mıyım? Evet, yaparım!...
Bu aralar tasarım yapmıyorum ya, belki tüm sorun bu. Bu aralar beslenemiyorum sanki. Yaptıkları eser her ne olursa olsun, bitirilmiş bir örgü kazak dahi olsa, bittikten sonra bakıp, yüreklerinden ılık ılık bir şeyler akanlar beni anlayacaktır. Epeydir damarlarımda o ılıklığı hissetmedim. Epeydir de işte böyle ruhsuz kalkıyorum, işe giderken.
-Bu sabah daha mı erken çaldı saat? Ahh, evet, bugün diğerlerinden daha başka olacaktı ya, nasıl da unutmuşum. İşte, zıpkın gibi fırladım yataktan şimdi. Banyoya telaşla koşup, elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım bile. 'Bronz ten yakışmış' diye fısıldadım kendime.
O-leyyyy bu sabah farklı bir sabahhh. Akşamdan karar vermiştim, işe yürüyerek gidecektim... O-leyyyyyyy...
Pşşttttt lütfen dudak bükmeyin, bırakın da bu farklılığa sevineyim. Yürüyerek yaklaşık bir saatlik mesafede gideceğim yer. Ve bunu ilk kez yapacağım. Bu benim için çok farklı, heyecan verici bir durum.
Topuklu ayakkabılarımı, ütülü gömleğimi, fularımı, pantolonumu çantama yerleştirdim. Hatta topuklu ayakkabılarıma uygun çantamı da spor sırt çantamın içine koydum. Üzerime ise rahat pamuklu bir tişört ve kot pantolon geçirdim. İş yerime ulaşınca üzerimi değiştireceğim.
Hafif bir makyaj yapsam? Hafta içi şart sanki bu boyaları sürünmek. Kapıdan çıkarken makyajsız olduğumda eksik hissediyorum kendimi. Sadece göz kalemimi süreyim. Ulaşınca gerisini tamamlarım. Du bakiyim aynaya, hiç de fena olmadı.
A-haa gerçek suçlu işte gülümsüyor bana. Sabah sabah huzur dolu rüyamı bırakıp senin için yollara düşeceğim. Sen, 35 yaşın ısrarcısı, minik göbek. Sen hain şey... Az dikkat etmeyeyim, bi daha bi daha çıkıyorsun karşıma. Biliyorum ki; bundan sonra ya seninle yaşamayı öğreneceğim, ya da her günüme işte böyle anlam katacağım.
.....
Hmmm nasıl da temiz bir hava varmış. Demek sokaklar bu kadar bakir uyanıyor sabahları. Demek bu kadar duru bir gün bekliyor bizi dışarıda... Neden bunu daha önce yapmadım sanki. Taze ekmek, poğaça kokulu sabah çoktan uyanmış, gözlerindeki mahmur çapağı temizlik işçilerine temizlettiriyormuş oysa...
Kurumuş yaprakları süpürüyor çöpçüler. İlahi bir hışırtı çıkarıyor yapraklar, vaktin tamamlandığını gösteren kutsal bir törendeler sanki. Bu sesi kaçırmışım şimdiye dek. Her ölüm bir doğuma sırasını verir değil mi? Bu hışırtı da onu anlatıyor.
İyi ki düşmüşüm yola. Her gecenin ardında böyle bakir bir sabah mı gizliymiş?
Bu gece, bu şehirde hiç acı yaşanmamış sanki. Gecenin karanlığına kaç acıyı gömüp, yeniden doğdun be şehir? Şu kırık şişenin yanından bir cinayetin çığlığı yükselmemiş, dükkanların loş vitrinlerine kırmızı pabuçlu bir fahişenin aksi yansımamış sanki. Polis düdükleri, siren sesleri geçmemiş bu şehirden. Sancılarını koyu karanlıklara gömüp, yeni bir sabah mı doğurdun şehir?
En güzel gülümsemenle uyanmışsın bu sabah. Bedenleri yeniden umutlandıracak kadar bakirsin...
Biz çok şanslıyız değil mi? Sadece içinden su geçen şehirler her sabah böyle yıkar yüzünü, iyot ve yosun kokusuyla yeniden doğarlar. Böyle şehirlerde yaşamak çok kişiye kısmet olmuyor oysa. Bu sabah baştan çıkaracak kadar güzelsin şehir.
Rengine maviyi katmış şehirler adamı şair yapıyor be şehir. Arada sızlanıp, 'Çek Ellerini Yakamdan İstanbul' desem de, çekme be şehir, çekme ellerini... İyi ki gelmişim sana bu sabah, iyi ki girmişim sabah mahmurluğundaki koynuna...
.....
Rutin ama yoğun işlerimden dolayı çok ihmal ettim yazmayı. Oysa yazmak epeydir uzaktaki sevgilim tasarımın yerine doyurmuyor muydu ruhumu? Bu gecemi kitabımı okumaya ve klavyeme adamalıyım. Bu gece başka hiçbir şey yapmayıp, ayaklarımı uzatıp yarına yeniden doğmaya hazırlamalıyım bedenimi.
Bu gece aslında her sabahın yeniden doğduğunu bir daha anlamalıyım, anlatmalıyım. Ve okumalıyım, yine, yeniden doğmuş cümleleri. Ve fark etmeliyim; aslında her şeyin ifade edildiğini, aslında her şeyin yaşandığını, aradıklarımı bir zamanlar başkalarının çoktannn bulduğunu, bana sunulanın ise sadece yarın benim işitebileceğim bir sabahın sesinde yükselen yaprak hışırtısında gizli olduğunu...
Leyla Ayyıldız
|