22/12/2006 - İNTİKAM TANRIÇASI NEMESİS |
Şu onbeş metrekarelik koğuşun karoları üzerine kaç kez resmini çizdim bilsen. Soldan üçüncü ve beşincisi gözlerin, aşağıdan dördüncü karo da dudakların... Kaç kez çiğneyip geçtim seni, kaç kez tükürdüm suratına...
İlk geldiğim zamanı tek şu ayna hatırlar. O zaman onun ortasından geçen bu çatlak yoktu, benim de yüzümdeki çizgiler. Kaç yaşındaydım buraya geldiğimde?
Bahardı, baharımdı... Toprak kokulu yağmur yaşımdı.
Hala kabuslarımda seni görürüm. Bakışlarına kilitlenirim. Bir girdap beni derine çeker, iğrenç ellerin tenimde gezinir, beyazlarım lekelenir. Ahtapot kolların boğazımı sarar, çığlık atmak isterim, sesim çıkmaz. Kaçmak isterim, kıpırdayamam. Yatağa yapışmış terli bir vücut uyanır ve sana doğru bir küfür savurur.
Sandığımdaki dantelin kenarına kan damlar...
.....
'Unut' diyor bir ses. Unutmak mı? Onların vücutlarından başka bir can kazındı mı? Yavruları giderken çığlık çığlığa bağırdılar mı? Yüzünün yarısına ay doğmuş, diğer yarısı zifiri karanlık bir bebek girdi mi rüyalarına? Bataklığın içine doğru çekilen bir bebeğin 'Anne, anneciğim' diye haykırışlarını duydular mı?
Ve sonra bir daha hiç anne olamayacaklarını öğrendiler mi? El örgüsü bir çift patiğin üzerine kan damladı mı?
.....
Avluda yürür, yürür, yürürüm... Gökyüzünden İntikam Tanrıçası Nemesis bana gülümser, fısıltılı bir sesle; ''Ne zaman ki; tacına onun kanı sıçrayacak, o zaman ondan kurtulacaksın'' der.
Bir kez denedim olmadı, ancak kendime sözüm var, bebeğime sözüm var, tüm değerlerime sözüm var 'Elbet, intikamımı alacağım!'....
......
Konusu 'intikam' olan bir yazı yazmam istenildiğinde günlerce bir kurgu oluşturmaya çalıştım. Benzer zamanlarda başka bir arkadaşım da 'nefret edilen adam' konulu bir yazı yazmamı istemişti. 'Nefret ve intikam'ı yazmak için öğrenmek gerekiyordu belki de... Yazmaya çalıştım, öğrenmek ise istemiyorum.
Geçmişinde tecavüze uğrayan bir kadına radyo programında sormuşlar; 'Daha sora yaşamınızı nasıl etkiledi bu olay?' . Kadın yanıtlamış; 'Bana her gün tecavüz etmesine izin vermedim.' ... Yani yaşamımdan çıkardım attım bu olayı diyordu, bana defalarca acı çektirmesine müsaade etmedim... Bu olayı ilk duyduğumda 'işte bu' demiştim, tek bir cümle, ancak bir çok kişiye şok terapi yapabilecek güçte bir yanıt.
Nefret duygusunun yaşamıma girmesine hiç izin vermedim. Israrla 'benden nefret et, benden nefret et' diye sınırlarımı zorlayanlar olmadı mı? Hiç mi kandırılmadım, hiç mi aldatılmadım, hiç mi acı çekmedim. Evet, evet hepsi oldu. 'Sen de mi Brutus?' ü ben de dedim. Ancak nefret edemedim. Ya da ben böyle doğmuştum.
Bağışlamak ise nefret etmek ve intikam almaktan çok daha kolaydı. Tanrı diyordu ki; 'Bilin ki; Allah esirgeyen ve bağışlayandır', öyleyse kulun bağışlayıcı olması çok daha kolay olmalıydı.
ABD'de bir idam mahkumuna sormuşlar; 'Son sözün nedir?'. Mahkum yanıtlamış, 'Siz benim çocukluğumu biliyor musunuz?' ...
Tüm güzel duygulara ve sevgiye...
Leyla Ayyıldız
|
| • Yorum yaz! |
2006-12-24 22:17:11 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Ferhat Unsu / 21.04.2004 08:52:09
Yüreğine sağlık :)
AK / 21.04.2004 09:17:51
Ne diyeyimki? Her zamanki gibi mükemmel bir anlatım... Yüreğine sağlık ;)
Filiz / 21.04.2004 10:20:49
Dün bir arkadaşımla konuştuk telefonda bu konuyu. Sanki bu günler birilerinin affedilerek, hafiflemeyi beklediği günler gibi geliyor bana... Affedin ve kaldırın o kişi(ler)in üzerinden kara defteri. "Affetmeniz sizin hakkınızda ve tanrı katında daha hayırlıdır/makbuldür. Affedin ki affedilesiniz" Hatta bunu birinci dereceden bir yakınınızı öldürenler için bile böyle açıklar. Affedemediğinde ise değişik seçimler koyar insanların önüne yine tanrı. Ve Mevlana da sadece affedilen değil, affedenlerden olmayı çok istemiştir. Maalesef ki bu dille daha kolay bir kavram. Affettim seni dersin ama gönlün yine acır belki. İşte esas af, gönülden o acıyı çıkarıp, sana onu bırakanın mutluluğunu dileyebilmektir bence. En azından ah etmemektir. Çok Polyannacı biliyorum ama o da bana yaptıklarını yaşasın öğrensin, şöyle olsun demekle, ya da bunları demesen de içinde o acıyı duymakla affetmek mümkün görünmüyor. İlahi adalete bırakın.. Sevmeye, nefret etmemeye, affetmeye var güçle devam... Benim için cevap niteliğinde bir yazıydı. Hep sevgiyle kal. Ellerine ve yüreğine sağlık Leyla'cığım...
armağan / 21.04.2004 10:35:25
izmir'de yağmur yağıyor.. şehrim yıkanıyor.. kahve molasında senin yazın.. ruhum arınıyor...
Anthony Delon / 21.04.2004 11:14:08
Nefrete hayatınızda yer yok anlaşılan. İtalik harflerle yazdığınız yazıda ne anlatmaya çalıştığınızı yazarsanız sevinirim. Nefret yok mu o satırlarda? Siz yazmadınız mı?
zeycan / 21.04.2004 11:18:29
Sabah geldiğim gibi yazını okudum.dün, Tubanın yazısıda ağlatmıştı ama yorumlara fırsat bulamıyorum bu ara.. Sevgili güzel yürekli arkadaşım; dilerim hiçbir konuda hiç kimseye karşı intikam ve nefretle tanışmazsın. Çok ama çok beğendim. okurken yüreğimin serinlediğini ve ürperdiğini hissettim ve yazdıkların beni yıllar yıllar öncesine, hayata yeni atıldığım bir dönemde tanıştığım ve çok sırrını dinlediğim eski bir dostuma götürdü. Şimdi nerde bilmiyorum ama ben onun yaşadıklarını anlattıklarıyla yaşamış gibi olmuştum ve bunu elim titreyerek yıllar sonra kaleme almayı başardım. her zaman hayaller ve güzellikler yazılmıyor yazık ki, bir de hayatın bu yüzü var; korkularımız ve başetmeye çalıştıklarımız.Allah kimseyi böyle bir tecrübeyle sınamasın. Bağışlamak ise ayrı bir erdemdir, zor olandır. Çoğumuz işin kolayına kaçıp bize karşı kötücül davranan insanları bir çırpıda öfkeyle birleştirip çıkartıyoruz hayatımızdan. Halbuki onunla süre giden ilişkimizde bir emek harcamıştık, ona kendimizden bir şeyler vermiştik, onu yürek evimizde sevgiyle beslemiştik. Ne çabuk ve ne vakit nefret etmeyi başardık? bir hatası yüzünden, bir kalp kırıklığından, tamam hadi o kadar iyimser olmayalım bize attığı kazıklardan, hemen siliveriyoruz defterden dost saydığımız yüzleri. Bu kadar kolay ve çabuk. Uzlaşmacı davranmayı denemeden. "Nefret duygusunun yaşamıma girmesine hiç izin vermedim....." demişsin ya, bunu içimden kendine söyleyen tek dünyalı benim sanıyordum. milenyum çağının eksilerini göz önüne alarak ;) "nefret etmelisin, nefret etmelisin" dedim ama olmadı. zaman bütün yaralarımı kapattı... dilerim sen, bir daha hiç yara almazsın. yürek dolusu sevgimle öperim. :))
fa / 21.04.2004 11:51:15
Bence kurgu ve anlatım açısından mükemmel bir yazı çünkü iyiyi ve kötüyü ortaya koyuyor ama yönlendirmiyor. Herkes kendi yönünü kendisi çizecektir. Belki, gerçekten böyle doğduk ve burçlarımız bize bu yolda yön gösteriyorlar ancak, aldığımız eğitim ve etkilendiğimiz insanlardan da bazı edinimler çıkardığımız gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Affetmek üzerina, bana e-posta olarak gelen çok güzel bir pps.sunum var idi, şöyle diyordu özetle: "...Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz. Affetmek bir seçimdir ve süreçtir. Affetmek o kişiyi kucaklamak, suçsuz bulmak, haklı bulmak değildir. Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır, artık acıyı hissetmemektir..." Vazgeçilmezlerimizden olan, özgürlüğümüze kavuşabilmemiz dileği ile.
nurettin / 21.04.2004 12:10:17
Sevgili Leyla'cım öylesine akıcı ve açık yazmışsın ki emeğine teşekkürler. Nefret duygusu insanoğlunun içinde var olan ve var olacak bir duygu ama esas erdem onun varlığını kabul etmek en önce. Sonra ise nefreti uyandıran sebepler ile ilgili insanı başbaşa bırakabilmek kendisi ile.Er veya geç kabullenebilecektir bazı şeyleri. Sözlü olmasa da hareketleri ile belli edecektir bunu. O zaman bir de görüyorsunuz ki o insana karşı nefret duygularınız çoktan sönmüş bile.Duygularımız bizi değil, biz duygularımızı yönettiğimiz sürece daha rahat yaşam dileklerim tüm dostlarıma..
pastoral / 21.04.2004 14:23:49
SEvgili Renklikalemim, kutluyorum çok başarılı ve dolu dolu... Ben kitap sıramı savmak üzereyim artık sıra sizlerde. Bu ara geçmiş olsun, yakında olsaydım kan çağrına mutlak cevap verirdim, sevgiler......
Arthur Ripley'den FA'ya / 21.04.2004 14:44:15
Sevgili LA yazıya yorum apmıyorum bile. Sana yaptım yorumu biliyorsun. Ama buraya yazarken dün yaptğım kırıcı bir yorumun üzerine sevgili Fa 'nın cevabını okuyup üzülmemle ilgili yazacağım. Neden La'nın yorum sayfasına dersek, La' da üzüldü biliyorum da ondan. Ben de duygularımla bir yorum yaptım ki kınadığım bir şeydi bazı durumlarda. Ve o durumlardan birisiydi bu eleştiri de. Sevgili Fa, affederek özgürleşmek istiyormusun?
Anthony Delon / 21.04.2004 17:40:46
Size tavsiyem insani duyguları ; buna nefret de dahil, öcü gibi görmemeniz. Mefisto'ya maalesef ben de katılıyorum. Nefret duygusunun yaşamıma girmesine hiç izin vermedim demişsiniz. İyi biriyseniz, iyi biri olmaya çaba harcamanıza gerek yoktur!
Metin ÖZ / 21.04.2004 19:41:36
...nefreti yazaMIyorsun!!! Nefreti yakalamaya çalışma bırak kelimelerin arasında kalsın cümleleri okuyan nefret etsin.SEN NEFRET ETME.Daha çok çalışman gerekiyor Ernest HEMINGWAY,STEINBECK,Jack LONDON,Oktay Akbal,Fakir Baykurt,gibi yazarları okumanı öneririm senin anlatın şeklin bu yazarların yazılarına benziyor.Sana bol bol çalışmalar kolay gelsin....
Evina Dinik / 21.04.2004 20:24:54
Yaziyi okumaya basladigimda dorduncu paragrafa gelince, istemedigi halde bir adamla evlenmis bir genc kiz geldi gozumun onune ve tabii , hayatinin buyuk bir bolumunde kocalari tarafindan tecavuze ugramis bir suru kadin oykusu.Tecavuz, yasalarca yasaklanmis kriminal bir eylem ancak bunu nikahli koca yaparsa yasal olarak suc unsuru olusmaz... Yazinin sonuna geldigimde ise intikam duygusuyla yanip tutusan kadini gordum, nedeni belli degil ama. Amaca ulasmis bir yazi.Tesekkurler , Leyla Ayyildiz. Hos, ilginc bir anlatim. Okuyucu olarak son bolumun yani aciklamanin olmamasini tercih ederdim.
ky / 21.04.2004 21:03:26
Hem eline, hem kalbine sağlık sağoll..:)
Nurettin Hatipoğlu / 21.04.2004 21:44:21
kalemine sağlık leyla hanım. kısa ama anlatılmak isteneni akıcı ve çarpıcı bir dille anlatmışsınız. yine çok güzeldi. ama bir türlü anlamadığım bir şey var KM okuyucuları arasında. öteden beri bu sitede yazarların yazdıkları yazıları mutlaka kendi yaşadıklarının bir tür kaleme alış biçimleri olarak algılamaları nedendir. okuyucuyu buna götüren bir şey mi var diye düşünüyorum o da yok.elbette bazı yazılar kendi yaşadıklarının yansımaları olabilir ama yazılan bir çok yazıya böyle bakmak tuhaf geliyor bana. arkadaşlar neden yazının içeriğiyle, verdiği vermek istediği mesajla değilde, olayı kişiselleştirip "sen mi yaşadın vay be" noktasına taşıyorlar anlamak mümkün değil. buda bir çeşit tatmın olsa gerek:) hepinize saygılarımla.
ters köşe / 21.04.2004 22:01:04
pembe pamuk kalpli LA... Canın nasıl isterse öyle yaz gitsin.. kamp ateşi hadisesi... :))
agulleq / 21.04.2004 22:33:35
La'cigim kalenmine yuregine saglik... nefretin oldugu yerde, mutluluk da vardir :)))
ANur / 21.04.2004 23:12:36
yazıların şahıslara/yazarlarına endekslenmesine ben de bozuluyor ve yeterin artık!!! şeklinde kınıyorum. bu yazıya gelince, bir yazı işte. bana göre edebiyat değil, bir kompozisyon ve kompozisyon olarak da başarılı (kompozisyonu aşağılamak üzere kullanmadığımı sevgili leyla gayet iyi bilir). bir kompozisyon olduğunu arkadaşımız zaten italik olmayan satırlarında ifade etmiş bence. leyla, emeğine sağlık arkadaşım.
Seda Demirel / 22.04.2004 01:11:23
Leyla ben bugün bu yazıyı okuduktan sonra ayışığına açık bir bardak çay ikram ettim. Bilmem anlatabiliyor muyum??.. Relax. Anla artık be gızan, kimselere istemediklerinde!! bazı şeyleri özellikle sevgiyi öğretemeyeceksin!!... En güzeli yaz ve geç. Kimsenin burnuna erdem sokamazsın. Yine lafıma geleceksin... Nefret yakıcı bir duygu, en çok nefreti taşıyan hasar görür kanımca. Yine de insanız. Öfke de, nefret de, kıskançlık da bize ait duygular. Ve sağlıklılar, denetleyebildiğin sürece tabii. Eline sağlık.
fa'dan Sevgili Arthur'a :)) / 22.04.2004 09:43:36
Sevgili Arthur, seni de, diğer tüm KM arkadaşlarım gibi çok sevmiştim. Benim yazılarıma yaptığınız ve yapacağınız, olumlu veya olumsuz eleştirileriniz bu sevgide bir eksilmeye yol açmadı ve açmayacak. Biz bu sahneye, tam, yetkin ve üstün birer birey olarak çıkmıyoruz. Elbette eksiklerimiz veya kendimizi yanlış yansıtmalarımız olabilecektir. KM'sı ailesinin yorumları ile yetkinleşme sürecimizde birkaç adım daha mesafe alacağız. Bir önceki günkü eleştiriniz-yorumunuz ve bir sonraki günkü sıcak yaklaşımınız için size içtenlikle teşekkür ediyorum. Size hiç darılmadım, inşallah hiç birinize de hiç darılmayacağım. Sevgi ve saygılarımla.
mg / 22.04.2004 10:55:18
önce bir aldırmazlık kaplamıştı ruhumu. sonra unutmadığım geldi aklıma ve hemen unutmadan da unutmanın mümkün olduğunu telkin etmeye başladım aklıma ve yüreğime. daha düne kadar unutmadan unutturduğumu sanıyordum onlara nefret ve intikam benzeri duyguları. unutturduğum o duygulardı gerçekten de, ama bu kez unutmadan kısmında takılıp kalmıştı her ikisi de. demek ki bu söz unutmanın doğasına aykırıymış dedim ve dünden beri bir başka söz bulmaya çalışıyordum "unutmadan" sözünün yerine. bağışlamak sözüydü akla ilk gelen, ama her nedense bir türlü kabullenememişti bu sözü aklım ve yüreğim. şimdi ise yani yazınızı okuduktan sonra, bağışlamayı hiç düşünmediğim ancak var gücümle unutmaya çalıştığım ihaneti, bağışlamadan unutamayacağımı anladım birden.daha doğrusu yüreğim ve aklım ikna oldu buna. bağışlamakla daha çok ben olacağımı bilsem de çok ama çok öncelerden beri, ilk kez bu denli içli dışlı oluyordum böylesi duygularla. bilmek hiç bir şeyi çözmüyormuş demek ki, yaşamak gerekiyormuş her şeyi. şu andan tezi yok, "bağışlayınca unutmak mümkün." diye fısıldayacağım aklımın ve yüreğimin kulağına. Duyarlar mı beni bilmem... duysunlar istiyorum... bağışlamak istiyorum zor da olsa... bu sözün hemen ardına bir parantez açıp, "bütün haklarım saklı kalmak şartıyla" notunu düşüyorum yine de... bu intikam sayılmaz değil mi? bana her gün ihanet etmesine izin vermek istemiyorum. vermeyeceğim de... sözümün ardına eklediğim parantezden bile vaz geçebilirim bu uğurda. teşekkürler Leyla Ayyıldız.. kendi adıma, yazınızın yazılmasındaki ve yayınlanmasındaki zamanlama müthiş. elinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık.
FERDA / 22.04.2004 12:28:10
Sevgili Leyla.. yazını ancak bir gün sonra okuyabildim; gecikmem ondandır.. Son iki paragrafın var ya, hani; "Tanrı diyordu ki; 'Bilin ki, Allah esirgeyen ve bağışlayandır' öyleyse kulun bağışlayıcı olması çok daha kolay olmalıydı.' ve mahkuma sormuşlar; 'son sözün nedir?' Mahkum yanıtlamış, 'siz benim çocukluğumu biliyor musunuz?" İşte, bütün bunları kavrayabilmiş, içine sindirmiş birinin (senin gibi), insanlık erdemlerinden kuşku duyulabilir mi ki, a canım? Bırak karşındaki üzülsün.. Kaybı olan, asıl kendisidir!.. seni yitirmekten dolayı... Ve Filiz'in Büyük Mevlana'dan verdiği örnek.. ne de güzel anlatmış; senin de asıl olmak istediğini.. Ortak paydamız olan, "tüm güzel duygularda ve sevgide" buluşmak ümidiyle..
Ferhat Unsu / 22.04.2004 13:13:22
Dün inanılmaz yoğun olduğum için yorumları okuyamamıştım ancak şimdi okuyunca emektar deliniz yine öfkelendi doğrusu. Bak Leyla, sana bir arkadaş, dost tavsiyesi. Bizler bütün çıplaklığımızla ulu orta beklemekteyiz. Çorbada tuzumuz olsun diye elimizden geldiğince yazıp bu dost meclisinde paylaşıma açıyoruz. Yüreğimizi, düşüncelerimizi, kendimizi açıyoruz. Her eleştiriye kakarete hatta belki küfre bile açık halde duruyoruz. Ancak bazı arkadaşlarımız, ki gerçek adını dahi kullanmaya cesareti olmayan cinsinden hemde, sürekli yazara bulaşmanın yollarını arayıp bulmak için yazıyı alabildiğince didikliyorlar. İnan bana bir çoğu daha yazıyı okumadan yargısını koyuyor zaten. Eleştireceğim, yerden yere vuracağım mantığıyla hareket ettikleri için işte bunlar oluyor. Bunları ciddiye alıp güzel yüreğini sızlatma lütfen. Bazı şahıslara gelince; Sizler kendinizi çok iyi biliyorsunuz, tekrar söylüyorum, adınızı kullanma cesaretini bile gösteremezken, yaptığınız bu kırıcı yorumların ciddiye alındığını mı sanıyorsunuz?? Şahsen ben bu tür yorumları okuyunca dostluğumu daha bir pekiştiriyorum. İnan bana Leyla seni şimdi daha çok seviyor ve saygı duyuyorum. Bana bu gibi durumlara karşı koymayı sen öğretmiştin, yılmak yok demiştin. Mesajımı aldın ve ne demek istediğimi anladın sanıyorum. Sevgiyle kal güzeller güzeli..
Arthur Ripley' nin Fa ile Arz-ı Endamı / 22.04.2004 16:43:00
Sevgili Fa inan bu güzel bir tesadüf yani Leyla'nın yazısında yazışıyoruz. Ve o beğenmedikleri sahte dedikleri insan yüreğime kordan bir damla attı ki yazdıklarımı okuduğumda ben ne yaptım dedim. Tekrar özürü borç bilirim. Hatta kendimden de özür diliyorum. Yazıyı yazan kişinin yazısına takılsınlar ne bu yani gidip sen şöylesin böylesin çok mu iyidir yani.. Yazar yazdığuını mı yaşamak zorundadır. Bildiğim peygamberler bunu yapar bir tek. Kalın sağlıcakla
fa / 26.04.2004 09:38:25
Sevgili Arkadaşlarım, yazılan yazılardan ve yapılan eleştirilerden (yorumlardan) her birimiz, beğensek de beğenmesek de kovamıza bir şeyler dolduruyoruz. Yazdıklarımı sanat değeri olan yapıtlar haline getirene dek, sivri yanlarımı törpülemek, eksiklerimi tamamlamak, boşluklarımı doldurabilmek için benim, sizin yorumlarınıza gereksinimim var. Yazdıklarımda veya diğer arkadaşlarımızın yazdıklarında beğenilmeyen yönler olabilir; bunları, birbirimizi kırmadan yorumlayabilirsek ne alâ. Olumsuz ve kırıcı bir eleştiriye benim vereceğim tepki ve o eleştiriyi göğüsleyebilme kabiliyetim, diğer bir arkadaşımınki ile aynı olamayabilir. Bir başka arkadaşım, daha hassas olabilir. Yazan ya da yorum yapan kişinin tarzı kendisini bağlar. Ona, tarzını değiştirmesi için baskı da yapılamaz ancak burada amacımızın "üzüm yemek" olduğunu aklımızda tutabilirsek, daha fazla sayıdaki kişiyi cesaretlendirip, topluma daha fazla yazar kazandırabiliriz, diye düşünüyorum. Özür dileme uygarlığını gösterebilen her kişinin de, tıpkı benim gibi, yazılandan çizilenden kovasına bir şeyler koyduğuna inanıyorum. Gelecek, hepimiz için daha iyi gelecek... Teşekkür, sevgi ve saygılarımla.
kutay / 26.04.2004 09:58:52
harikasın......
paris_11_dolunay / 30.04.2004 09:42:00
basamaklarini tirmanip bi ofleyi versem;bak sahlandi duygulrin:ve gokten gul koparsamda; sen beni asarsin;(her duygu gibi intikam duygusuda kadina daha yakin ama buna isaret etmeyi unutmussunuz.
GİZEMLİ_(TOM)_&_JERY / 05.05.2004 18:54:43
YAZINI OKUMAK BU SOĞUK İSTANBUL GÜNLERİNDE İÇİMİ ISITTI... SİZİ DAHA ÖNCE NEDEN TANIYAMADIM... SIRA GELDİ DİĞER YAZILARINI OKUMAYA....KAÇIRDIĞIM SERÜVENLERE BİRAZ DAHA YAKLAŞAYIM... ÇOK YAKLAŞMAYAYIM HEMEN.. SINAVLARDAN KÖTÜ NOT ALINCA DOPİNG ETKİSİ YAPMASI İÇİN Bİ YERERLERDE BIRAKMAM LAZIM... ZATEN BU ARALAR SINAV ÜSTÜNE SINAV... BİRDE UNUTMADAN YAZILARIN KADARDA SENDE GÜZELMİŞSİN... ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM... BENDEN RAHAT YOK SANA ARTIK:) KENDİNE ÇOK MÜKEMMEL BAK...
David / 11.08.2005 01:53:49
“Nefretin yaşamıma girmesine izin vermedim” diye yazmışsın. Sana inanıyorum. İnsanın egosu vardır ve zaman zaman yaralanır. Dünya böyle… Buna rağmen kızmamak… İnsan kendisine değer verir. Böylesine bir bağışlayıcılıksa bir duyarlılığı gerektirir. Senin için sen gibisin; ama dünya için bağışlayan birisin. Ne mutlu bir şeylerin kurbanı olan insanlara…
|
| Bağlantı |
2006-12-22 14:58:27 - daha bilge daha derin |
| Yazan atesinsesi |
ben bu tip yazıları sevmiyorum,çünkü ahlak belirlenebilir bir değer değildir,ne dinlere dayanır ne ideolojilere hayatın maddi gerçekliğinde bir çıkar çatışmasıdır o.
çok ahlaklılık bir maskedir,ahlaksızlıkta öyle..
aslolan insanın güneşe yürümesidir,bir kuyruklu yıldız gibi ölmesi
sevgi ve umutla... |
| Bağlantı |
2006-12-22 14:43:58 - Selam |
| Yazan genocide |
| Güzel bir yazı. Paylaşımınız için teşekkür ederim. Hoşçakalın.. |
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|