Leyla AYYILDIZ

27/9/2006 - İSKENDERİYE'DE ÜÇÜNCÜ IŞIK


-Altın saflığındaki düşlerinle, kaç yüreğin kızıllığında iki güneş yarattın. Ve o minik yıldızların süt beyazı yapraklarıyla kaç güneşi ısıttın... Ateşin daha da yükseldi.

-Bırak beni ve lütfen git... Sana ihtiyaçları var... Beşinci salonda. Yeşil ciltli...

Perdeler sıkıca kapanmıştı, masanın üzerinde yanan mumlar oda içerisinde oynayan gölgeler oluşturuyordu. Loş ışıklı bu oda da tüm kenti saran kokuya benzer kokuyordu. Ağır bir kokuydu bu; hastalık ve ilaç kokusu. Koridordan telaşlı konuşmalar ve ayak sesleri geliyordu.

Yatağın içinde bir kız yatıyordu. Lena... Yükselen ateşi nedeniyle yanakları pembeleşmişti. Güzel bir kızdı. Uzun sarı saçları yastığın üzerine yayılmıştı, odanın en aydınlık, en parlak yeri onun saçlarıydı. Ernem ise onun başucunda oturuyor, havluyu ıslatıp, alnına yerleştiriyordu. Elleri arada kızın saçlarında geziniyordu.

Lena, Ernem'in gözlerine baktı ve sözlerini yineledi.

-Hadi git... Yeşil ciltli...

Ernem Lena'nın alnına doğru eğildi ve öptü. Kızın ateşi dudaklarını yaktı. Yatağın içindeki Lena'ya bir kez daha baktı. Ne kadar güzeldi. Bu hasta haliyle bile onu arzuladığını fark etti. Yanaklarına bir kez daha dokundu, yeniden eğildi ve bu sefer dudaklarından öptü. Kız da buna karşılık verdi.

-Seni seviyorum...

Kapıdan çıkarken, yatağında yatan Lena'ya son bir kez daha yöneldi bakışları. Odadan çıktı, koridorun diğer ucundaki kalabalığa doğru bir veda selamı verdi.

Uzun boylu, yakışıklı bir adamdı. Her girdiği ortamda dikkat çektiği belliydi. Güçlü kollarının arasında getirmişti buraya Lena'yı.

.....

Dışarı çıktı. Kentteki kargaşa devam ediyordu, sokaklar hiç emniyetli değildi. Karanlık sokaklardan ilerlerdi. Bir evin önünde durdu, kapısını birkaç kez çaldı. Kapıyı bir erkek açtı. Onu içeri aldı. İçeride onu bekleyen bir grup vardı. Bir masanın etrafında, hararetli bir konuşmayı az önce tamamlamış gibi oturuyorlardı. Onu görünce sevindikleri ve sustukları belliydi. Masaya o da oturdu.

Bulundukları odanın dört bir yanında kitaplar diziliydi. Ortadaki büyük masa haricinde başka hiçbir eşya yoktu. Ona bir kitap uzattılar.

-İşte kitabın kopyası burada. 86. sayfadan 97. sayfaya geçiyor, aradaki sayfalar atlanmış. Lena sana yardımcı olabildi mi? Kitabın yerini tam olarak biliyor mu?

-Evet, kitap İskenderiye Kütüphanesinde. Beşinci salonda... Ulaşılması çok güç bir yerde. Oraya ulaşmamız çok güç olacak. Kayıp sayfalar kitabın orijinal el yazmalı halinde varmış. Kitabın diğer kısımlarını tümünüz okudu mu?

-Evet hepimiz okuduk. Ancak aramızda konuyu tam olarak bilmeyenler var. Onlar için yeniden anlatman gerekiyor Ernem.

-O zaman en baştan başlamalıyım. Bir çoğunuz biliyorsunuz ki; Aristotales'in öğrencisi Demetrios Atina'dan kovulduğunda İskenderiye'ye sığınır. İskender'in ölümünden sonra başa geçen Firavun Ptolemaios bilim ve edebiyata çok düşkün olduğu için onu himayesine alır ve her türlü imkanı sağlayarak bu büyük kütüphaneyi kurmasını ister. Böylelikle dünyanın ilk halk kütüphanesi kurulmuş olur. Bu kütüphanenin çevresinde müze, her tür hayvan ve bitki örneğinin bulunduğu botanik bahçesi de bulunmaktadır. Sonsuz bir güneşin doğuşu gibi su yüzüne çıkan bilgi ışığı yayılmaktadır artık.

Bilinen bütün kitaplar satın alınır. Dünyanın her yerindeki kitaplar özel görevliler tarafından toplanır ve köleler tarafından elle yazılarak çoğaltılır, birer nüshası da sahiplerine geri verilir. Yaklaşık 900.000 cilt el yazması kitabın bulunduğu bu kütüphanedeki kitapları yazmak için yıllarca köle yazıcılar çalışır.

İndiesuese isimli kitabın yazımını yapan köle bir gün kütüphaneden sorumlu Demetrios ile görüşmek ister. Yazdığı kitabı Domestrios'a uzatır ve şu an elimizde bulunan kopyasında bulunmayan sayfaları okumasını ister. Domestrios şaşkındır. Okuduğu sayfalar onu sersemletmiştir. Bu satırlarda büyük bir giz yatmaktadır. Günlerce bu kitabın üzerinde düşünür. Bu kitap saklanmalı mıdır?... Yoksa herkes tarafından okunmalı mıdır?... Uzun süre kararsız kalır. Kitabı özel salon olan beşinci salona yerleştirir. Ancak birkaç gün sonra doğal yollarla ölümü nedeniyle bu bilgiyi kimseyle paylaşamaz. Kitap öylece kalakalır. Yazıcı köle ise Domestrios'un ölümü üzerine başka kimseye güvenemeyerek, okuduklarını kimseyle paylaşmaz.

Yazıcı kölelerin bir kısmına Firavun tarafından ödül olarak özgürlükleri verilir. Ancak bu köleler özgürlüklerini başka ülkelerde yaşayacaklardır. İndiesuese'yi yazarak kopyalayan köle de özgürlüğüne kavuşur ve ülkeden çıkarılır. İşte sevgilim Lena, bu kölenin beyaz eşinden olma torun torunudur.

Lena ile ilk karşılaşmamız ne ilginç ki kent kütüphanesinde oldu. Sık sık gittiğim kütüphanede rastladım ona. Bir kitaptan notlar alıyordum. Yanıma oturmuştu, onu fark etmiş, ancak rahatsız etmemek için bakmamaya çalışmıştım, etkileyici bir güzelliği vardı. O da bir kitabı inceliyordu.

Bir süre sonra bana seslendi; 'Yazın büyük dedemin yazısına nasıl da benziyor'...

İşte böyle başladı ilişkimiz. İlk görüşte aşktı. Yazdıklarım, yazdıkları, okudukları, okuduklarım...

Buluşma yerimiz hep bu kütüphane olmuştu. Her buluşmamızda okumaya devam ediyor, okuduklarımızı birbirimizle paylaşıyorduk. 'Okuduklarında ne arıyorsun?' diye sordum ona bir gün. 'Anlam arıyorum' dedi, 'Yaşamın Anlamını'... Gülümsedim, 'Ben de' diyebildim... 'Belki de bu anlam yitik sayfalarda gizli...'

'Lena...' diye düşündü derin bir nefes alarak. 'Şu an nasıldır?... '

İşte, Lena getirdi o tek yaprağı bana. Dedesinin vasiyeti ile hep büyük torundan, büyük toruna geçen, gümüş bir muhafaza kutu içerisinde saklanan el yazması bir sayfa bu... Yılların ve zamanın etkisiyle ne yazıldığı tam seçilemeyen, dedesinin el yazısıyla yazılmış satırlar var üzerinde.

Sözlü olarak torundan toruna iletilen ise şöyle; büyük dede İndiesuese isimli kitaptan okuduğu o satırlardan unutmadığı kısımları bu sayfaya not etmiş. Ancak, yazdığı hiçbir satırın orijinal el yazmalı cilttekinin aynısı olamadığını, ne kadar hatırlamaya çalışırsa çalışsın o cümlelerinin aynısını anımsayamadığını ve gerçek anlamı veremeyip, yazamadığını anlatmış. Ancak yine de torundan toruna aktarılmasını istemiş. Bu sayfanın büyük bir kısmı okunamasa da okunabilen kısımları dahi sersemletici derinlikte cümleler.

Lena çok hasta, Kente yayılan salgın hastalık onu da pençesine aldı. Tüm bu siyasi kargaşa içerisinde İskenderiye Kütüphanesine ulaşmayı başarmalıyız ve kitabın orijinalini bulmalıyız. Bulduklarımız Lena'nın sağlığına iyi gelmeyecek, salgın hastalığa çare olmayacak belki, ancak Lena ve ben inanıyoruz ki; yaşanılan bu kaostan kurtulmanın çaresi bu kitapta gizli. O kutsal bir kitap olmasa da, aradığımız anlamı bulmamıza yardımcı olacağına inanıyoruz.

Lena ile birlikte bunu yapmak istemiştik. Hasta olmasaydı bu yolculuğa ikimiz çıkacaktık, İskenderiye Kütüphanesine ulaşacak ve o kitabı bulacaktık. Ancak şu an bunu onunla birlikte yapmamız imkansız.

Şimdi sizlerden yardım istiyorum. Oraya ulaşmama yardım etmelisiniz. Hangi sonuçla geri döneceğimi bilmiyorum. Ancak oraya, o kitaba ulaşmamız gerekiyor.

Odadan bir ses yükselir.

-Anlattıklarınız gerçekten çok ilginç ve etkileyici Ernem. Kitabın kopyasını okuyan ve çok etkilenen biri olarak, kayıp sayfaların da içinde bulunduğu orijinal kitapta bir çok eşsiz mesajın olacağına inancım sonsuz. Bunun için elimden gelen tüm desteği vereceğim sana. Kayıp sayfaların yolumuzu aydınlatacağına inanıyorum... İskenderiye Kenti semalarına iki ışık yükseliyor şu an... Birincisi; İskenderiye Feneri... Bu Fenerden içindeki gizemli ayna ile 50 km.lik mesafeden dahi görülebilecek bir ışık yayılıyor ve denizcilere yol gösteriyor. İkincisi; İskenderiye Kütüphanesi, bu hazineden bilginin ışığı tüm dünyaya yayılıyor. Üçüncü ve gizli kalmış bir ışığa ulaşmamız ise sizi desteklememizle mümkün olacak gibi görünüyor.

Salondaki herkes benzer düşünceleri taşıyorlardı. Ülke yönetimde söz sahibi olmayan ancak ileri gelen insanlardı hepsi. Ülkelerinin ve yaşadıkları dünyanın içinde bulunduğu kaotik durumdan kurtulma yolunun bilginin ve erdemin ışığından geleceğine inançları sonsuzdu. Kitabın okunabilen kısımlarından bile bir çok feyiz almışlardı. Ernem'in dönüşünü heyecanla bekleyeceklerdi.

Ernem, aldığı bu destekten mutluydu. Aklı Lena'sında kalarak yola çıkıyordu...

Kentin siluetine Lena'nın aksi vurmuştu sanki, gemi yol aldıkça Lena'dan biraz daha, biraz daha uzaklaşıyordu. Ernem'in bakışları kaygı doluydu...
Matheidos ile Ernem titrek ışıklar gözden kayboluncaya dek kente doğru baktılar.

-Çok uzun bir yolculuk olacak, güçlü olmalı ve yelkenlerimizi umudun mavisine fora etmeliyiz Ernem.

Günlerce, gecelerce yolculukları sürdü. Çetin bir yolculuk geçiriyorlardı. Ernem boş kalan zamanlarında yanında getirdiği bir iki kitabı okuyor ve döndüğünde Lena'ya okumak için günlüğüne notlar alıyordu.

Mısır ve İskenderiye'yi anlatan kitaplar almıştı yanına.

-İşte İskenderiye Feneri'nin bir resmi var burada Matheidos. Muhteşem, değil mi? Limana girerken bizi bu fener karşılayacak. Pharos Feneri... Pharos adası ile kent limanı birleştirilmiş ve ada üzerine tasarımı İskenderiye Kütüphanesi'nde yapılan bu fener inşa edilmiş. Dünyanın yedi harikasından biri bu Fener...

"Senin krallığın, kütüphane; halkın, kitaplar olacak" diyen Ptolemaios'un Kütüphanesi bizi bekliyor. Kitap; tek ölümsüzlüktür. Bu zenginliğe yaklaştıkça heyecanım daha da artıyor Matheidos...

Pharos Feneri'nin muhteşem ışığı onları çok uzaklardan kucakladığında, günler süren yolculuğun artık sonuna geldiklerini anlamışlardı. İskenderiye semalarına yükselen ilk ışığın aydınlığı, göz alıcı güzellikteydi.

Limana yaklaştıklarında filikayı iskele tarafından sessizce matafora ederek gemiden gizlice indirdiler. Bu filika, gizli bir noktadan karaya ulaşmalarını sağladı. Karaya çıktıkları yerde onları Serrun isimli bir İskenderiyeli bekliyordu, bu kişiye daha önce ulaşılmış ve gelişleri bildirilmişti. İskenderiye'nin karanlık sokaklarında sessizce ilerlediler. Akdeniz ılıklığındaki bu gizemli kente, alacakaranlıkta dahi hayran kaldılar.

Bir süre sonra sıcak ülkelere özgü, yeni yıkanmış taş serinliğindeki bir hanın giriş avlusunda Serrun ile sohbet ederken buldular kendilerini. Serrun onların kalacakları odaları önceden ayarlamıştı.

-Bugünlerde hepimiz çok tedirginiz. İskenderiye Kütüphanesi, bir halk kütüphanesi olmakla birlikte; Felsefe Okulunu besleyen bir hazinedir. Putperest paganlar ve hıristiyanlar arasında gelişen gerginlik doruğa tırmandı. Kütüphane hıristiyanlık karşıtlarının merkezi durumunda. Oraya ulaşmamız çok güç olacak. Bu gece çok iyi dinlenmelisiniz, zira yarın zor bir gün olacak. İskenderiye yakınında bir köye gideceğiz ve kütüphanenin anahtarını almaya çalışacağız. Lütfen şu an daha fazla bilgi istemeyin ve bana güvenin. Gelen mektupta kentinizdeki salgın hastalıktan bahsediliyordu, endişeli olmalısınız.

Ernem ve Matheidos'un gözlerinden yine hüzün bulutları geçti. Serrun'a ülkelerindeki kargaşa ve salgın hastalığı uzun uzun anlattılar. Günlerdir sallanan bir beşikte uyuyan bedenlerini sonunda durağan bir yatağa teslim edebildiler. Her ikisi de deliksiz bir uyku çekti.

Uyandıklarında kentin yüksekçe bir noktasındaki hanın penceresinden ızgara planlı sokakları, Agorayı, Tiyatroyu, Poseidon Tapınaklarını görebiliyorlardı. Büyülü bir yerdi burası!

Serrun, kahvaltı boyunca İskenderiye ile ilgili bilgiler verip efsanevi hikayeler anlattı. Bu arada onlar için de yerel kıyafetler getirmişti. Bu giysileri üzerlerine geçirip, yola çıktılar. Yol boyunca her üçü de oldukça tedirgindi. Askerlere görünmemeye çalışarak Kent dışına çıktılar. Serrun'un bahsettiği köye varacaklar, İndiesuese'a ulaşan kapının anahtarını alacaklardı.

Köye ulaştıklarında güneş artık tepede değildi. Serrun, birkaç köylü ile konuşup bir evin kapısına doğru yöneldi.

-Şimdi karşılaşacağımız adam tüm İskenderiye tarafından tanınan yaşlı bir bilgedir. İsmi Hiponekidos... Bizleri çok iyi işitir, ancak konuşamaz.

Kendilerini kapıda karşılayan kadınlar, onları büyükçe bir odaya götürdüler. Hiponekidos, bir sedirin ortasında oturmaktaydı. Serrun, yaşlı adamın karşısında saygıyla eğildi. Yaşlı adam başını hafifçe öne eğdi ve oturmalarını işaret etti.

Serrun, Ernem'in kulağına konuyu açıklamasını fısıldadı. Ernem ise, yaşlı adamın gözlerine adeta kilitlenmişti. Sanki bilinmedik bir güç onu etkisi altına almıştı. Bu odanın havası, yaşlı adamın yüzündeki çizgiler, gözlerindeki ışık, Ernem'i şaşkına çevirmişti. Bir süre sonra konuşmasının beklenildiğini fark ederek, kendisini toparladı ve konuşmaya başladı.

Uzun uzun niçin yola çıktıklarını, Lena'yı, Lena'nın büyük dedesinden kalan tek sayfa yaprağı, üzerindeki yazıları, ülkelerindeki kargaşayı, salgın hastalığı ve yola çıkış serüvenlerini anlattı. Konuşurken bir tür transa girmişti. Matheidos ise, onaylarcasına sürekli başını sallamaktaydı.

Ernem, İskenderiye Kütüphanesindeki İndiesuese isimli kitabı, kitabın yitik sayfalarını, bu yitik sayfalardaki bilgilerin ülkelerindeki salgın hastalığın çaresi olacağına inançlarını ve hatta efsanevi bir inanışla bu bilgilerin ülkelerindeki kaosa ve tüm halkların kavgalarına son vereceğine inanışlarını anlattı.

Yaşlı adam'ın kaşları çatıldı ve bir kağıda latince bir şeyler yazdı, Ernem'e uzattı. Ernem kağıda baktı ve okuduklarından hiçbir şey anlamadı. Serrun'a yöneldi...

Bu sırada dışarıdan gürültüler gelmeye başlamıştı. Pencereden, az önce onları içeriye alan kadınların sağa sola kaçıştıklarını gördüler. Serrun, yaşlı bilgeyle göz göze geldi ve yaşlı bilge eliyle hemen oradan uzaklaşmaları gerektiğini işaret etti. Ernem ve Matheidos, şaşkındı. Serrun her ikisinin de kolundan çekiştirdi. Evin arka kapısından bahçe benzeri bir yere çıktılar ve süratle yakındaki bir dere yatağına doğru yöneldiler. Serrun, bir yandan tüm köyün, askerlerce sarıldığını söylüyor, bir yandan da Ernem ve Matheidos'a yetişmeye çalışıyordu. Nihayet kendilerini dere yatağı çevresindeki bir çalılığın kenarına atmışlardı ve ter içindeki vücutlarına soluk aldırıyorlardı. Köyden her yöne yayılan iniltiler, adeta keskin bir rüzgar gibi kesiyordu ıslak tenlerini...

 

Akşamüstü olduğunda Ernem ve Matheidos, odalarında oturmuş kitaba nasıl ulaşabileceklerini ve bilge Hiponekidos'un ne demek istemiş olabileceğini tartışıyorlardı. Pencerenin yanındaki masanın üzerinde cam bir kase duruyordu, yansıttığı güneş ışığı tavanda iç içe geçmiş iki eliptik aydınlık yaratmıştı. Kasenin hemen yanında Ernem'in not defteri vardı, açık olan sayfada iri harflerle "86-97, 5. Galeri, Yeşil, Gizem" yazıyor ve onları kocaman bir "?" takip ediyordu.

Matheidos tam ayaklanmak üzereydi ki kapı tıkladı. "Benim, Serrun" diyordu karşıdaki ses.

Ernem, Serrun'la birlikte bir başkasının da gelebileceği endişesiyle not defterini masadan alıp, çantasına yerleştirdi. Kapı açıldığında Serrun yalnız olarak içeri girdi. "Sevgili Ernem, yanılmamışım; dostum Kondor bize yardım edecek" dedi.

Ernem, habere sevinmişti. "Güvenebilir miyiz ona?" diye sordu. Serrun, 'Evet' anlamında başını salladı. Ardından da bilge Hiponekidos'un karaladığı kağıdı çıkartıp pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu. Mathedios birkaç adım attı ve onun arkasında bulunan pencere pervazına dayanarak, Serrun'un omuzlarının üzerinden kağıtta yazılanlara baktı.

"Şu kadarını söyleyeyim" diye söze başladı Serrun; "Yaşlı bilgenin anlatmaya çalıştığı şey şu; okunulması istenilmeyen kitapların saklandığı yer 5. Galeri değilmiş"

"Yani?" dedi Ernem, meraklanmıştı. 'Ne yazıyor kağıtta?'

Serrun, gülümsedi; "Mumdan kilit taşı yalan söyler" yazıyor...

Matheidos şaşkındı "Bunun anlamı ne?" diye sorup kaşlarını çattı.

"Anlamı şu; Bu iş sandığımdan daha zor olacak. Bu bir tür şifreli mesaj. Yaşlı bilge, mesajın askerlerin eline geçmesinden endişe etmiş olmalı ki şifreli yazmış. Dostum Kondor, yıllardır kütüphanede çalışıyor ve akşam bizi orada bekliyor olacak"

"Mumdan kilit taşı yalan söyler." diye yineledi Ernem, "Mumdan kilit taşı yalan söyler." Kaşlarını çatmış halde odada volta atıyordu... Serrun ise, çantasından çıkardığı meyveleri çanağa yerleştirmiş ve bir tanesini de midesini indirmekle meşguldü.

Sıcak rüzgar, davetsizce girdiği odada dolanıyor ve kapının altındaki boşluktan kaçıp gidiyordu. Mathedios, elbiselerini neredeyse tamamen çıkartmış terlerini kuruluyordu.

"Duruma bakılırsa yakında ciddi bir sorun yaşanacak" diyordu Serrun. "Askerlerin sayısı giderek artıyor."

"Bundan ben de hoşlanmadım" diye onayladı Ernem.

"Hıristiyanların uzun zamandır planladıkları bir şeyler olduğunu herkes biliyor ama şu ana kadar yeterince güçlü değildiler. Değişen ne anlamıyorum" dedi Serrun.

Ernem, Serrun'a döndü. "Bu gece yarısı Pharos'tan bir geminin ayrılacağından eminsin değil mi?"

"Evet, ikiniz de gemide olacaksınız. Aksi halde uzun süre konuğumuz kalacaksınız." Serrun'un yüzünde tedirgin bir gülümseme vardı. Bir süre sessiz kaldı ve pencerenin önünde durdu. Çok uzaklardaki avının her adımını takip eden, bir kayanın üzerinde heykel gibi hareketsiz duran kartala benziyordu duruşu. Elleri arkasındaydı ve parmaklarını sürekli oynatıyordu.

Ernem, eşyalarını çantasına yerleştirdi ve not defterini kontrol etti. Mathedios ise, iyice kurutmuş olduğu elbiselerini giymeye çalıştı, poflayarak.

"Vakit tamam" dedi Serrun. "Dostum Kondor'u bekletmeyelim. Bu vakitte, kütüphane boşalmış olur. Askerlerin kütüphane çevresindeki sayısı artmadan oraya girmeliyiz"

Ernem, son bir kez daha baktı odaya. Her şeyi almıştı yanına...

Sıcak rüzgarın kaldırdığı ince tozu soluyarak ilerlediler, sokaklarda. Serrun, dikkatli bir şekilde izleyecekleri yolu belirliyordu. Hava tamamen kararmamıştı. Ana sokaklarda askerlerin sayısı her geçen süre rahatsız edici şekilde artıyordu.

Kütüphanenin güney girişi en az kullanılan yoldu. Uzunca bir sundurmanın altından yürüdüler. Kondor, onları bu sundurmanın bitimindeki kapıda bekleyecekti.

Mathedios, elinin tersiyle alnında biriken ter zerreciklerini siliyor ve oflamaya devam ediyordu. Sağ tarafta ağaçlıklı bir alan vardı ve arkasında da birden yerden yükselmiş gibi duran keskin bir tepecik. Bir piramiti andırıyordu. Serrun'un söylediğine göre "Büyük Firavunlar" döneminde burası bir tür sayfiye yeri olarak kullanılmıştı, ancak doğruluğundan emin değildi.

İşte, İskenderiye semalarına yükselen ikinci ışığın önündeydiler. Bilginin ışığı buradan yükseliyordu.

Yolun sonuna geldiklerinde sol taraftaki genişçe kapıyı fark ettiler ve devasa kemerin altından içeriye yöneldiler. Etrafta hemen hemen kimsecikler yoktu; bir kişi hariç: Kondor..."
Serrun, kısa bir selamlaşma ve tanışma töreninin ardından "Fazla vaktimiz yok, dostum. Gece yarısına kadar halletmemiz gereken çok iş var" dedi.
Kondor önde, diğerleri arkada labirent gibi koridorlarda ilerlediler. Yolu omuz hizasına konmuş meşalelerin zayıf ışıkları aydınlatıyordu. Taş duvarlarda ürkütücü kabartmalar ve mısır hiyeroglifi ile kaynaşmış bir çok sembol, hiç susmamacasına esrarlı hikayeler anlatıyordu sanki.

Kondor, 'durun' anlamında bir işaret yaptı ve bir koridordan sağa döndü. Geçen birkaç dakikadan sonra da geri geldi ve "Beni takip edin" diyerek aksi yöne döndü. Çok geçmeden bir odaya girdiler.

Ernem, tedirgindi. Birkaç saatle sınırlanmış olmak hoşuna gitmiyordu. Bir yandan da Lena ve halkının duyduğu ıstırabı dindiremeyeceği endişesini taşıyordu.

"Dostlarım" diye söze başladı Kondor. "Beşinci galeri, uzun zamandır kullanılmıyor. Onlarca yıl önce oradaki ciltler, üç ayrı galeriye kaldırılmış. İlki bodrum katta ziyaretçilere kapalı olan yıldızlı galeri. İkincisi, bu kattaki 4 nolu oda ve sonuncusu ise, en problemli olanı yani beyaz galeri"

"Sorunlu mu?" dedi Ernem. Bir kaşı havada devam etti "Sorun olan nedir?"...

Kondor, kendinden emindi: "Oraya girmek, delilik olur"

Devam edecek...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-09-27 10:55:14 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan isimsiz

1. Bölüm için:

ASD / 28.04.2004 08:29:26

çok sevdim, neden yarın değil de önümüzdeki hafta??.. tembellik yapma!


AK / 28.04.2004 08:48:48

Sabah sabah minik bir dünya turuydu snaki:) Yüreğine sağlık ;)


Arthur Ripley / 28.04.2004 09:02:41

Devamı var madem ne zamansa devamı o zamana kadar bekleyeceğiz. Kitaplarla süslenen yazılar beni nasıl keyiflendiriyor. OH! Bravo Leyla! Tarihsel birşeyler deneme fikrindeydim ki sen önce davrandın. Tebrik ederim. İşin zor, umarım devamı iyi gelir.


Serpil Yüzlü / 28.04.2004 09:26:39

Çok beğendim bu öyküyü. Amin Maalouf'un eserlerini anımsattı bana. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. :))


gülümse / 28.04.2004 09:32:58

Aslında hiç vaktim yoktu şuanda, şöyle bir göz gezdireyim sonra okurum diyordum ki, baktım hikayenin bugünki sonuna gelmişim..Çok sürükleyeciydi.Oldum olası doğa üstü güçlerle ilgili kitaplar ve filmler çok ilgimi çekmiştir. Tek kelimeyle benden 10 numara :))) eline sağlık Leylacım.


özlem özdemir / 28.04.2004 09:54:38

Ellerine sağlık Leyla, çok ilginç, değişik bir konu seçmişsin. Devamını ben de merakla bekliyorum. Umarım kitapta Lena'nın hastalığının da çaresi vardır. Sevgiler.


zeycan / 28.04.2004 10:19:53

seni okumaktan her daim keyif aldım. Akılcılığın, düşünme gücün, hissettirdiklerin, yaşattıkların... Çok iyisin. Bu laf olsun diye değil. ciddi çok iyisin... kutluyorum arkadaşım. Hikayenin başında "yüzüklerin efendisi"nde geziniyoruz sandım, sonra ilerledikçe satırlar mitolojinin gizeminde buldum kendimi.. zekânın, hat sanatına özgü kişilerin işlediği motiflere benzer işlevselliğini okuduk sayende... kucak dolusu sevgi ve öpücükleeerrr... Harikasıınnn :))))


fa / 28.04.2004 10:24:34

Giz ve Mısır... Bakalım nereye varacağız? Merakla bekleyeceğiz. Batık MU uygarlığına kadar uzanacak mıyız acaba? Bilinmeyen o kada çok ezoterik kanı var ki; belki bir tanesini çözeriz. Neden olmasın? Eline sağlık arkadaşım.


anti-sazan / 28.04.2004 10:29:20

yazarı kutluyorum. Ben hep buradayım efenim, beklerim.


şeref oğuz / 28.04.2004 11:54:41

İskenderiye ... Antik çağın interneti.. Beni o zamanlara alıp götürdü yazın. Heyyyy Leyla.. Enfes olmuş... 2 milyon kitaptan günümüze gelen yalnızca, "denemekten asla vazgeçme" duygusu olmuş. 2 bin yıl öncesinden 2 binli yıllara 2 milyon kitabı 200 milyara çıkarabilmemiz zaten, bilgi'ye ilgi değil mi? Kutluyorum Leyla.. devam lütfen... :)


FERDA / 28.04.2004 12:43:51

Okuyan herkes gibi, beni de sarıp sarmaladı bu gizem ve takıldım Ernem'in peşine.. onunla birlikte çıktım bu gizemli yolculuğa.. Bakalım nerelere sürükleyecek bizi bu serüven?.. Bilgiye açlık mı; yoksa sadece merak mı bizleri peşinden sürükleyen?.. Galiba asıl bunun yanıtını bulmak için düştüm yola.. Acaba, sadece merak yeterli mi bilgiye ulaşmada?. Bir kez daha kutlarım seni La'cım.. her kula nasip değil; insanı durup düşünmeye yöneltecek tarzda yazabilmek, bu üslubu ustalıkla kullanabilmek; ama, sen bunu harika başarıyorsun.


analizci / 28.04.2004 13:33:26

Tebrikler... Kanımca Lena'nın hastalığının çaresi yeşil kitabın içinde gizli ,sizce de öyle değil mi? Ama bunu yazarımıza bırakalım bakalım haftayaneler olacak?


sazan / 28.04.2004 13:41:16

Hangi hafta ne okusa ona öykünen bir kompozisyon yazarının kompozisyonu olarak gayet başarılı.Tebrikler.


h alparslan / 28.04.2004 14:57:31

Ezotirik kokular yükseliyor öykünüzden.Tartışmaların sancılı doğumunu görür gibiyim.Engin hayal gücünüze sağlık diyorum efendim.


TanteRosa / 28.04.2004 15:01:38

Hiç emek harcamaksızın, aksine tüm enerjisini emek verenleri sırf eleştirmeye adamış "sazan" gibiler, kısacık ömürlerini SIĞ sularda tüketirler... Sazan kardeş; sana bir öneri: dikkat et, bir süre sonra yüzebileceğin o SIĞ sulardan dahi mahrum kalıp, bir damla suya da hasret kalabilir hatta tümüyle susuzluğa mahkum olabilirsin! Sataşmaların sadece sana zarar veriyor. Bilmem anlatabildim mi?


Evina Dinik / 28.04.2004 15:43:55

Guzel.. Ben yazicidan cikarip haftaya gelecek bolumle birlikte okuyacagim. Tesekkurler Leyla Ayyildiz.


Yaa Ayyuniiii / 28.04.2004 17:01:23

Teprikler ya hatun!! yazinin kalan bolumlerini okumak icin haftaya sabirsizlikla bekliyecem. Eline, yuregine saglik...Istanbuldan, Nilin Deltasindaki iskenderiye sehri gercekten guzel bir kent'ir. bir sabah denize karsi "full yer hacer" icersin insaallah...


anti-sazan / 28.04.2004 19:19:57

Yok öyle, bulanık suda yaşamak. Kafanızı biraz yukarı kaldırın, bahar geldi. Kendinizle savaşıyorsunuz, yel değirmenleri benliğiniz...


gfx / 28.04.2004 19:58:20

Çok güzel!!! Devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim... (Kimbilir, belki Dünya'nın Kaotiğini çözmüşsündür.:)))... İskenderiye'de görüşürüz...


rebeka / 28.04.2004 20:54:56

devamini da okuyalim da oyle :)


aaltan / 28.04.2004 23:18:08

gayet zevkle okunuyor ve merak uyandırıyor bir hayli. İlgiyle devanmını bekliyoruz la'cim.. sağol.


Metin ÖZ / 29.04.2004 09:30:07

bu sabah yazını okuyabildim.Sen tek Kelime ile "HARİKASIN"


Ferhat Unsu / 29.04.2004 18:49:09

Son zamanlarda okuduğum en sürükleyici yazı bu. Gerçekten mükemmel. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. SÜPERSİN.. :)


şeydanur / 30.04.2004 17:03:55

Tebrik etmek istiyorum,okusam mı geçsem mi vaktimi alır mı derken bi solukta içmişim satırları,gayet akıcı ve donanımlı olmuş.Ve de haftaya devamını okumak için beni buraya getirecek kadar sürprizli...


Mehmet DOĞRAMACI / 01.05.2004 17:21:48

Hem tarih,hem gizem,hem bilgi...Bilimsel makale olsa sıkıcı olabilirdi.Gezi notu olsa belki sıradan gelebilirdi.Ancak, dünyanın en eski ve en gizemli memleketindeki bir kütüphaneyi;iki sevgilinin aşkıyla süsleyerek vermek çok akıllıca...Üslup da çok iyi. Bu kadar beğeniden sonra biraz da mini öneriler: 1-Tasvirlerin daha imge dolu,daha aşk dolu olmalı. 2-Sürükleyicilik ve merak iyidir ama bence 1-2 diye sıralı yayınlanan yazı dizini klasik kalır.Sıralama yapma..Her yazın özgün tek başına olsun. 3-Az daha duygu az daha çalkantı,az daha polisiye romanlar gibi gizem ve heyecan istiyorum. Şimdilik bu kadar... Eleştirilerim niye mi? Leyla da o kapasite fazlası ile var da ondan. Yapamayacak olandan istenmezki!... Her şey gönlünce olsun.

2.Bölüm için:


AK / 05.05.2004 08:40:28

Çok sürükleyici bir çizgi yakalmışsın La, harikasın. Bir solukta okumaktan kendimi alamadım. Devamını sabırsızlıkla bekleyecem ;)


zeycan / 05.05.2004 08:54:51

hoşgeldin...:) yoktun ve yokluğun belli oluyordu. hala yokmusun yoksa küme yazıcısı?;) özledik seni be güzelim... şu masalı bir an önce tamamla nolur. ben yoksa tv dizileri gibi heyecandan "noolcak acep?" diye diye helak oluyorum. herkes bi uçtan bir kaç bölüm yazınca "ay bu hangısıydı?" diyorum okumaya başlamadan önce..kocaman bir sevgiyle, kucak kucak öpüldün :))


Arthur Ripley / 05.05.2004 08:59:48

Heyecanlı ama detayları tamamlayabilmek için bunu senin romana çevirmen gerek galiba. Eğer kısa bir şey olacaksa işçiliğin kelimeler ve cümeleler üzerinde daha ağır olması gerektiğini biliyorsun galiba :) Başarılı olursun inşallah



pastoral / 05.05.2004 09:33:58

sergilediğin renklere teşekkürler sevgili yazıcımız, boyalarına kahve dökülmesin...


ters köşe / 05.05.2004 09:37:01

ilkini de yeni okudum lacım.. ellerini öperim.


ters köşe / 05.05.2004 09:58:54

zeycancım, muhtemelen seda şunu demek istiyor: İ.Ö. 280 yılında Knidos'lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilen, yüksekliği 135 metre olan Pharos fenerin şöhreti ve yüksekliği bu güne kadar aşılamamıştır. 14. yüzyılda meydana gelen bir depremde yıkılmıştır ancak kırılıp dökülmüş olması bile onun dünyanın yedinci harikası olmasını engelleyememiştir...


zeycan / 05.05.2004 10:27:56

teşekkür ederim sevgili ters köşe'm :) son günlerde ciddi anlama kıtlığı çekiyorum... ben daha farklı bi şi algılamıştım ve yüreğim bir an pır pır ettiydi :)) çoook çalışıyorum çoook...



fa / 05.05.2004 10:56:20

Sevgili arkadaşımız La sanırım "en çok okunan yazar"dır aramızda. Bu konuda bilimsel verilerim yok ama kişisel gözlemlerim ile böyle olduğunu sanıyorum. Yazılarının bu kadar merakla beklenmesi ve okunması bir yazarı mutlu kılar zannediyorum. Verilen oyların adedinin çok ama düzeyinin düşük tutulmasını anlayamıyorum. Biz, uluslararası bir yarışmanın jüri üyesi değiliz. Yazarlık eğitimi almış kaç kişi var aramızda? Bir yazıya 4 gibi bir not veriliyorsa bu panoda nedenleri yorumlanmalıdır ki aldığı eleştirilerden yazar kendisini geliştirebilsin. Eline, yüreğine ve emeğine sağlık arkadaşım. Sen yazmaya lütfen devam et; biz de yapıcı olma çabalarımızı sürdürebilelim.


armağan / 05.05.2004 12:08:44

Ben çocukken babam AKŞAM gazetesi alırdı. Çetin Altan'ın TAŞ başlığı ile yazdığı köşe yazılarını okurdu. Ben de Suat Yalaz'ın KARAOĞLAN çizgi romanını takip ederdim. O yıllarda KM, Leyla Ayyıldız ve İskenderiye'den Üçüncü Işık yoktu.



h alparslan / 05.05.2004 13:49:32

Sevgili leyla,tarihin sır kapılarında dolanmaya başladım bir anda.Uzaydan mı başladı soyumuz Gılgamış ölümsüzlüğün peşindeyken.En.Ki mi Ea. mı bizi getirdi bu günlere ... Bu günlerde pek de yaygın olan Marduk'mu acaba? Kim buldu demiri ? Altını,gümüşü? toprağı madene dönüştürmek o denli kolay mı ? Dünya düz mü sanılıyordu? 12 burç neyin nesi? Hikayenin devamını merakla bekliyorum.Kalemine sağlık.


keystone / 05.05.2004 13:58:00

Vallahi bravo. Yazmak bir yetenek isi olsa gerek sen bunu tutturmussun, "Çok uzun bir yolculuk olacak, güçlü olmalı ve yelkenlerimizi umudun mavisine fora etmeliyiz Ernem. " hayal dunyan da zengin ha, ve iyi yaziyorsun. Leyla seni taniyorum bir miktar, ve boyle seyleri cikarabilecegini dusunemezdim. Leyla dostane bir sekilde seni hep bu sekilde gormek istiyorum diyorum uzatmadan didiklemeden. Yazini az biraz pic edeyim mi :))) Aymet Altan gibi kemkirmezsen (dogrumu yazdim :) tabiii. heralde bu isin sonu ham Dogan in olgun arkadasi Levent in ilk yazilarinda anlattigi buyuk yanginlara gidiyor bu yazi? :) sadece wild guess :)))))


ant-sazan / 05.05.2004 14:01:49

Ulu manitu, bazı insanlar astromoni ile astrolojii iyice karıştırır oldu. Yorumcu gelinen noktadan dem le, gidilen noktayı bile sezip, yazarın ruh halini bile çözümlemeye başladı. Oh ne ala emek vermeden, oturup ahkam kesmek. Ayıp oluyor.


h alparslan / 05.05.2004 14:23:38

uzayın(dünyadan görünen) 360 derecelik açı içerisinde 30*12 dilime bölünmesi ve ana hatları ile güney-kuzey yarı küre olarak resmedilen ve sümerler dahil olmak üzere pek çok uygarlığın kullandığı Uzayın-yıldızların incelenmesi dir 12 burç.12*30 ????? Astroloji dediğiniz alan ise bu 30 derecelik dilmlerden faydalanarak BAKI yapmaktadır. 12 burç astroloji değil doğrudan doğruya ASTRONOMİ biliminin temel yapı taşıdır.Sazanlık yapacağınıza biraz kitap karıştırın.


zeycan / 05.05.2004 15:22:05

Leyla'cım... canım, ciğerim... seda'nın kırık fincanlarını şimdi anladım. üzme sakın kendini... sen benim gözümde ta en baştan beri duygusal zekâsı yüksek olan birisin ve bu yazılarından, hayal gücünden de fazlasıyla belli oluyor. hep yanında olacağım canım... sen yeterki hiçbir şey için üzülme. seni seven o kadar çok arkadaşın var ki, onları düşün. sevgimle öperim... :))


zeycan / 05.05.2004 15:26:15

ha bi şi daha : "meyve veren ağaç taşlanır" boşuna dememişler... her yazın bir olay yaratıyo burda ve aslında bu da senin ne kadar başarılı olduğunu, bu işe nasıl gönülden bağlı olduğunun kanıtı değil mi?... öperim kuzucum..



Evina Dinik / 05.05.2004 16:06:33

Ben yine dusuncemi belirtmek icin haftayi beklemek zorunda kalacagim. Butunlugu yakalamadan gorus belirtmek cok zor Leyla Ayyildiz. Haftaya bitmesini dilerim.Lena ve Ernem`in hikayesi bakalim nereye varacak..


barut / 05.05.2004 16:07:16

ilgiyle okudum başarılar.. Ayrıca, bu not sayfası neden var.. seda hanım herkesi genelleyerek moralimizi bozsun diyemi.. yazılarını hep takip edecegim ama buraya bir daha birşey yazmayacağım.


gülcan talay (gülümse) / 05.05.2004 16:07:23

Aslında yazıları okumak için hiç zamanım olmadı bugün.. içlerinden birini seçtim..Bugünki torpilim tabiki La' ya..okudum. 1.sinide okumuştum..bence harika gidiyor.. Roman tadında..detayları yazamasada kısa yazması gerektiği için, 10 puan benden. Hem kuzum hep yazarlardan beklemeyin, eksik kalan taraflarını da hayal edin bee :)) amma hazırcısınız :)) Öpüyorum lacım..mükemmel olmuş.


barut'a / 05.05.2004 16:22:33

Seda Hanım yazarın ve üretenin yanında barut, yanlış anlamışsınız. Birilerinin sebepsiz öfkelerine 'yeter' diyor.



FERDA / 05.05.2004 17:15:54

Leyla'cım; Güzel İnsan.. Güzel Kadın.. Sataşmalar konusundaki düşüncelerimi ve daha önceden sana söylemiş olduklarımı hatırlıyorsun değil mi? O nedenle burada bir kez daha yinelemeyeceğim. Ancak, onlara ilaveten; "Güneşin balçıkla sıvanamayacağı" gibi, "çamurla oynayan, kendi bataklığında boğulur!" diye de bir deyiş vardır... Üstelik, o kişinin söylediklerini ciddiye alıp, muhatap olmak, onun hasta egosunu tatminden başka bir işe de yaramaz zaten! Bugünkü yazına gelince.. heyecanın dozajını iyiden iyiye arttırdın.. neye varacacak sonu; merakla bekleyenlerden biri de benim.. "Sırlar Kapısı" ne vakit aralanacak ki?..


emirsultan / 05.05.2004 17:20:39

Sevgili Leylacigim, yazinin 2. bolumunede zevkle okudum... yuregine, ellerine saglik. Kendin gibi harika bir yazi. devamini heyecanla bekliyorum. sevgilerimle ( ene hubbi enti )


Arthur Rİpley / 05.05.2004 17:45:08

Yazı beğenilmeyebilir buna itirazım yok. Burada dolu fincanlar gibi boş olanları da görmeye hazır olmalıyız gibi geliyor. tabi bu biraz sabotajmış gibi geliyor bana. Yazının kendisiyle uğraşılsa daha iyui olacak gibi. Açıkcası tarihi ya da efsanelere mitlere yaslanan yazılar cesaret ister. Bu takdire şayan bence. Tebrik ederim devamı gelince yorumumu daha net yazacağım şimdilik bu kadar.



rebeka'dan leyla'ya / 05.05.2004 18:53:45

leylacim, yazi su ana kadar bende seyredilen bir filmin anlatimi ya da yazilmasi tasarlanan bir romanin taslagi hissini uyandirdi. isimler karisik ve olaylar sadece olani kronolojik olarak hikaye ediyor. ilginc bir konu gerci ama biraz daha ete kemige burunmesi daha iyi olacak bence. Yani sadece "bakalim sonra ne olmus" diye degil de yazinin ve dilin keyfine vararak da okumaktan bahsediyorum. Cok sevgimle.




yüsra / 05.05.2004 20:28:38

çok begendim helal olsun la ben nedense öykü yazamam ama seninkileri çok begendim sayende öykü de okuyorum artık sanırım ilerde öykü de yazmaya baslayacam :)


anti-sazan / 05.05.2004 22:43:18

ömrüm sazanlarlamı geçecek birader, fazlama atlama bence. Suyu bulandırsanda gözüküyorsun...


anti-sazan / 05.05.2004 22:50:37

Unutuyordum, yazdıklarım sana degil ki sevgili h alparslan, niye üzerinize alındınız ki?


emirsultan / 05.05.2004 23:20:25

surekliyici bir roman yazmissin. tsk.ler leyla... su an tekrar okudum inanki cok guzel.. devam lutfen..





Doğan S. / 06.05.2004 11:20:09

Sevgili Leyla, Keystone'un yazısında senin yorumunu gördüm ve merak edip yazındaki yorumlara baktım ve şok oldum. 43 yorum var! Yuh yani!! Beni bu işlere ve komik tartışmalarınıza karıştırmazsanız sevinirim...Sevgisiz Keystone, ben bütün yorumlara ve yazılara bakmıyorum, yorum yapacaksan bir daha adımı kullanma!! Sakın!!Bundan sonra yorumlarında adımı görecek olursam, adını içeren çok sert cevaplarıma hazırlıklı ol!! Adım soyadım belli , senin gibi ne idüğü belirsiz adamlar ağzına sakız etsin diye yazmıyorum KM'ye!! Yazına yorum yaptığıma da pişman oldum!! Ciddiye alınmayacak kadar kafası karışmış bir adamsın! Seninle uğraşacak zamanım yok!! Saygılı ol ve peşimi bırak! Leyla ile tartışarak da prim yapabilir, burada ünlü olabilirsin...SAKIN!!! Leyla lütfen sen de adımdan bahsetme bir daha.....! Herhalde nick kullanmayan 1-2 kişiden biriyim burada.......Herkesin 10 tane farklı ismi var...Burada 6 adet yazım var ve bu siteyi, Cem Bey'in yaptıklarını önemsiyorum ve takdir ediyorum...Ama maalesef kısa sürede bir sürü problemli tipin buluşma noktası olmuş burası...(web'teki diğer siteler gibi)...Keşke yorum bölümü kapatılsa.......!!Ne doğru dürüst eleştiri yapabilen var, ne de objektif olabilen....Oturduğu koltuktan sallıyor herkes bişiler........



Merve / 06.05.2004 16:04:26

Leyla hanım, yazınızın iki bölümü de gayet hoş ve sanırım daha birkaç hafta sürecek gibi. Yazmak güzeldir, yazılanları paylaşmak daha da güzel. Yolunuz açık olsun.. Ve diğerlerine: KM, en azından bence, eli kalem tutan, beyni fikir üreten ve ürettiği fikirleri kelimelere dökerek ortaya birşeyler çıkarıp sonra da bunları başkalarıyla paylaşmak isteyen aydın, kültürlü ve medeni insanların birlikte kurduğu seviyeli bir ortam ve bu yorum kutuları da, bir yazıyı okuduktan sonra O YAZI HAKKINDA yapıcı yorumda bulunmak isteyenlere sunulmuş bir imkan. Ancak bu kutudaki 45 yorumu okuyunca bazı insanların bu kutuyu asıl amacının dışında kullanmaya çalıştıklarını ve yazıyı/yazarı filan bir kenara bırakıp birbirlerine atıp tuttuklarını hayretle gördüm. Sadece yorum yapan ve mahalle kavgasına karışmayan kahvecileri tenzih ederek soruyorum: Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?


METİN ÖZ. / 09.05.2004 15:50:49

"umudun mavisine fora etmeliyiz""yeni yıkanmış taş serinliğindeki bir hanın giriş avlusunda ""Köyden her yöne yayılan iniltiler, adeta keskin bir rüzgar gibi kesiyordu ıslak tenlerini" ..ORADAYDIM..umudun mavisine bende yolculuk yaptım,yeni yıkanmış taşın üzerinde otururken yanımdan geçtiler,çölün sesizliğin dolaşırken benimde ıslak tenim kesiliyordu.... .......DAHA ÇOK HİSSETMEK İSTİYORUM: OKURKEN İSKENDERİYE SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İSTİYORUM ,ÇÖLÜ İSTİYORUM,GÜNEŞİ İSTİYORUM,NİL'Lİ İSTİYORUM,,,,,,,,(işlerimin yoğunluğundan ancak yazını bu okudum anneler günün kutlu olsun)


emirsultan / 09.05.2004 17:08:46

Tum Sevgili Annelerin, Anneler gunu kutlu olsun, saglik ve mutluluk yanlarinda olsun...

3. Bölüm için:


Seda Demirel / 12.05.2004 00:19:54

ne güzel oldu yatmadan önce usta satırlarını okumak.. cidden sende bu yetenek fazlaca var. yazmalısın Leyla.. yazmalısın :))))


Evina Dinik / 12.05.2004 00:23:14

La`cigim , simdi deep haber verdi yazinin ciktigini, yoksa benim bu saatte yeni sayiya bakmak aklima gelmezdi. Cunku burada saat henuz 23:21 :)) Simdi yazicidan cikaracagim yazini , digerlerini de alip bastan okuyacagim. Degerli emeginin bosa gitmediginden eminim.. Hem renklisin, hem iyi yureklisin. hep boyle kal.. Yeni yazilarinda bulusmak dilegiyle, tesekkurler.


armağan / 12.05.2004 01:03:07

hala aynı heyecan sürüyor... nefes nefese yutuyoruz yazılanları.. aynı lezzet sürüyor.. bitmesin La... çocukken Karaoğlan cildini okuyup bitirince üzülürdüm ... :)


mayin / 12.05.2004 01:29:40

yorucu ve belki de uzucu bir gecenin ardindan yazinin cikmasi ne guzel! Ne hos bir armagan! (armagan da kendini sanmasin benden once yazdi diye) Neyse guzel La "Kiskananlar catlasin!" Oykun enteresan ama bence biraz daha heyecan biraz daha gizem yuklu olabilirdi. Nerden gelir aklina boyle enteresan seyler. Devam et bence enteresan oykulerine ama icine biraz daha gizem biraz daha heyecan katarak ki solugumuzu tutarak okuyalim.


zeycan / 12.05.2004 09:09:03

Canım arkadaşım... :))) hem okuyorum hem de içimden "bunu amatör bir yazar yazamaz, bu ne ustalık?" diyorum.Normalde hasetlenmem lazımdı :)) yok, yapamıyorum. senin çok yakının, seninle gurur duyan bir kardeş, abla, can dost gibi okuyorum her seferinde yazdıklarını.Nasıl mutlu oluyorum bilemezsin. "tebrikler" diyemiyeceğim sadece... zekân, yeteneğin, duygusallığın, cana yakınlığın ve herşeyden önce doğallığın için, beni yazılarınla tanıştırdığın için sağol... en yüce sevgimle öperim.


AK / 12.05.2004 09:29:41

Soluğunun bu kadar uzun olabileceğini tahmin etmemiştim La, beni şaşırttın. Ama keyifle takip ediyorum yazını. Gayet iyi gidiyor yazı bence, sonunu her geçen bölümde daha çok merak etmemden çıkardım bunu... Bugün içinde teşekkür ederim sana, ilk arayan sendin birinçsin ;)



ras / 12.05.2004 11:02:37

hocam bir gün buralar sana yetmiyecek gibi, kalemin kuvvetlendıkce burası dar gelmez sana umarım.. Serinin devamı yine güzeldi. Klavyene kahve dökülmesin....


ras / 12.05.2004 11:02:43

hocam bir gün buralar sana yetmiyecek gibi, kalemin kuvvetlendıkce burası dar gelmez sana umarım.. Serinin devamı yine güzeldi. Klavyene kahve dökülmesin....


gülümse / 12.05.2004 11:13:48

Çok güzel devam edeyiyor Lacığım.Valla her çarşamba yayınlanan, izleyicilerin müptelası olduğu dizilere döndü bu hikaye :))..Sende yeni bölüm çekemeyip, özel bölüm veren yönetmenler gibi haftaya kısa kısa geçmezsin dimi önceki bölümleri :)) çünki ben heyecanla bekliyorum devamını, diğer müptelaların gibi.. Tüm pücükler, alkışlar sana :)) mucukks


sinan tatlı / 12.05.2004 11:17:06

kendine, kendin gibi davranmaya devam et yolun açık.çok şıksın .Gizemini korudukça yücelip,feryatlarını yazılarında hissetmek mümkün.meraklı bir okuyucun olacam buna eminim.kalemin altın olsun.


keystone / 12.05.2004 12:36:59

soleee hizliii goz gezdire gezdire okudum da, yani ne bilim bir yerden kopye felan cekiyosan durum kotu de, senden (amatorsun ya) boyle seylerin cikmasina insan sasiriyo. Bizim ham meyva ikiniyo sikiniyo yinede yumurta yapamiyo, isin sirrini anlatsan iyi olur. Senin yumurta cift sarili gorunuyo. Biraz Stephen King vari bir seyin uzerine bastirip bastirip gitmen "kitap" olayi gibi ve suslu mistik olaylari siralarken alalade konusturdugun tipler ilginclik katiyo. Kutuphaneyi ne zaman yakican? yazinin bir yerine iskenderiye kutuphanesi/feneri resmini koysana. Sonucta ilginc mi? evet, begendim mi? evet. Thumbs up! yi calisma dogrusu. Ama isin sirrina ermek istiyo insanoglu ille de gercege ericek ya naparsin. Aslinda hikayeye nerden basladin seni bunu yazmaya motive eden ne oldu onlari da paylasman lazim burda.


AK / 12.05.2004 12:57:36

Sessiz falan değilim ben, bak sesim çıkıyor La ;)) Teşekkür ederim yeniden, mahçup ediyorsun böyle şeyler yazarak beni. Asıl seni tanımış olmak beni gururlandırıyor. Kaç kişi "Benim dostum internette, binlerce kişinin okuduğu bir sitede, mükemmel yazılar yazar." diyebilir etrafına? Bu işi yaparken büyük zevk aldığın belli oluyor. Gerçi detaylı olarak senden dinleyecem bunları en yakın fırsatta. Hayatın boyunca yazman dileklerimle...


Emirsultan / 12.05.2004 14:49:41

Leylacigim soluksuz okunan bir yazi. zevkle okudum. yakinda Romanlarinida okuruz insallah... Ellerine, klavyene saglik S.S.F.sevgilerimle...


fa / 12.05.2004 14:57:46

La arkadaşım, kendine özgü sitili ile döktürmüş yine. Ne çok seveni var, ne mutlu ona. Eskiden M.Ali boks maçları için geceyarıları kalkar idik. Şimdi La için çarşamba gecelerinin ilk saatleri bekleniyor :)) Özgün yazısının bir noktası için bir-iki satır yorumda bulunmak istiyorum: Yazıda cümle sonları çoğunlukla "tamamladı, ediyordu, baktı, gülümsedi, şaşkındı, çattı" gibi di'li geçmiş zaman eylem yinelemeleri ile bitiyor. Bana göre, bu eylem yinelemeleri yazının heyecanlı içeriğine bir parça yavanlık getiriyor ve adeta o heyecanı frenliyor. Bence bu eylem yinelemelerinden bir parça kaçınıp, bunları bağlaçlarla birbirine bağlamak yazının akış hızını olumlu yönde artıracaktır. Konunun uzmanı olmamakla birlikte benim görüşüm bu şekilde ancak yorumum yazıyı beğenmediğim anlamında asla değildir ve sadece bir noktası içindir... Formasını terleten, sabırlı, sorumluluk sahibi Leyla arkadaşımın yazılarını okumak benim için hep büyük keyiftir ve yeni yazılarını heyecan ile bekleyeceğim.


özlem özdemir / 12.05.2004 17:11:03

Sevgili Leyla, yazının ilk bölümünü okuyabilmiştim, bunu acele ile okudum ama söz sana okumadığım parçaları da hemen okuyacağım. Yine çok güzel, senin gibi. Öpüyorum.


pastoral / 12.05.2004 17:12:50

Küme yazıcısını kutluyorum , aferim kızım iyi araştırmış ve onun üzerine iyi kurgu oluşturuyorsun. Emeğine, renklerine, düşüncene sağlık. Sevgiler, saygılar


barut / 12.05.2004 17:39:42

nefis bir dizi yazı oldu... tebrikler ..


River / 12.05.2004 19:06:22

Kesinlikle mükemmel bir yazı dizisiydi. Arşivimdeki yerini aldı hocam.... :)))


rebeka / 13.05.2004 00:57:11

valla, olayi takip etmeye baslayip hikayenin sonunu merak eder oldum. (dilimin donmesi zor olan isimlere ragmen) fa'nin dediklerine katiliyorum. bir de bir hikayenin kurgusunu enterasan kilan unsurlardan biri anlatilanlarin degisik duzeylerde algilanabilir olmasini saglayan paralellikler, ya da tasvirlerin olayla paralelligi. mesela kirmizi'yi bir cok yerde kullandigi yazisinda leyla bunu cok guzel yapmisti. bu hikaye daha ayrintili islenebilecek daha derin bir yazinin taslagi gibi sanki. daha ince islenip cilalanirken bu tarz ogeler de eklenirse daha guzel olacak gibi. sevgiyle.


Mehmet DOĞRAMACI / 15.05.2004 22:10:27

Sana TASVİRLERİN,BETİMLEMELERİN DAHA DA GELİŞSİN demiştim.Zeki bir öğrenci olduğun şuradan belli ki hemen başardın bunu!...Bu bölümde hareket,doğa ve insan tasvirlerinde mükemmele doğru hızla bir yol alış gözlemledim. Tebrik ediyorum.


METİN ÖZ. / 21.05.2004 14:07:44

günaydın galiba otobusu kaçırdım gün 21/05/2004 saat 14 olmuş yazını yeni okuyorum ...yaşlanıyorum galiba.... her zamanki gibi HARİKASIN.İlk imzalı kitabın benim unutma bunun için bana söz ver. Başarıların devamı dileği ile...............


kutay / 26.05.2004 20:29:24

NERDEN nereye.........!!


Mehmet DOĞRAMACI / 02.06.2004 23:13:01

Pire için yorgan yakmayacak kadar mantık ve duygularına hakim bir yapıda olduğunu biliyorum....Öyleyse bu kadar okuru günlerdir YAZILARDAN YOKSUN BIRAKMA HAKKINI NEREDEN ALIYORSUN?...Bunu yapma...Bekliyoruz..Haydi otur klavye başına vur tuşlara..İskendireye'ye mi götürürsün,Nil nehrinde tekne turu mu yaptırırsın,Amazon ormanlarına mı sokarsın,ne yapacaksan yap..Tuşlarından dökülecek cümlelerle ferahlamayı,enginlere açılmayı bekleyen bunca insana ayıp ettiğinin farkında mısın?...Dön artık....


celal / 04.06.2004 23:24:38

kadın; ben senin yazılarının nerden bileyim burda olduğunu, ve belki yazılarının merakı ismin rumuzlu haline takılıp kaldı hep aylarca. Şimdi ilk bulmada yazı okunulupta hemencecik yorummu yapılır, hadi bulduk öyleyse hemen yazalım bir yorum. Takip edeceğim yazılarını, şimdilik La'yı bulmakla yetiniyorum. Takasa hazırlanıyorum.Sıkı dur.


xmuhatap / 15.06.2004 19:48:53

uzun zaman oldu, ara vermiştim.. Tekrar döndüm ve şaşırdım.. Galiba okuyacak çok yazı var.. Kolay gelsin..


Mehmet DOĞRAMACI / 16.06.2004 20:57:51

Güzele nazlanmak yakışır..Ama şunu da unutma çok naz aşık usandırır...Yazı aşıklarını bu kadar bekletmeye hakkın var mı?


celal / 17.06.2004 21:41:13

bilmediklerime karşı yabancılaşmak daha efdaldir benim için. ama la nın açılımına kafa yormayı akıl ettiğimde zaman sana çık çık diyordu meğerse. yazsan ya paydaş.


celal / 17.06.2004 21:42:53

belki kalbindeki kırıklığın merhemi bu eczanede yok. ama la'nın yorum yapmadığı yazılarda da pas tadı bile yok.


metin öz / 19.06.2004 16:24:45

seni tanıyor isem her sabah ve akşam bu sayfadasın bir ses isteniyor "LA"..............Evet tek bir ses kırılmışlığın,hayal kırıklığın,kızgınlığın ve başara bilir isen nefretin sesi? bunları söyleyemiyor isen en kolayı!! dolu dolu bir "günaydın" de.seni kıranlara ,üzenlere,anlamayanlara GÜNAYDIN .Çiçeklere , kuşlara , böceklere ,insanlara,GÜNEŞE GÜNAYDIN .EVET SENDEN BİR GÜNAYDIN bekliyoruz.....Hep sevği ile kal iyi günler.


celal / 21.06.2004 13:30:01

ben öyleyim işte. bütün bütün benim ısrarlarım bunun dönüşüne sebep oıldu falan diye içimden kendimle de dalga geçiyorum. çünkü rumuzuna bir l yeter sonuna ikinci l yi eklemek te nerden çıktı. :) hoşgeldin. yeni misafirimiz. :)


metin öz.. / 20.07.2004 20:41:02

galiba çooook yoruldun!!!!!!! biz beklemekten yorulmadık. BEKLİYORUM...


Mehmet DOĞRAMACI(www.sufizmveinsan.com) / 20.07.2004 21:27:21

Memlekette ADLİ TATİL var ama bildiğim kadarı ile YAZIN(Edebiyat)TATİLİ yok..Çok uzatıp bıktırdığının farkında mısın? Yeter ama...Yazı üretecek vaktin yoksa bari bir yemek tarifi ver de senden birşeyler okumuş olalım.




Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım