Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - İZ

 

Şu bildik hastane kokusu; yaşama arzusunun, umudun, temennilerin, duaların, varoluşun, hayal kırıklıklarının, acıların, sancıların, tükenişin, yok oluşun kesif kokusu. Doğumun bebek kokusu. Ölümün geniz yakan sarı kokusu. Bir o yana, bir bu yana koşuşturan telaşlı ayakların sesleri. Ve yatakta yatan, tam otuzunda genç bir kadın...

 

-Ne zaman çıkarım?

 

-Sizi yarın taburcu edeceğiz. Bir hafta sonra kontrole geleceksiniz.

 

Beyaz pikenin altından görünen kendi teninde bakışları kayboluyor:

 

.....

 

Küçük bir kız çocuğu. On üçünde...

 

Aynanın karşısında bedenini tanımaya çalışıyor. Vücudu ona türlü oyunlar oynamaya başladı bile. Karşısında artık çocuk değil, genç bir kız duruyor. Boyu annesini geçecek neredeyse. O, kalın beli inceldi, elinde bir mezura göğüs çapını ölçüyor; 80... Daha da büyüyecekler. Dik durup, aynaya bir kez daha bakıyor. Güzel bir kadın olacak, belli.

 

Kırmızıya düşkün oldu, gözü topuklu ayakkabılarda. Komşu ablanın çaktırmadan verdiği kırılmış bir ruju, siyah bir göz kalemini çantasına attı bile... Aynı komşu abla bir gün onun tırnaklarına oje sürüyor. Babası fark ediyor, çok kızıyor. ‘Derhal çıkaracaksın onları!’ diye bağırıyor. Nasıl çıkarılacağını bilmediği ojeyi jiletle kazıyor. Bir saat sonra babasına parçalanmış tırnaklarını gösteriyor.

 

Yürürken bakışlar ona doğru dönmeye başlıyor. O da bundan hoşlanmaya... Daha da güzel olmak istiyor. Daha çok dikkat çekmek, daha çok beğenilmek.

Annesi bir gün onu masanın kenarında yakalıyor.  O ise ne yaptığını bile bilmiyor, tanımadığı bir duygunun onu sarmalamasıyla bunları yapıyor. Keyif alıyor... Kızıyor annesi ve onu kovalıyor. İkisi de korkuyor. Sonra epey süre ürküyor... Duygularını, dürtülerini bastırmaya çalışıyor. Bedenine küsüyor.

 

On üçünde... Tarif edemediği  duygularla baş etmeye çalışıyor. İlk aşklarını yaşıyor. İlk hoşlandığı erkek; sınıf arkadaşı, sınıfın en çalışkan oğlanı.  Göz göze gelmeyi öğreniyor, gözleriyle konuşmayı... Aralarında tatlı bir rekabet var, ondan daha yüksek not alıp, dikkatini çekmek istiyor. Hoşlandığını kimse fark etmesin diye en çok onunla kavga ediyor. Folklor oynuyorlar, ikisi eşleşiyor. Ona dokunmaktan zevk alıyor. Folklor çalışmalarının olduğu günler saçlarını daha güzel tarıyor. Onun okula gelmediği günlerde hüzünleniyor.

 

 

.....

 

On beşinde...

 

Televizyonsuz bir dünyanın çocuğu o. Gazetelerde dergilerde açık saçık resimler de yok. Onun yaşadığı yerlerde erkeklerle yalnız kalınmıyor, bu konular kızlarla dahi konuşulmuyor. Cinselliği bilmiyor. Bunlar ayıp şeyler...

 

Bir erkek sınıf arkadaşıyla sokakta karşılaşsa, başını çevirip, görmemiş gibi yapıyor. Selamlaşmaktan ve  sonrasında yan yana yürümekten çekiniyor. Başkaları tarafından görülmekten, yanlış anlaşılmaktan korkuyor. Ve bunları babasının duyacak olmasından...

Açık hava sinemasına gidiyorlar arada. Öpüşürken görüyor kadın ve erkeği. Sadece çok kısacık bir anda dudakları birbirine dokunuyor çiftin. Ürperiyor... Sanki onu öpüyorlar, yanakları pembeleşiyor, kızarıyor, utanıyor. Kimsenin yüzüne bakamaz artık, koltukta kaybolmak, yok olmak istiyor...

 

Akşam eve döndüklerinde odasına kapanıyor. Öpüşme anı aklından bir türlü çıkmıyor. Defalarca anımsıyor, defalarca hissediyor... Yorgun uyuyor...

Hala cinselliği tanımıyor.

 

O zamanlar kitaplarda da böyle şeyler yazılmıyor. Ya da ona rastlamıyor. Merak ediyor, çok merak ediyor...

 

On beşinde...  Elinde bir dünya klasiği var, okuyor. Bir paragrafta bir şey tarif ediliyor; bulanık anlatımla bir yatak odası sahnesi... Anlamak istiyor, tam olarak yine anlamıyor.

Almanya’dan gelen bir akrabanın ziyaretine gidiliyor. Orada birkaç hafta kalınıyor. Televizyon ve videoyla ilk kez orada tanışıyor. Bir akşam, evdeki gençler bir film izliyor, o ise divanın üzerinde battaniye altında uyur numarası yapıyor. Yarı aralık gözleriyle izlediği filmde çıplak bedenlere rastlıyor, ritmik hareketlerle bedenler birbirine dokunuyor. Utanıyor, sırtını dönüyor, aklı seslerde kalıyor. Şimdiye dek kafasında yarattığı görüntüler ilk kez netleşmeye başlıyor.

 

.....

 

On yedisinde...

 

Hiç erkek arkadaşı olmuyor, eline erkek eli değmiyor.

 

.....

 

On dokuzunda...

 

Birini seviyor. Çok seviyor... Gözleriyle konuşuyorlar aylarca. Sonra oğlan ona yaklaşıyor, bir iki kez kaçamak pastane köşelerinde görüşüyorlar. Oğlanın eli sadece bir kez ona dokunuyor. Parmaklarının üzerine. Kuş tüyü gibi hafif... Teninde izi kalıyor... Tek bir dokunuş...

 

Sonra oğlan uzaklara gidiyor. Bir süre döner diye bekliyor. Dönmüyor...

O dokunuşu anımsayarak, defalarca kendi bedeniyle sevişiyor. Bir daha hiç erkek arkadaşı olmuyor. Kaçtığından, çok sevdiğinden, unutamadığından da değil, olmuyor işte.

 

İstemeye gelenler oluyor. Bir kez nişanlanıyor. Nişanlısıyla kısa süreli de olsa arada yalnız kalıyorlar. Hiç birbirlerine dokunmuyorlar. Rüyasında birkaç kez nişanlısının ona yaklaştığını, öpüştüklerini görüyor. Aileler anlaşamıyor. Ayrılıyorlar.

 

.....

 

Daha otuzunda...

 

Daha otuzunda... Hastane kokusu geniz yakıyor.

Kimsenin dokunmadığı, kime ve ne için sakladığını bilmediği bedeninden bir parçasını koparıp alıyorlar. Rahmini...

 

Bedeninde sadece on dokuzunda eline dokunan oğlanın izi var. Bir de dikiş izleri...

 

Bunları yaşamayacak bir kızı ise, hiç olmuyor.

 

.....

 

Konuştuğumuzda kırkındaydı... Hala aynı izler vardı bedeninde; eline dokunan oğlanın ve dikişlerinin izi...

 

Bir de yüreğinde kocaman derin bir çizik...

 

 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz

Funda Güven / 11/11/2005 8.09.49

Çok etkilendim. Harikaydı yine. Yazı da fotograf da...
Ellerine sağlık.


Ece / 11/11/2005 8.15.59

Çok üzüldüm ya etkilenmemek elde değil...Yazacak birşey bulamıyorum,resimde çokkk hoşgerçekden çok beğendim.
Ellerine sağlık Leylacım


Aksiir / 11/11/2005 9.05.42

bu anadolunun, anadolulu kadınların çarpıcı gerçeği...aslında bir roman konusu olabilirdi...
yazınızı çarpıcı fotoğrafla süslemeniz görsel bir zenginlik de katıyor diğer yazılarınızda denediğiniz gibi...
zevkle okudum ama içimi acıttığını söylemeliyim...



Kutay / 11/11/2005 9.21.46

çok güzel; akıcı ve başlığı gibi iz bırakan bir yazı.. sevgiler


Metin Öz / 11/11/2005 9.40.46

sen artık usta bir yazar olmuşsun haydi yolun açık koş koşa bildiğin kadar bir gün kitabını almak için kuyruğa gireceğim bununla sevinç duyacağım senin gibi bir yazarı daha önce tanıdığım için.......................her zaman sevgi ile kal


Gültekin / 11/11/2005 9.57.44

Sevgili Leyla yazıda resimde gerçekten çok etkileyici idi. Kalemine sağlık..


David / 11/11/2005 10.28.50

Sevgili Leyla, tebrik ediyorum... Akıcı, güzel ve biraz da "ağır" bir yazı olmuş... Hikâye kahramanının anlatıların dışında, ruhundaki fırtınalarsa kim bilir ne denli kuvvetli, üzücüdür... Cinsellik, insan psikolojisini oluşturan en kuvvetli temellerden biridir. Sarsıntıları da, insan hayatına ciddi etkilere yol açabiliyor... Ellerine sağlık. En içten sevgilerle...


Masalperisi / 11/11/2005 10.31.42

Sevgili Leyla, sohpet odasına bir ara uğrasanızda yazınıza dair iki cümle edebilsek karşılıklı. Ne güzel olurdu..


Uyumsuz Penguen__ / 11/11/2005 10.38.18



dergimizde okuduğumda daha geniş kitLeLere de uLaşabiLse keşke diye sızlandığım yazılarınızdan biridir bu ''iz''...

bir başka keşke de günün müziği de s.aksu dan ''ünziLe'' oLsaydı...

resime geLince müthiş iki genç göz...
yazıdaki kadar kederLi değiLLer ama yakışmış...


seLamLarım...





Olcay / 11/11/2005 11.06.51

Çok duru yazımışsınız ve resimlerle bütünleşmiş. Elinize sağlık.
Dostlukla...


.elifeser / 11/11/2005 14.36.16



dilin, anlatımın, empatin, kurgun... yürekten kutluyorum seni....

komacaaann sevgilerim, özlemlerimle.....




Müjgan Yalız / 11/11/2005 17.29.19

Leylacığım...

Biliyor musun cinsellik yada bedeninin sana veriliş nedeni biz ve bizim gibi toplumlarda hep gizlenilmesi ve utançla karışık bir şey olarak yaşanılması gereken birşeymiş gibi öğretiliyor. Erkeklerin dünyasında kışkırtılan ve yaşanılması gerekli olarak öğretilen bu insanın en doğal kısmı tam tersine kadınlar için yasaklanıyor. İronik bir durum. Gülerken ağlatan bir şey. Peki bu erkekler bu mutluluğu nerede yaşıyorlar? yani demem o ki kadınlarla yaşadıkları bu mutluluk kadınların dünyasında utanç hanesine yazılan karalara dönüşüyorlar.

Aklıma Roma demokrasileri geliyor hep: elitler arasında eşitlik ilkesi. Biz kadınlar sanırım hep kölelik statüsü ile sınırlandırılacağız . Ne acı!

Ellerine sağlık. Bundan sonra ki görüşmede elimde kitabını tutarak imza için bekleyeceğim en ön sırada.

sevgi ve dostlukla...


Dolun / 11/11/2005 22.21.19

Kısa cümlelerle , büyük zaman aralıklarını özetlemişsin..ülkemizin her köşesine gizlenmiş,konuşulmayan,hissetmeye korkulan izler bunlar.İçimizi burktun,benim aklıma gelen kimler oldu, kimler.....hepimize birilerini anımsatmışındır heralde sevgili Leyla,eline sağlık,teşekkürler..


Öykü Özü / 11/11/2005 23.21.26

Leyla Ablacım,
yeni isyerimi acma telasi, bilgisayarimdaki bozukluk ve internet baglantımın arızalı olması nedeniyle cok uzun sure ayrı kaldım kahvemolasından bugun açtım buyuk bir heyecanla ve ilk once senin yazini aradi gozlerim

ne kadar da ozlemisim kalemini ve yuregınin bir kosesini her zaman katabildigin fotograflarını...

sevgiler...


Bayhic / 12/11/2005 0.59.22

Merhaba LEYLA Hanim. Yazinizi buyuk bir keyifle okudum. Bundan sonra da okumayi sabirsizlikla bekliyorum. Bir dahaki yazinizda gorusmek uzere.

Saygilarimla...


Filiz / 12/11/2005 3.24.12

Sevgili Leyla,

Bu toplum yarasi nasil iyilesip, kapanacak, ne kadar zaman alacak? Yurdumda degisik sehirlerde, degisik bakislarla yasayan insanlara, bazilarina anlatabilirsin birseyler de, bazilarinin yaninda konuyu bile acamazsin. Ve bu konuda
ozgur olacak sekilde yetisen erkekler, kadinlarin cinsel ozgurluge gecis donemeclerinde, kadinlari suistimal edenlerdir ayni zamanda. Yani eger bir gun tam anlamiyla kadin gunah kecisi olmaktan cikarsa, ben bilecegim ki o ana kadar kadinlar cok aci cekecek ve elbette erkekler de yipranacak. Her degisimde oldugu gibi. Guzel, yine guzeldi. Ellerine saglik.


Dikkatli1i / 12/11/2005 13.19.55

Çok iyi


Murathoca / 12/11/2005 23.00.54

"Bunları yaşamayacak bir kızı ise, hiç olmuyor."

Bir kızı olsaydı bunları yaşamama olasılığı neydi? Hikâyesini anlattığın kadını kastetmiyorum. Herhangi bir kadın veya bu ve benzeri kültürde yetişmiş kadınlar.

Onların kızları olduğunda tüm çektikleri bu acıları veya aşamadıkları yoksunlukları belki istemeden ama çoğunlukla isteyerek kızlarına yaşatıyorlar. Yoksa bu güne kadar yurdumuzda cinsel kimliğini bulamamış kadın kalmazdı (Tabii dolayısıyla erkek de...) Oysa gün geçtikçe artıyorlar. Demek bir çok anne şikâyetçi değil ki genç kızlığındaki cinsel yoksunluklardan, aynılarını kızlarına da yaşatıyorlar.

Tabii baba ve ağabeylerin de katkısını yadsıyamayız bu tabuların oluşmasında. Keşke kadınlarda savaşacak güç ve cesaret olaydı da firijit kadınlarla sapık erkeklerden oluşmasaydı toplumumuz. Tümceyi düzelteyim. Sapık erkekler yaratan firijit kadınlar ve firijit kadınlar yaratan sapık erkekler.

Leyla'cım. Kalemine sağlık. Yine her zamanki gibi çok güzel işlemişsin öykünü. Ancak senden şahsi bir beklentim var. Belki KM dostlarından bu beklentimi paylaşanlar da çıkar. Yeni öykülerinde bu sorunlara yalnızca kadınsal değil, toplumsal yaklaşman. Lâkin kadın sorunları, erkeklerin (veya toplumun) bilinçli kötülüğü yüzünden değil, benzer ruhsal sorunları yüzünden oluşuyor.

Kadın sorunlarına duyarlı olan insanların nefretle baktıkları baskıcı erkeklere ben acıyarak bakıyorum. En az çığlık öykülü kadınlar kadar acınası haldeler. Belki de daha çok. Çünkü çığlık öykülü bir kadının günün birinde duyarlı bir erkekle yaşamını birleştirip mutlu olma şansı varken, erkeğe özgü sorunlar, ömürlerinin sonuna kadar boyunlarında asılıp kalıyor.
Gerek toplumun, gerekse kanunların erkeğe tanıdığı ayrıcalıklar, tedaviyi imkânsız kılıyor. Çünkü bu travma, kronik bir "Ben haklıyım. Ben doğruyum, diğerleri yanlış" saplantısına dönüşüyor. Böyle adamlar, hem kendi yaşamlarını hem de çevrelerindeki insanların yaşamlarını zehir ediyorlar. "Zehir eden, baskıcı olan bilinçlidir; bile bile yapıyordur; kötüdür; iğrençtir" kanısının yanlışlığı konusunda umarım ki hemfikir olabiliriz.

Bak nasıl sağlam bir yazı yazmışsın ki bana da döktürttün. Sağolasın. Hoşçakal.


Öykü Özü / 13/11/2005 13.08.34

demek evde sessizce devam etmek ha...biraz buruk bir haber bu ama bir yandan da eminim ki bu ikinci perde çok daha güzel olacak hp daha ileriye hep daha büyük başarılara...
sevgiyle kucakliyorum ve sabirsizlikla bekliyoruz ikinci perdeyi...
öptüm.


David / 13/11/2005 19.40.35

Sevgili Leyla, o güzel yazılarını okumaktan bizi mahrum bırakacak olsan da hakkımı sana seve sene helâl ediyorum. Daha nice yazılarını okuyabilmek, imzalı kitaplarını kütüphanelerimize ekleyebilmeyi diliyorum. O güzel ve özel kaleminle hayatı besleyecek nice yazıya imza atacağını biliyorum. Bir genç okurun olarak desteğim daima seninle olacakak... En içten sevgilerimle...


Guendalina / 13/11/2005 20.46.01

Sevgili Leyla, yazını cok begendim. Cok guzel ozetlemissin. Az, öz, cok mana!
Yeni kararın icin de; YOLUN AÇIK OLSUN!
Sevgiler


Tuğba Çamlıbel / 13/11/2005 23.46.01

Bastırılmaya çalışılan duygular, olaylar, hisler insanda daha derin izler bırakıyor.
Cinsellik çoğumuzda hala anlatılması, öğretilmesi tabu sayılan halbuki bilinçsiz ve vurdumduymaz yaşanması yüzünden birçok evliliği ya da birlikteliği mutsuzluğa götüren öğelerden biri.

Bunu sevmeye ve cinselliğe dair hiç dokunulmamış, hayalleri, istekleri ve bedeni olan bir kadın da çok güzel anlatmışsın.

Dergiden sonra bir kerede burada okumak güzeldi...

Sevgilerimle öpüyorum yanaklarından..


Tirtil / 14/11/2005 1.26.25

Tum celiskilerim zaten hep ilersi icindi durup, dusunup, Yeniden geldiginde realist, saadece kendi kalemini kendisi icin kullanan, muhtesem kapasitesini hic kimse icin harcamayan, daha AB birazda CB azcikta RH saadece tek kalem ve de tek LEYLA adi kendinde sakli yazilarini bekliyorum.
Olgun e dolgun olsun haaaaaaa yoksa gene biribirimize gireriz..... karismam yakarim seni
HAKKININ HAKKI NE SANA NE DE BANA HAKLIYA DIMI?



Erol Başgezer / 15/11/2005 20.34.45

Çok güzel bir yazı olmuş, yüreğine sağlık :)


Sevgili Leyla,
Ben kahve molasından Özge Kaya Yerel bir gazetem var Çanakkale'de. Arada sırada
Kahve Molası arşivindeki yazılarınızı yayınlayabilir miyim ? Saygılarımla ... Özge.




Sitenizle ve sizinle yeni tanıştım. Yazılarınızı
okuyorum. Çok hoş.sizinde benimle tanışmanızı dilerdim. Ben Kürşad BUCAK.
İstanbul'da oturuyorum. Yirmi iki yaşındayım. Üniversite öğrencisiyim. Sizin bana
edebiyatla ilgili verebileceğiniz her türlü öğüdü dört göz bekliyorum.
Çok amatörce yazı yazarım. Mesajınızı bekleyeceğim.

Kürşad BUCAK



Sayın Leyla Hanım, yazılarınız o kadar güzel tabi okuyup ta anlayana, eleştirecek bi şey bulamıyorum ama çekmiş olduğunuz resimleriniz de müthiş denecek kadar, harika tabii güzel diyorum ama bu sizi şımartmasın bunları siz mi içinizden geldiği gibi yazıyorsunuz sizi pek bilmem ne yirsiniz ne içersiniz nerede yaşarsınız bildiğim tek şey aynı havadan telefuz ediyoruz sizde hayata ben gibi hayat dolu bakıyorsunuz belli ki [bence],

Evet hayat güzel, insanlar güzel ,yaşamak güzel........ ve bi gerçek daha var>>>>>> LEYLA AYYILDIZ da bu güzellikler içinde eeeeeeeee anliceniz bence hayat yaşamaya değer size özel bi soru sormak istiyorum ne mezunusunuz, nerelisiniz bunu sizin bi hayranınız olarak soruyorum bazen değil hemen hemen her zaman kulaklarınızı çınlatıyorum sizin yazılarınız ve resimlerinizin o güzelliği anlam taşıyan hayata bağlayan eşsiz güzelliği ama inanın çok mu çok ilgi görüyor

yani anliceniz İSKENDERUN'da ilgiyle ,hayranlıkla takip edenler var eeeeeeeeeeeee bu kadar yazdık bi de galatasaray lı oldunuzuda yazarsanız size olan sevgi 2 kat artacaktır.

kendize iyi bakın HAYATTA BAŞARILAR............... M.S.

Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım