Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - KIZ KULESİ'NDEN GALATA'YA ASIRLIK YALNIZLIKLAR

 

 

Ayakları oymalı, küçük ahşap yazı masası üzerine eğilmiş bir kadın; önündeki kağıtlara bir şeyler yazıyordu. Bu epey sürdü.

Boğazın suları üzerine eliböğründeli çıkma ile uzanmış, genişçe bir odaydı burası; aşı boyalı ahşap yalının ortasındaki, en büyük oda... Her iki yanından ipek perdeler sarkmış, giyotin pencerelerden içeriye giren güneş ışınları; tavan süslemelerinden yansıyıp, odanın içine dağılıyordu. Tüm bu aydınlığa rağmen, kadının masasını; gaz lambası içine gizlenmiş minik bir ampul aydınlatıyordu. Epey zamandır yanmadığı belli olan bir çini soba ise, odanın bir köşesinde yaz uykusuna yatmıştı.

Kalemini masaya bırakıp, ayağa kalktı. Pencereye yaklaştı.

.....

Lodos çıkmış; lacivert dalgaları beyaz köpüklerle kabartmaya başlamıştı. Kadın, dalgaların Kız Kulesi'ne doğru yükselişlerini izledi. Bir martı, kanatlarını sabitleyip, aşağıya doğru süzüldü, beyaz köpüklerin arasında rengi kayboldu, görünmez oldu. Az sonra, kadının baktığı pencerenin önünden göğe doğru yükseldi.

 

Ne hızlı gidiyorlar. Orhan Veli'nin dediği gibi insanların başına da konuyorlar mı acaba?

'İstanbul'da Boğaziçi'nde
Bir garip Orhan Veli'yim
Veli'nin oğluyum
Tarifsiz kederler içindeyim.

Urumeli hisarına oturmuşum,
Oturmuş ta bir türkü tutturmuşum.

İstanbul'un mermer taşları,
Başıma da konuyor martı kuşları,
Gözlerimden boşanır hicran yaşları,
Edalım...
Senin yüzünden bu halim.'

.....

-Ne zaman geldin? Fark etmedim, dalmışım.

-Gülleri yine budamamışlar anne. Her defasında söylüyorum, ama dinlemiyorlar. Lütfen, ciddi bir şekilde uyar onları, çimler de biçilmemiş.

-Nilüferler açtı, gördün mü? Dayanamadılar temmuz sıcağına.

- Arabamı almadım, vapurla geldim. Ter içinde kalmışım. Bahçeye girer girmez, ilk onları fark ettim. Suyun içinde yüzen bedenlerinden ayrılan, kalp şeklindeki yapraklar üzerinden nasıl arsızca, beyaz beyaz açmışlar. İnsan, bu sıcak günde onların yerinde olmak istiyor. Havuzun kenarına ektiğin mineleri de fark etmediğimi sanma.

-Onları ekeli epey oldu. Gül bahçesine dikilen beyaz gallias ta açtı. Her şey yolunda mı?

- Evet... Geçen hafta sonu şehir dışındaydım. Bu aralar çok yoğunum, seni ihmal ettiğimi düşünmüyorsun değil mi?

.....

Boğaziçi'ne bakan bir pencerede iki karartı görünüyordu; bir oğul, annesinin omuzları arkasından İstanbul'a doğru bakıyordu. Büyük bir şilep, ağır ağır süzülerek önlerinden geçti.

-Akşam yemeğini bahçeye hazırlasınlar. Musakka ve pilav var. Aç mısın?

- Henüz değil.

Uzun bir sessizlik oldu, kadın masaya doğru baktı.

.....

-Kurguyu oluşturabildin mi?

-Zor olacak... Epeydir uğraşıyorum. Ateş söndü, Leandra yolunu bulamadı.

-Nasıl?

-Efsaneyi biliyorsun değil mi? Kız Kulesi efsanelerinin birinde; Leandra isimli bir delikanlı, genç ve güzel bir kıza aşık olur. İki sevgili Kız Kulesi'nin bulunduğu adada buluşurlar. Leandra sevgilisiyle buluşmak için, her gece karşı kıyıdan yüzerek buraya gelir. Sevgilisi Leandra'ya yol göstermek üzere kayalıkların üstünde ateş yakar. Bir fırtınalı gecede genç kızın yaktığı ateş söner, Leandra yolunu bulamaz. Boğazın serin ve karanlık sularında kaybolup gider. Leandra'nın ölümüne dayanamayan sevgilisi de intihar eder. Ardından buraya, tüm geçenlere yol göstermek için büyük bir fener yapılır.

-Kitabındaki rolü nedir?

-Şu an bulunduğum yeri tasvir ediyorum; -yaşamımın bulunduğu noktayı-. Bir tarafımda Kız Kulesi bana bakıyor, bir tarafımda Galata... Kız Kulesi ve Galata'nın aşklarını yazıyorum, asırlardır bakışmalarını ve öylece yapayalnızlıklarını.

-Bedri Rahmi ne diyordu;

'İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi'nin aklı olsa
Galata Kulesi'ne varır
Bir sürü çocukları olur.'

-Evet... Bu hiç gerçekleşemeyecek.

-Bir daha neden evlenmedin anne?

-Hadi, aşağıya inip, sofrayı birlikte hazırlayalım.

-Bu sefer yanıtlasan? Neden anne? Küçüktüm, anımsıyorum; arabanın arkasına oturturdun beni, yanımızdan geçen araçların şoförleri sana bakardı. Çok kıskanırdım. Bir gün sana şöyle demiştim; 'En şanslıları benim, güzele bakmak sevaptır ama, o sevabı en çok ben işliyorum. Onlar bir an bakıyor, bense hep.' . Çok gülmüştün. 'Bana böyle, böyle dedi' diye arkadaşlarına anlatıyordun, gülüyordunuz. Etrafında hep bir sürü insan olurdu. Ben mi engel oldum sana anne?

-Tam olarak değil. Küçüktün o zamanlar.

-Evet küçüktüm. Ama, sana söylemesem de hazırlıyordum kendimi. Neden, o denli koyu bir yalnızlığa ittin kendini? Büyüyünce sana kızmayacağımı biliyordun.

-Elli yıllık bir yaşamı, üç yüz sayfalık bir romanı anlatmamı istiyorsun benden.

-Peki... Başkaları gibi ben de kitabında okuyacağım her şeyi. Bir dönem kendimi suçlu hissettim bu konuda, artık yalnızlığında huzur bulduğunu biliyorum. İçim daha rahat şimdi... Acıkmaya başladım, hadi inelim aşağıya. Kapının önünde seni bekleyen bir sürpriz var; ada yasemini istiyordun, sonunda buldum. Öyle güzel kokuyor ki. Hava serinleyince ekelim. Tutar değil mi?

.....

Gece olmuş, ortalıktan el ayak çekilmişti. İstanbul ışıl ışıldı. Pencerelerden yayılan ışıklar, karanlık sularla dans etmeye başlamıştı.

Kadın masasının başındaydı yine... Önündeki karışmış kâğıtlara göz gezdirdi. Bir yaprağı eline alıp, ayağa kalktı. Pencerenin önüne yaklaştı. Bir Kız Kulesi'ne baktı, bir Galata'ya... Kız Kulesi yine cilveli dalgalar üzerindeydi. Galata ise, altmış metrelik yüksekliğindeki, heybetli, görkemli bedeniyle, yine tüm zamanlara kafa tutuyordu. Sanki İstanbul'un en eril sesiyle, tok bir şarkı mırıldanan beyefendi edasıyla, etrafına çapkın bakışlar fırlatıyordu.

Yeniden Kız Kulesi'ne baktı, kendinden olan nazlı dalgaların ortasında nasıl da huzurluydu.

O oraya aitti.

Yalnızlığa...

Oraya yakışıyordu.

Gülümsedi... Galata'ya söylendi; ' Bir de koca adam olacaksın, hala, cılız bir ışığın sana yol göstermesini bekliyorsun. Tıpkı Leandra gibi...'

.....



Adım; Kız Kulesi,
İstanbul'un en yalnızı.

Etrafımda yükselir dalgalar,
Üzerimden geçer martılar.

Soğuk bir gecedeyim,
Boğazın suları çok serin.

Üşüyorum,
Lodos işliyor ciğerime.

Leandra ışık ister,
İşaret bekler.

Gücüm yok, ateş yakamam.
Bul kendi yolunu!

Sen de bakma öyle Galata,
Çek üzerimden, şu, asırlık, çapkın bakışlarını.

Heybetli bedeninden utan,
Bir de koca adam olacaksın!

Hala, cılız bir ışığın
Yol göstermesini bekliyorsun.

Sana hiçbir zaman
'Gel' demeyeceğim.

Bilirsin,
Bazıları yalnızlığa aittir.

Onların tek sahibi;
Kendilerinin karanlık sularıdır.
 

 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-09-27 11:04:13 - Çoook güzell

Yazan Erol Başgezer
Merhaba Leyla , yazını ve şiirini de çok severek keyifle okudum. Ruhuna sağlık.

Sevgiler
Bağlantı

2006-09-25 18:26:12 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
Rebeka Behar / 18/03/2005 6.13.10

cok iyi: ilk ayraca dek olan, odanin ve esyalarin anlatildigi bolum.

iyi (ya da hos): galata ve kiz kulesine kisilikler atfedilmesi, kadinin yanlizliginin onlarin yapisinda ve mekan icindeki konumlarinda somut karsiliklar bulmasi.

kotu: yine diyaloglar. kahramanlarin eski yesilcam filmleri agziyla konusmaktan ne zaman vazgececekler?

gereksiz: araya serpistirilmis siirler ve alttaki "kartpostal". (ama kartpostalin icindeki siir hos.)

sevgiler.




Gülten / 18/03/2005 8.30.46

Günaydın...
Ben yazınızı beğenerek okudum.
Ne diyim çok hoş bir tad bıraktı.Yüreğinize ve kaleminize sağlık.
Sevgiler...




Zeycan Irmak / 18/03/2005 9.03.49

Leyla... gemici düğümlerini bilirsin.. ilmek üstüne ilmek... işte öyle düğüm üstüne düğümler var bu sıralar bende... uğraştıkça çözmeye, halatların kalınlığından pes ediyorum. Sonra bir bakmışım yine halatın başındayım, uğraşıyorum...

İşte bu sabah bir soluk ayrılıp halatın başından, daldım senin imgenin deryasına...

Çok teşekkür ederim... çok teşekkür ederim :) Ruhumda bir Leandra... ışık tutuyorsun... dilerim o ışık hiç sönmez... hiç sönmez...

Sonsuuuuzzz sevgimle......




Funda Güven / 18/03/2005 9.14.24

Harika bir yazıydı, her satırına bayıldım. Şiir de içime işledi gerçekten. Ellerine, güzel yüreğine sağlık.
Sevgiyle :)




Müfit Semih Baylan / 18/03/2005 10.57.04


dün Kız Kulesi´nde rastladım ona
ellerinde kocaman bir sızı
gözlerinde yalnızlığının
karanlık suları vardı
fırlatıp atmalıydı yalnızlığını denizlere
bağırdım ardı sıra
duymadı...

bugün Galata Kulesi´nde rastladım ona
içinde komacan boş bir meydan vardı
yüreğinin yankılarını yolladı
denizlere, havaya, suya her yere
ağlama dedim
duymadı
ağladı
...
..
.


Sevgili Leyla,

Şiirini okuyunca, şairliğine şöyle bir nazire yapayım dedim. Ama yine ağlattım seni, kusura bakma. Nedenini bilmiyorum, seni henüz tanımamış olmama rağmen, yani seni sadece başlıktaki fotoğraftan tanımış olmama rağmen, ağlamanın, göz yaşının, hıçkırığın sana çok yakıştığını düşünüyorum. Tabii bu üzülmek anlamında değil. Bir ritüel gibi mesela, şiirleşmiş, estetiği olan bir şey gibi... Bir piyano müziği gibi, kırmızı bir şey bu...

Çok güzel, gerçekten...

Sözü edilen üç yüz sayfalık kitap aslında simgesel bir şey burada...Sekiz yüz sayfa da olabilirdi kitap çünkü yaşamdan yakaladıklarını oğlu için biriktiren bir annenin biriktirdikleriydi, öyle değil mi?

Son zamanlarda okuduğum en güzel denemendi. Kutluyorum seni sevgili Leyla, daha ne diyeyim bilmiyorum ki. Her sözcüğün içime işledi gerçekten, imgesel dünyamda yeni ufuklar açtın ve bana, bu koca adama hayatla ilgili yeni şeyler öğrettin inan!

Senden yeni şeyler öğrenmenin tadı ise çok güzel, çok ayrıcalıklı...

Anlatılamayacak derecede!

Eline, yüreğine, düşlerine sağlık...

Yeniden yazacağım herhalde ilerleyen saatlerde sevgili Leyla..


Sevgilerimle
Müfit





Kutay / 18/03/2005 11.00.37

artık cuma sabahlarını sabırsızlıkla bekliyor, iple çekiyorum..
ilk fırsatta KM yi açıp doğrudan senin yazına geçiyorum.. her hafta bir öncekinden çok farklı duygu, kişilikler ve tasvirlerle güzel tatlar bırakan bir yazı ile karşılaşıyorum.. bu günkü yazın gibi.. çok hoş bir deneme olmuş.. yazının sonundaki güzel şiirinle sadece nesir değil nazımda da varım diyorsun.. (aslında düz yazıların da şiir gibi. Bir şiirsellik var tümünde)kutlarım.. yüreğine sağlık ve teşekkür ederim N.N. Varolasın....




Kamile / 18/03/2005 11.22.28

Merhaba,
Çok sevdim"KIZ KULESİ'NDEN GALATA'YA ASIRLIK YALNIZLIKLAR"ı.Sanki yine Harem'de inmişim.Yine bir akşam üstü.Bu kez yalnız değilim. Başka bir kadınla birlikte bakıyoruz kız kulesine."Lodos çıkmış; lacivert dalgaları beyaz köpüklerle kabartmaya başlamıştı. Kadın, dalgaların Kız Kulesi'ne doğru yükselişlerini izledi. Bir martı, kanatlarını sabitleyip, aşağıya doğru süzüldü, beyaz köpüklerin arasında rengi kayboldu, görünmez oldu. Az sonra, kadının baktığı pencerenin önünden göğe doğru yükseldi." Kız kulesi yine düşlere yol gösteriyor.Bir kadın "yaşamının bulunduğu noktayı"anlatıyor.Sadece dış mekanını değil,iç mekanını,yüreğini anlatıyor.
"-Şu an bulunduğum yeri tasvir ediyorum; -yaşamımın bulunduğu noktayı-. Bir tarafımda Kız Kulesi bana bakıyor, bir tarafımda Galata... Kız Kulesi ve Galata'nın aşklarını yazıyorum, asırlardır bakışmalarını ve öylece yapayalnızlıklarını." Hero ile Leandros bu kez kadının düşlerinde buluşuyorlar, bugüne kadar ulaşarak,ölümsüz kılıyorlar aşkı."Gülümsedi... Galata'ya söylendi; 'Bir de koca adam olacaksın, hala, cılız bir ışığın sana yol göstermesini bekliyorsun. Tıpkı Leandra gibi...' "Tam burada konuşmaya başlıyoruz sizinle.Cılız mıydı diyorum,Hero'nun ateşi?Sevda ile tutuşmuştu oysa.Söndüyse diyorsanız,cılızdı.Ama dalgalar diyorum,ama rüzgarlar diyorum.Ya onlar söndürdüyse?Bir başka kız kulesi efsanesi anlatıyorum size.Yılanlı olanını.Hani kralın birine çok sevdiği kızının onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokulup öldürüleceği söylendiğinde,kız kulesinde saklar ya kızını.Yılan yine de gelir üzüm sepetinin içinde, hatta demir tabutta bile iki delik açar, ölümde bile bırakmaz kızın peşini.Kaderden kaçılmaz diyorum.Sonra bir şiirde buluşuyoruz."Bilirsin,bazıları yalnızlığa aittir"diyen.Kendi dizelerimi okuyorum.
"Çığlık çığlığa bir sesim yoktu benim
Ben bu yüzden martıların en çok sesini sevdim
Ben o sesi yüreğim gibi sevdim."

Teşekkürler,bu güzel öykü için.Galiba kadın aşkların,yalnızlıkların ve İstanbul'un romanını yazacak.Kız kulesi ve galata kulesini dillendirecek yine,kendi düşleriyle birlikte düşlerimize katacak.Şimdilik küçük bir armağan sundu bize.
Yine kelimelerle resimler çizmiş."Ayakları oymalı, küçük ahşap yazı masası üzerine eğilmiş bir kadın; önündeki kağıtlara bir şeyler yazıyordu. Bu epey sürdü.

Boğazın suları üzerine eliböğründeli çıkma ile uzanmış, genişçe bir odaydı burası; aşı boyalı ahşap yalının ortasındaki, en büyük oda... Her iki yanından ipek perdeler sarkmış, giyotin pencerelerden içeriye giren güneş ışınları; tavan süslemelerinden yansıyıp, odanın içine dağılıyordu. Tüm bu aydınlığa rağmen, kadının masasını; gaz lambası içine gizlenmiş minik bir ampul aydınlatıyordu. Epey zamandır yanmadığı belli olan bir çini soba ise, odanın bir köşesinde yaz uykusuna yatmıştı."Eli böğründe çıkmalar,giyotin pencereler,yaz uykusuna dalmış çini soba.
Çok leylaca,çok güzel.
Bir de minik dedikodu size.Sıfırcı Kamile bile 10 vermiş bu öyküye."Mükemmel" az bulunur der Kamile,bu yüzden "çok güzel"i kullanır bunun yerine.Ama bu kez mükemmel demiş,o bir numara da dostluk içindi demiş.Benden duymuş olmayın:))
Sevgi ve selamlarımla.Çok teşekkürler...Günseli Şahin





Halil Taşkın / 18/03/2005 11.38.30

Merhaba Leyla Hanım, Yine akıcı bir üslup tebrikler.
Efsanede ne kadar can alıcı(can almış aslında hem de iki tane) bir sevda var değil mi? Aşk denilen esrar(belki bazıları için esrarengiz değildir, belki) anlatılabilir mi ? Hiç sanmıyorum. Sadece yaşanır. İşte yaşanmışlığı kabul edilen bir efsanenin farklı ifadesi. Aşkın kendisinin ne olduğu değil.
İsmini efsaneden alan kızkulesi, aynı duyguları yaşadığını asırlardır gizlemektedir( onu görenler bunun farkında olsa da). Bunu, yalnızlığı ve üşümesinden şikayetçi olmasından anlıyoruz. Yani bunları ancak ona bir arkadaşı(aşığı) verebilir. Gel demeyeceğim, aslında gel demek değil mi? Ya şu galatakulesinin arasıra bakmasına ne demeli ?
Diğer taraftan, kızkulesinin gençliğinde, ayakları yere basmadı mı yoksa? Nazlandı mı ? Galata da heybetinden mi çürümeye terk etti kendini ? Bu asırlarca anlaşılmayacak belki.
Farklı birşekilde de bakabiliriz bu sevdaya aslında. Bedri Rahmi kızcağızı suçlamış. Asırlar sonra nazlı kızımız, buna son vermeye karar vermiş. O heybetli bakışlara ve gittikçe artan sözlere dayanamamış, galatakulesine varmış. Şairin dediği gibi bir sürü de çocukları olmuş. Kendilerine hayrı olacak mı bu zamane evlatlarının o bilinmez. Çünkü; yapıları, anlayışları, yaşam tarzları çok farklı, kuşak çatışması var sanki. Umarız atalarını huzur evlerine, sokaklara veya yalnızlıklara terk etmezler. Onlar da habire çoğalıyorlar. Şu bizim gökdelenler yani !
(Leyla Hanım şu bakışları fırlatmasanız diyorum, belki hattim değil ama.)
Sonuçta; Aşkın kudretini, kulelerde ve yazar kadının bunlara kendini adapte etmesinde görüyoruz. Sevgilerle.




Halil Taşkın / 18/03/2005 11.43.38

Bakış fırlatmayı farklı ifade ederseniz daha uygun olur gibi sanki(dediğim gibi hattim değil ama ...)
Şiir kompozisyonu o kadar harika olmuş ki... Gerçekten tebrik ederim.




Deryaizbul / 18/03/2005 11.45.44

Prens Adaları'nın en doğusunda adını kimselerin bilmediği küçük bir ada vardır. Eskiler ona "Leandros" derler. Yeniler; "Balıkçı Adası".

Ne düşündüm biliyor musun?
Leandra yüzmüş olmalı fırtınada. Ve işte bu adaya çıkmış olmalı. Hadi sevgilisini de efsanelerin iyi kalpli balıkçıları kurtarıp bu adaya getirsinler.
Sonra da istermisin iki sevgilinin ömürlerinin sonuna kadar tek derdi Galata'yla Kız Kulesi'nin kavuşamaması olsun?

Eline sağlık.

Gülşah da çok hoş bir hikayeydi. Ama sonunda Gülşah'ı biraz daha fazla tanıyabilmeyi istedim.

Sevgiler, iyi çalışmalar.




Guendalina / 18/03/2005 11.54.58

Leylacıgım, o kadar icten ki yazın.. Zaten oraları ozledim ve duyguların duygularıma oyle paralel ki.. bana cok yakın ve sıcak geldi.. Bu arada ne hos ki dostlar yapıcı elestirilerini esirgememisler sagolsunlar varolsunlar.. İyi ki hepimiz burdayız .. Bir rica; martılara de ki; Gulendam sizi cook ozlemis. Yakınlarda bir zaman gelip yine Kızkulesinin rıhtımından size ekmek parcaları atacak, cıglıklarınızı dinleyecekmiş.. Belki de Leyla da katılırmışmışşş..
Sevgiler




Bilgeninelkitabi / 18/03/2005 13.24.25

SevgiLi L.AyyıLdız....

yazınız bildik hikayeyi başka bir yönden almış...
bir anne ve çocuk... çocuk hayata bağlamaya çalışırken anneyi, anne içindeki özlemi Galata Kulesi ile özdeştirmiş ve bu son satırda net olarak ortaya çıkmış...

teknik taktik hatalar varmıdır o kadarını bilemem, çokta enterese etmez beni bu yazının içeriğinde, ama son satıra geldiğimde asıl bombanın patladığını gördüm...

''Galata'ya söylendi; 'Bir de koca adam olacaksın, hala, cılız bir ışığın sana yol göstermesini bekliyorsun. Tıpkı Leandra gibi...''

yani aslında Kız tarafının bir suçu yok bütün suç Galata denilen o betonda... duruyor öylece...

Kız ve Galata KuLelerinin tasviri güzel yazdığınız son şiir de öylee.. R.Behar' ın aksine araya kattığınız şiirler özellikle B.Rahmi'nin şiiri konuya daha bir özellik katmış... fikri başkaları vermiş olabilir ama belkide çıkış noktanız o bence çok şık oLmuş... çok sakin ve dingin bir yazı.. içi mesajlarla dolu...

verdiğiniz emek ve paylaşımınız için teşekkür ederim...

selamlarım..





Bonjuree / 18/03/2005 14.35.00

Gece olmuş, ortalıktan el ayak çekilmişti. Mersin ışıl ışıldı. Pencerelerden yayılan ışıklar, karanlık sularla dans etmeye başlamıştı.

Adam masasının başındaydı yine... Önündeki karışmış kâğıtlara göz gezdirdi. Bir yaprağı eline alıp, ayağa kalktı. Pencerenin önüne yaklaştı. Bir Kız Kalesi'ne baktı, bir Kıbrıs'a... Kız Kalesi yine cilveli dalgalar üzerindeydi. Kıbrıs ise, heybetli, görkemli bedeniyle, yine tüm zamanlara kafa tutuyordu. Sanki Mersin'in en eril sesiyle, tok bir şarkı mırıldanan beyefendi edasıyla, etrafına çapkın bakışlar fırlatıyordu.

Adam yeniden Kız Kalesi'ne baktı, kendinden olan nazlı dalgaların ortasında nasıl da huzurluydu.

O oraya aitti.

Yalnızlığa...

Oraya yakışıyordu.


Gülümsedi...Gülümsedi...Gülümsedi...



[yaşatmayı başardığınız her dakika için özel bir teşekkür.elinize sağlık ;) ]





Bilgeninelkitabi / 18/03/2005 15.15.26


benim evin hemen önünde bir elektirik direği var...
çöp kamyonu çarpmış aynı çöp kamyonunun arkasındaki o çıkıntılı şekli almıştır direk...

eğridir kamyonun vurduğu yerden...

haftada üç gün gelir ona vuran kamyon, bakıştıklarını tüm Kulelere, kalelere ve Kıbrısa nazire ederlercesine o çarpışma anında seviştiklerini anlatır dururlar birbirlerine...
önceki sene birde küçük demir gibi bir direkleri oldu.. karşı ya yeni yapılan bir bina için hat çekildi ana direkten al dediler buda kamyonun sana hediyesi...

kamyon ona dokunduğunu belli etmek için sesler çıkartır.. elektrik direğide buna cevap verir tepesinde küçük kıvılcımlarla...

işte o anlarda korkarım ateş saracak diye direği, kamyonu ve evi...


bir denemek istedim Ritüel i ...
beceremedim...
zaten sevmedim de bu işi.... !!!!!!






Bonjuree / 18/03/2005 15.22.16

:))




Kamile / 18/03/2005 18.39.08

Çizerek yazan Leyla Ayyıldız'ın Kız Kulesinin o
bildik öyküsünü ,kendi hayal ve düşlerini de katarak pek
hoş anlatabileceğini hissetmek ve "Kız Kulesi'ni yazar mısınız bir gün?"demekti bütün yaptığım.Asıl ben teşekkür etmeliyim.Hayatımıza kattıklarınız için.Kız Kulesi ve Galata Kulesi şimdi çok daha güzel benim için.Günseli Şahin





Halil Taşkın / 18/03/2005 19.52.42

Daha önce kullandığınız için hatırlatma ihtiyacı duydum.Af edersin. Zamanınızı almak istemezdim.






Metin Öz / 18/03/2005 22.08.32

İy i akşamlar …………………yazın çok güzel…….hayatın insanlara getirip bıraktıklarını yazarak çok iyi anlatıyorsun bu anlatım güçüne hayranım hayatımda bu türlü yazılan kitapları her zaman bir çırpıda okudum…….bekliyorum..(15 yıl çok uzun biraz kısaltamazımsın?)
İki hafta önce bir cumartesi gecesinde yabancı grupla kız kulesindeydim ben oradan galata ya baktım evet heybetli duruyordu ama bir ara ışıkları söndü silindi İstanbulun süliyetinden yanımdakiler galata kulesini sorunca yerini bulamadım heybetinden hiçbir şey kalmadı ama ondan çok sonraları yapılan kız kulesi şımarık köpüklü dalgaların ortasında feneri ile güneş gibi ışıl ışıl parlıyordu belki yüzler yıl parlayacak yine şımarık köpüklü dalgaların ortasında ..ya galata gündüz kalabalığın ortasında ben asırların yalnızlığı ile buradayım demeye çalışan gece dışardan kendisine tutulan birkaç ışıkla karşısında bulunan kız kulesine kendisini bile aydınlatamayan ışığı ile ben buradayım demek istiyor ama kız kulesinin feneri ışığı o kadar çok göz kamaştırıyor ki galata yalnızlığına gömülüyor .koşmak istiyor yaşlı bedeni ve yılların bıraktıkları ağırlıklar bırakmıyor .esen lodosla seslenmek istiyor ama kız kulesi şımarık dalgaların,boğazdan geçen gemilerin düdük seslerinden duyamıyor yada kulak vermiyor. Belki uzaktaki kıyı onu korkutuyor duymak istemiyor…..galata uzaktan yumuşak hatları ile uysal insan gibi karşı kıyıya yanaşmış keskin köşeli ve kırık hatlı kız kulesini seyrediyor (kabahat mimarında) her zaman. hayat bu aradan geçer yaşam bir nehir gibi her kez bir kıyıya.
O gece bende böyle gördüm kız kulesi ile galata kulesini .........................sevgi ile kal





Kurtis / 19/03/2005 0.04.56

On bes yil arka pencereden yazdigin kuleleri seyreden bir kadin daha var biryerlerde. Bazen hircin bazen sakin hep icinden soylendigi yerde.
Kurtis




Şeref Oğuz / 19/03/2005 6.56.40

şiir çok hoşuma gitti..
bu arada orhan veli'nin aktarılan mısralarını, şekip ayhan'ın bestesiyle bir kez dinlemenizi öneriyorum.
yazıya gelince, eline sağlık Leyla.. :) Bir gün Galata'ya çıkıp, oradan Kız Kulesi'ne bakmayı deneyeceğim. Tabii ki millenyum haliyle Kız Kules'inin trendy makyajını silerek.. Zira eski Kız Kulesi değil artık. Yine de Galata'nın bakışı ilginç olabilir:)




Seda Demirel / 20/03/2005 11.20.56

leylaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.............
ay içim sıkıldı :))))
kabus gibi...
NOT:zihnin içinde dışarıdan gelip konulmayan hiç bir şey bulunmaz... zihnin kendisi hariç... yaz sen bunları, yaz... sonra da evde-kızkulesinde-arabada vs vs vs kurtlan...
(çok hoş olmuş ama onu pas geçiyorum)




Cemal Atasoy / 20/03/2005 12.56.34

Bir adım öne çıktığın için ( ki cesaret işi ) teşekkürler :)
sevgilerim ile




Barut / 20/03/2005 22.24.50

Çok güzel bir romanın başlangıcı gibi bu.. Umarım bu romanı tamamlarsın.. Şiir de harika.. Canımın çok sıkkın olduğu bir zamanda bu yazıyı ve bundan önce yazdıgın 3 yazıyı birden okumak ferahlık verdi.. Kalemine sağlık.. Bende, yazman için bir konu önereceğim sana..






........


''Kız Kulesi'nden Galata'ya Asırlık Yalnızlıklar'' isimli şiiri 97.90 Meltem Radyo'da ''Düş Sokağı'' isimli programında okuyan Kadir Çaça'ya teşekkürler.









Antoloji'ye Eklenen Yorumlar / 21/03/2005 20.47.39

Sayın Leyla Hanım..şiirlerinizi okudum okadar güzeller kii..Yüreğinize sağlık.Sizi grubuma davet etmek istiyorum.İstediğiniz zaman gelin kapım size her zaman açık.Sevgiler saygılar......... Deniz Benzer - ant.

Çok değişik ve güzel ...Yalnızlık hissi her zaman hüzünle eş değerdir...Tebrikler Sevgi Damlaları...... Gülen ayva ağlayan nar - ant.

güzel bir çalışma tebrik ederim sn. Ayyıldız.... Tiyatrokare - ant.

Yazının tamamını okudum. Güzel, hoş, akıcı ve gelgitli. Aynur Aydın



Düzenleyen leylaayyildiz gün: 27/9/2006 saat: 02:25
Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım