25/9/2006 - OBEN ve ZAMAN |
Büyük salonun tüm koltukları tıklım tıklım doluydu. Mekanın üzerini kaplayan şeffaf örtünün gözeneklerinden temiz hava içeriye giriyordu. Gün ışığı olduğu gibi salonu aydınlatmıştı. Sadece arsız rüzgar içeridekilerin saçlarını dağıtmasın, edepsiz yağmur da oturanları ıslatmasın diye içeri alınmamıştı.
Salondakiler birbiriyle selamlaşıyor, hal hatır soruyordu. Kapının açılmasıyla mırıltılar azaldı. Bakışlar içeriye giren yaşlı adama yöneldi.
(Adam mı?... Arka sıralarda oturan bir kadın, elindeki kağıdın üzerine ak saçlı, kısa boylu, sevimli bir ihtiyar resmi çizmişti. Ermiş düş kahramanlarının çoğunun erkek olduğunu anımsayarak değişiklik yapmak istedi, adamın saçlarının çizgi uçlarından tutup, aşağıya doğru uzattı, yüzüne bir iki yumuşak çizgi ilave edip, kadın olarak değiştirdi, çizmeye devam etti.)
Tüm bakışlar içeriye giren yaşlı kadına yöneldi. Ak saçlı, sevimli ihtiyara...
Kadın toplananları başıyla selamlayarak, salonun kenarındaki yükseltilmiş platforma çıktı. Gülümseyerek koltuğuna oturdu. Konuşmasına başlamadan önce sessizliğin sağlanması için misafirlere süre vermek adına, masanın üzerindeki bardaktan bir yudum su içti, gözlüklerini çıkarıp, camlarını sildi. Az sonra herkes pür dikkat onun konuşmasını bekliyordu.
''Merhabalar,
Yine çok önemli bir günde bir araya geldik. Bizleri, özellikle Oben'i yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyorum. Bana verdiğiniz bu sözcülük görevini elimden geldiğince adil bir biçimde yürütmeye çalışacağım. Biliyorsunuz, ben bir öncü ya da lider değil, sadece sözcünüzüm. İçinizdeki en yaşlı insan olmam sebebiyle bu sıfat bana layık görüldü. Oben, burada mısın?''
Ön sıralardan biri ayağa kalktı, 'Buradayım' diyerek kalabalığı selamladı.
(Elinde kağıt olan kadın, hafifçe doğrularak Oben'i görmeye çalıştı. Koltuğunu Oben'i daha rahat görebileceği bir açıya yerleştirdi. Profilden Oben'i çizmeye başladı. Sarı dalgalı saçlı, yakışıklı bir adamdı Oben. Orta yaşlıydı. Gözlerinin altı hafif torbalanmaya başlasa da bu hatlar ona manalı bir olgunluk veriyordu. Kadın, Oben'in yüzünü kağıda aktardı, gözlerini çizdikten sonra parmağıyla kağıda dokunup, karakalem izlerini dağıttı. Heyecan yansıtan ışıltıları gözlerine yerleştirdi. Dudaklarının kenarına da bir iki kaygı çizgisi ekleyip, Oben'i tamamladı.)
'' Selam Oben... Bugün senin için buradayız... Sevgili dostlarım, biliyorsunuz ki; çok, çok uzun yıllardır aranızdayım, hepimiz için buna benzer törenler defalarca düzenlendi. Bugün ise Oben'in konuğuyuz. Onun neler hissettiğini çok iyi biliyoruz. Ben de kendi adıma verilecek kararı her defasında benzer sabırsızlıkla bekledim. Heyecanını paylaşıyoruz Oben. Hakkında en hayırlısı her ne ise, o olsun.
Oben, salona bir daha bak. Burada bulunan çoğu insan tanıdığın değil mi? Buraya toplanan herkes senin son on yıllık yaşamını paylaştığın insanlar... Kimi ailen, kimi akrabaların, kimi iş arkadaşların, kimi komşuların... Hatta her gün alış veriş yaptığın marketteki kasiyer kızdan tut ta, kapını çalan postacı bile burada... Tramvay yolculuğun sırasında dirseğinin dokunduğu, yan yana yolculuk yaptığın, yüzünü bile anımsamadığın herhangi biri de burada. Bu insanların her biriyle, son on yılda yaşamlarınız bir şekilde kesişti.
Bugün, bu salonda, bu insanlar senin için bir karar alacaklar. Bunu sen de biliyordun, son on yılını bunun bilinciyle yaşadın.
Gezegenimizde masum çocukluğun tamamlandığı andan itibaren, yaşam yılları onar yıllık dilimlere ayrılır. Her on yılın sonunda bu salonda, aramızdaki en büyüğün sözcülüğü ile toplanırız. Ve o gün, sırası gelen kişinin on yıllık yaşam muhasebesi burada yapılır, geleceği tayin edilir. Bu sefer sıra sende...
Biliyorsun, sahip çıkılası cennet bir gezegende yaşıyoruz. Bu gezegeni paylaşan her canlıya karşı sorumlu olduğumuz çocukluğumuzdan itibaren bize öğretildi. Bunun bilinciyle yaşadık. Yaşamlarımızı ve gezegenimizi cennet ya da cehenneme çevirme şansı bizlerin elinde. Senin, benim, buraya ait olan herkesin...
Oben, biliyorsun ki hepimiz kendi ektiğimiz tohumların başaklarını biçiyoruz. Kardeşçe paylaşılması gereken bir yaşam sunuldu bize. Bu yaşamın cennete dönüştürülebilmesi için gerekli bilgiler ve duygular çocukluğumuzdan itibaren verilmeye başlandı. Sevmeliydik; bize sunulan yaşamı ve bu cennet dünyamızı sevmeliydik. Adil olmalıydık, dürüst ve ahlaklı olmalıydık. Örnek, iyi insan olmalıydık. Bu dünya üzerinde 'iyi ki var' olmalıydık. Varlığımızın anlamı olmalıydı.
Az sonra burada toplanan bütün bu topluluk, senin adına bir karar verecek. Önemli bir karar. Onların arasında ne kadar yer ettiğinin hesabı az sonra yapılacak.
Burada bulunan, yaşamının kesiştiği her insan sana kendi yaşamından bir parça sunacak. Onlar, senin daha ne kadar yaşaman gerektiğini belirleyecekler. Onların arasında daha kaç vakit bulunacağın bu toplantıda kararlaştırılacak. Senin varlığın değerlendirilecek. Bu insanlar sana yaşamlarından hediye sunarak, senin yaşam süreni belirleyecekler. İşte bugün, bunun için buradayız.
Gezegenimizdeki düzeni biliyorsun. Ait olduğu bu düzene değer katanlara, tüm diğerleri değer katarlar. Birazdan ailen, dostların, arkadaşların, komşuların, burada bulunan herkes kendi ömründen bir miktar süreyi senin yaşam sürene ekleyecek, ya da eklemeyecek. Örneğin eşin, yani hayat arkadaşın kendi yaşamından sana bir süre hediye edecek, bu iki yıl olabilir, beş yıl, beş saat, ya da hiç...
Buradaki herkes biliyor ki, senin yaşamın için hediye edecekleri süre, kendi yaşamlarından kesilecek.
Karın Alara'nın kendi ömründen sana kaç yıl hediye edeceğini sen de bilmiyorsun. Kardeşlerinin, iş arkadaşlarının da öyle... Kapını çalan postacı belki ona gülümsediğin için, az sonra kendi hayatından beş saniyesini sana hediye edecek. Sana sunmaya karar verdikleri zamanlarını fanusunun içine bırakacaklar...
Sevgili Oben, buna hazırlıklı olduğunu biliyoruz. Bu gezegende yaşayan aklı selim olan herkes, bir diğerinin yaşam süresiyle yaşamaktadır.
Kimlere ödül verilir Oben? Asık suratlılara mı? Hatır bilmezlere mi? Sorumsuzlara mı? Kolaycılara mı? Tembellere mi? Hırsızlara mı? Yalancılara mı? Düzenbazlara mı? Hilekarlara mı? İnsanları incitip, kırıp dökenlere mi? Katillere mi? İnsanlığa sunulan cenneti, cehenneme çevirenlere mi? Kimlere Oben? Böyle insanlara yaşamından birkaç dakika ver, deseler verir misin? Söyle, verir misin?
Çoğalmak için buradayız Oben. Biliyorsun ben tam 1850 yaşındayım. 1850 yıldır bu salonda defalarca bulundum. Bazen şeref konuğu olarak, bazen de tanıdıklarıma yaşamımdan zaman hediye etmek için geldim. Gördüm ki, verdikçe çoğalttım ve çoğaldım... Bugün en yaşlınız benim. Biliyorum ki dürüstlüğümden, insanlığımdan ödün verdiğim zaman, gelecek toplantıda eksileceğim. Başkaları bana yaşam sürelerinden ilave etmeyecekler.
Hep adil olmaya çalıştım Oben. Yaşamayı seviyorum. Hem de çok seviyorum. Kaybedecek bir saniyem dahi yok aslında. Ama sık sık buraya geliyorum ve yaşamımın kesiştiği diğer insanlara kendi yaşam süremden hediye ediyorum. Oben, her gün bir başkası bana kaç saniyesini, saatini ya da yılını verecek diyerek, sorguyla yaşamıyorum. Yaşama bu denli asılmam; onu sevdiğimdendir. Çevremdeki tüm insanların yaşamına değer katıyor isem, onların yaşam sürelerinde yer almalıyım. Aynı şekilde onlar da benim hayatımda...
Evet Oben, şimdi sıra sende...
Tüm konukların az sonra fanusun yanına gelerek, içine diledikleri sürede yaşam bırakacaklar. Belki beş dakika, belki on yıl, belki bir saat... Evet, bu süreyi bırakanların belki bir miktar yaşam süreleri eksilecek. Ancak çoğalmak için hak edene sunmak gerekiyor. Tüm konuklarımızı sırayla fanusun yanına bekliyoruz. Oben için buraya gelir misiniz?'
.....
Oben'in gelecek yaşam süresi belirlendi. Buna tüm yakınları karar verdi. Hatta alışveriş yaptığı marketin kasiyer kızı... Hepsi Oben'in yaşamlarındaki anlamını belirlediler... Cennet dünyalarına sahip çıkmak adına bunu yapıyorlardı.
.....
Sıra, salonun arka tarafındaki resim yapan kadına gelmişti. Oben'in dostuydu, fanusa yöneldi. Fanusun içerisine yaşamından bir miktar zamanı ve elindeki kağıttan kopardığı bir parçayı bıraktı. Kağıtta şunlar yazıyordu:
'Yarattığına alternatif sunmak değil niyetim, yarattığın tüm düzeni olduğu gibi seviyorum. Zamanımla birlikte mesajımı sunmak için geldim.'
Kadın salondan dışarıya çıktı. Yürürken elindeki kağıtlara yeniden bakıp, çizdiği resimlere göz gezdirdi. Kağıtlardan birini evrak çantasına dayayıp, birkaç kelime daha ilave etti:
'Yazdıklarımı okumak için bana sunduğunuz zamana minnettarım.'
Leyla AYYILDIZ
|
| • Yorum yaz! |
2006-09-25 20:43:15 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Rebeka Behar / 25/02/2005 7.06.58
ne demek, hic muhim diil ... gorevimiz :)
(gezegenin gelenegi bana yom kippur gununu hatirlatti .... kadinin fanusa biraktigi mesaji pek cozemedim .... kullandigin isimler ve sondaki perspekif degisimi ile pek bir post-modern olmus .... keske teyze biraz daha az vaaz verseydi.)
Metin Öz / 25/02/2005 8.10.13
"İyi ki var"sın...............
Ak / 25/02/2005 8.10.42
Hayal gücüne hayran olmamak ne mümkün? Ellerine, yüreğine sağlık...
Ters Köşe / 25/02/2005 9.09.44
korktum yaw..
Müfit Semih Baylan / 25/02/2005 9.23.50
'Yazdıklarımı okumak için bana sunduğunuz zamana minnettarım"
Mavi Harfli Kız,
Tabii ki okuyacağız, asıl ben minnettarım, asıl ben teşekkür ederim. Düş dünyamın post modern kapılarını bana zorlama olanağı verdiğin için. Beni düş dünyamda yeniden bir arayışa ittiğin için.
Yine kendini eksen yaparak içindeki "ben"i ayaklandırmışsın. Her zaman söylüyorum ya, tipik bir Leyla Ayyıldız yazısı yine...
Sevgiye yaslanarak yaşama sevincini ve yaşama tutunmanın kanıtını ortaya koymuşsun. Sevmenin ve sevebilmenin muhasebesini ortaya koymuşsun.
Bunu anlatırken dayandığın hayal ya da düş gücüne hayran olmamak mümkün mü? "Ne ekersen onu biçersin" öz deyişini bir sorgulama biçimi olarak, kalemi estetikle bezenmiş bir yazar üslubu ile, başka bir anlatımla, içindeki "ben" i ayaklandırıp bir gözlemci sıfatıyla, içine bir tutam edebi dil, meselâ üç tutam düş katarak bu kadar güzel anlatmışsın.
Yazın sanatımız adına mutluyum.
Oksijen sarısı uzun saçlarıyla, özgür ve dik başıyla ilerleyen bu mimar kıza dikkat edin. Geliyor, evet geliyor!
Çünkü ayak seslerini işitiyorum her cuma günü. Ben geliyorum diye...
O, her ne kadar "ben daha ufağım, küçücüğüm, daha emekliyorum ben, daha bir buçuk senedir yazıyorum " diyorsa da aldırmayın siz ona, mütevaziliğindendir. Alçak gönüllü oluşundandır. Bakınsanıza... Yazdıklarını okumamız için ona verdiğimiz zaman bile teşekkür ediyor. Alçak gönüllülüğün böylesi.
Daha ne denir bundan sonra?..
Sevgili Leyla´cım,
Sevgili kardeşim,
Yukarıda yazdıklarımın hiçbirini bir iltifat olarak, bir okurun yazarına övgü dolu mesajları olarak görme sakın.
Bu yazılan sözler, senin o inanılmaz yazma aşkın ve yine o müthiş yaşama sevincinin sonuna kadar hak ettiği sözlerdir.
Ülkemizdeki bu şair ve yazar bolluğunda yüreğimizi maviliklere açabilen, gelecek için umut vaaden böyle denemelere rastladığımda içimdeki adını koyamadığım, o her neyse işte o´nu kimse durduramıyor.
Kahve Molası´nda başlayan yazın çalışmaların, dilerim başka kulvarlarda, örneğin ciddi edebiyat dergilerinde de bir kar topu gibi giderek büyür.
Damaklarda bir Leyla Ayyıldız tadı bırakarak hem de...
(komacan) sevgimle............
Seninle aynı dili konuşan (komacan) dostun Müfit.....
Müfit Semih Baylan / 25/02/2005 9.31.01
Özür ve düzeltme:
Yukarıdaki yorumumun dokuzuncu parafrafının son satırı,
yanlış: zaman, doğru: zamana
düzeltir özür dilerim, Müfit.
Ters Köşe / 25/02/2005 9.41.20
Müfit KMD yi gayri ciddi mi buluyorsun diye biri sormadan bence o cümleni de düzeltiver.. sevgiler..
Zeycan Irmak / 25/02/2005 10.18.40
küçük prens tadı var bu yazıda... başka bi şi ler daha var tabii... leyla var, bakışları var, düşleri var, olmak istediği, olmasını dilediği bi dünya var... bende o gezegen de olmak istiyoruumm :( beni de götürür müsün? lütfeeennnn ;) komacan komacan sevgiler.... anla işte ;)
Loserwind / 25/02/2005 10.22.13
Öncelikle GÜLTEN DAYIOĞLU diyesim geldi birden :) Mo'nun gizemi... Harika olmuş leyla hanım hatta devamını merak eder bir hal aldım da diyebilirim...Arkasını yarın kısmını hatta tamamını mail atarsanız sevinirim. bahadirbenli@yahoo.com
Not: Karakter analizleri üzerine söyleyebileceğim tek şey...İnce ayrıntılar.
Mavideve / 25/02/2005 10.57.38
Sevgili Leyla (size böyle hitap etmeme izin verin lütfen)
Ben yazarlığı, dünyayı algılayış biçimini kendi özümsemeleriyle birleştirerek aktarma maarifeti olarak görüyorum. Bunu yapabilmenin yöntemlerini, bunu yaparken kullanılan araçları ve okuyucuyu (hele ki kısa öykülerde) bir nefeste okuma isteğine ve bu hızlı yolculukta binbir renge taşıyabilme becerisini kurgulamayı değerlendiriyorum. Böyle bakıldığında benim isteklerime karşılık veren bir bütün yakaladım bu günkü öyküde (belki de deneme demeliyim)... Ana fikri bulunmuş, ince detaylara girilmeden ana mekanlarda dolaştırılan ama espirileri, o mekanların aralıklarından atılan kısa bakışlarda yakalanan bir binayı gezer yada çizer gibi...
Evet bir önceki yorumuma verdiğiniz ince cevap için teşşekkür ederek söylüyorum. Ben de mimarım. Ve bunu hayatın bana tanıdığı bir ayrıcalık ve mutluluk olarak görüyorum. Sizinle daha çok paylaşabilmek için var ise ve uygunsa bir mail adresi verirseniz mutlu olurum.
Daha girift kurguları okumayı ümid ederek bu günlük hoşçakalın diyorum.
Gültekin / 25/02/2005 11.06.22
Yine Leyla tarzı güzel bir yazı. sağolasın...
Müfit Semih Baylan / 25/02/2005 11.10.01
Sevgili Mehtap,
Ben hiç öyle bir soruyu sorduracak bir şey yazmadım ki oraya. Eğer o cümlenin başına "en"i ifade edecek olan "daha" sözcüğünü kullansaydım yani "daha ciddi edebiyat dergileri..." deseydim haklıydınız
Hem KMD´yi ciddi bulmadığımı nereden çıkarıyorsunuz? Ne olur bana böyle haksızlık etmeyin.
Sizleri seviyorum....
Sevgilerimle
Emirsultan / 25/02/2005 13.08.06
Elline, yuregine saglik leylacigim. Gune senin yazina okuyarak basladim. tsk. ederim. yeni yazini okumak icin sabirsizlikla bekliyorum. ya ayyuni
Mete Kaynaroğlu / 25/02/2005 14.48.26
Yazıdaki dil'e hayran kaldım. Gerçek üstü düşsel bir anlatım; ancak bu dille okutabilir kendisini.
Yazının tamamındaki kurgu, yerini yazının sonucundaki objektifliğe bırakıyor. Birisine zaman ayırmanın sedece karşısındakinin "iyi insan" olmasına bağlı olmadığını yazının sonundaki son cümleyle ayırdına vardım.
Hala düşünüyorum... insanları "iyi insan" olmaları için zorlamamak gerekli... hele yaşamları için karar verecek cinsten... insanlar, insanlarla birlikte bir yaşamı oluşturuyorsa; yaşamı değiştirmek, "iyi" olmaları için yeterlidir.
Güzeldi... beğendim.
Saygılarımla..))
Bonjuree / 25/02/2005 16.35.29
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin? - evet
Rating: 12 Kahveci oy vermiş - +1=13
10 - Mükemmel- Oy Verin - +10Mükemmel
17 Yorum var. Yorum Yaz / Oku - okudum ve yazdım
Yazdırmak için tıklayınız - tık
(harikulade,elinize sağlık)
Eylül H.polat / 25/02/2005 17.20.19
Cok begendim Leyla... naif bir dilin var, ve akici sekilde okutuyor.. Yukarda söylenilen biseye bende katilacagim, yasli kadin daha az vaaz verseydi (cünkü ayni dusuncelerin tekrari var durmadan ) ve bir de fanus bölümü ayrintilanmis olsaydi senin tabirinle yemede yaninda yat olurdu... amanin uykum geldi :) (zzzZZzzz ) sevgilerimle...
Alper Kutay / 25/02/2005 17.32.39
Dergideki yazın gibi bu da çok güzel olmuş. Ama ben dergideki yazıda kaldım hala, yaşanmış bir olay olduğunu okuyunca aklıma buna benzer bir arkadaşımın yaşadığı olay geldi. Ya ben romantik bir adamım ağlatma beni bu kadar...
Not: Ayrıca hemşeri olduğumuzu da tanıtım yazından geçde olsa öğrenmiş oldum.
Kutay / 25/02/2005 20.13.55
çok güzel ......
Cemal Atasoy / 25/02/2005 20.31.15
Çok teşekkür ederim, çoook :)
Falcinur / 25/02/2005 21.36.37
değerli emeklerine teşekkürler sevgili Leyla. keyifle okudum.
Oğuzkan Bölükbaşı / 26/02/2005 9.19.24
keyif aldım, en güzeli de yorumlara sabırla yanıt vermeniz.
sevgiyle kalın
Parkanozturan / 26/02/2005 10.01.25
Tek tek bütün harfleri nasıl maviye boyuyorsun? Senin işinde zor. Yaşlılık işte... Ben nerden bakarsam bakayım, "siyah beyaz renkli türkçe" görüyorum. Yazıysa yazı işte. İyi de keşke kendin olsaydın.
Sevda Demirel / 26/02/2005 11.45.23
Sevgili Leyla Ayyıldız. Şebnem Ferah: Korkarak Yaşıyorsan. Dinleyin beğeneceğinize eminim.
Kurtis / 26/02/2005 13.55.32
Her zamanki gibi dolu dolu yazmissin Leyla konu cok derin
tesekkurler sana
Mutesabih - Celal Kılıç / 26/02/2005 17.01.54
Yakın bir geçmişte, çok ünlü bir feylosof’mu, ya da tıp doktoru mu, adını ve titrini tam hatırlatamayacağım, ama yaşlı olduğunu unutmayacağım bir batılı “Tanrıya artık inanıyorum, çünkü, insanın DNA’sında ki karmaşık yapının arkasında zeki bir ustayı artık kabul ediyorum.” Demişti. Mevzubahis zat, Tanrıyı görmemişti, ve kendi mantık kriterleriyle bir dönem kabul etmedi, sonra yine kendi mantık kriterleri açısından kabul etti. Aslında konum inanç gibi; kimilerinin gönlünü serdivan ettiği, kimilerinin ise (bazı hokkabazları temsil makamında zannedip, onları tanrının temsilcileri diye algıladığı için) irkildiği bir mevzuyu tartışmak değil, hem böyle alanlarda ve böyle sanal ortamlarda bu işin münazarasını yapmaktan da oldum olası nefret etmişimdir. Ama yazıdaki üslubun bana çağrışımları; inanç eksenli konular oldu. Sonra yazıyı yazanı hiç tanımamam (gerçek yaşamda) hasebiyle, onun fikri cereyanlarına ufak ipuçlarından nüveler şeklinde tecelliler kesrettim bu yazılanları. Ve yazanın kuru övgülerle geçiştirilecek mertebeyi aştığını, yazıyı; teknik, gramer ve kompoze bir terfi sürecinden sonra metafizik çağrışımları da kalemiyle pekala ebruli varsayımlara galebe çaldırabileceğini anlamış olduk. Zannediyorum, yazara; “gelecek adına güçlü bir kalem olabilirliğini mana keyfiyetinde tezahür edebiliyorum” demem haddimi aşmak olacak. Yok, bunların dışına çıkarak “ey yazar: sizin bulunduğunuz makamı tahayyül etmem olanak dışı, çünkü o mertebeleri hiç tatmadım” demem, halimi izhar olacak. Galiba en akil yol, yazarı sessiz sedasız takip etmek olacak…
Bilgeninelkitabi / 26/02/2005 18.33.32
MSB nin bir yazısında da bizi ''tebaa'' addederek ilgili şahsa ''biat'' etmeye çalışan şahis, nev-i şahsına münhassır Celal Kılıç beyefendi teşrif etmişler..
ne bu böyle her yanın vıcık vıcık.. yağ variline mi düştün Celal abi... bi üstünü başını değiş hele... ben bi çay koyayım da kendini bi toparla abi..
çay demlenene kadar bende yazı ile ilgili birşeyler yazayım...
aslında bu Celal abi şimdi benim kafamı karıştırdı yazdıkları ile iyimi.... acaba L.Ayyıldız Tanrısal bir gücümü anlatmaya çalışmış fantastik bir yazı okuyorum diyenlere.. yani kağıda asıl yazılı olan mesaj bumudur diye düşündüm şimdi.. eger öyle ise konuşmayı yapan 1850 yaşındaki ak saçlı sevimli ihtiyar kimdir... benim bildiğim ak sakallı şahısların, ööff iyice şişti başımm...
yemin ediyorum bundan sonra ilk sizin yazınızı okuyacağım.. sona kalınca illaki bi sorun çıkıyorr.. oysa bu öykü içeriği itibarı ile beni ciddi anlamda etkilemişti ama şimdi bu mütesabih mi dir nedir geldi yine aklım başka yere gitti...
neyse Tanrısal bir kuvvet yada fantastik bir ''ileri tarih düşü'' neyse ne işte cidden iyi olmuş... bu aralar sizdeki stil değişikliğinin farkındayım...
ya şimdi bi acaip oldum iyimii..sinir oldum yaa..
abi sen kalksana şurdan..!! batırdın zaten o koltuğu filan...
şimdi biri gelirse konaklayacak baska sandalyemiz yok .. zaten çayda bitmiş, çok içesin varsa bi koşu bakkala gidiver... cigarada al bana, iki ekmek bi de Cumhuriyet...
selamlarım..
Seda Demirel / 26/02/2005 19.11.02
tam La'lık bir yazı :) hatta ben bu yazıyı isimsiz okusam bunu yazsa yazsa Leyla yazar derdim. Sanırım deneye deneye sana en yakışanı ve en başarılı olduğunu buluyorsun güzelim ;) bu arada köşenden seslendiğim için kusura bakma ama mutesabıh'ın nihayet kimsenin salak olmadığını anlamasına sevindim. hasta ruhlu davranışlar bunlar palamentra, yapma annem, endişe ediyorum! sağlıkla, selametle...
Seda Demirel / 26/02/2005 21.01.43
leyla konuğun dönem dönem "davetsiz olduğu halde" benim yorum hanemi "saklı-gizli-acaip" nickler ile (IP saptanamayacağını sanma gafleti ile) ziyaret etmiş ve canımı da fazlaca sıkmıştır. senden ricam bir zahmet misafirinin yorum panomda bulunmamasını ya da başkalarının yorum panolarından aynı şekilde farklı nickler ile bana bulaşmamasını sağlamandır. benim için de çok ama çok önemli yazılar vardı ve "misafirin" benim tadımı çokça bozdu... sen madem bu denli "ısrarlısın" o zaman mesuliyet de senindir... yani celal-palamentra-mutesabıh vs vs vs her kim ise... şahsıma bir sonraki tavrından da otomatik seni sorumlu tutacağım. söylemedi deme lütfen. bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinden hoşlanmam. saygılar...
Sarana / 26/02/2005 21.55.28
Ohhhhh şükür Rabbime......
Leyla leyyylaaaaaaaa huuuuuu
Ben geldim mari adı sevda kadınımmmmmm
ayy ayyy çabuk tıkayın kapıları köpekler düştü peşçazıma ayy o kadar da severdim bu İT leri......
Gelmem sandın dı demi anacım bacım yok yok sandın haklısın baksana bir haftadır sankim gibi yorumların boyu taaaa fizanlara varmış anacım...
Anladımkine beni bekler çoluk çocukun uzatırlar lafı Dünyayı 80 gün devri alem çekerler...
Anlamış bacım inan kim anlamışım...
Akşam sordum du dedim yarın size ne yemek yapayım Bayramım aşkım....
Dedi; Dolma yap be güzelim çinçinim kabak dolması.. Gözüm kaysada baryamımın mazi olmuş saç diplarine, alındı kız bacım hemen anlar gözü çıkmayasıca...
Dedim Baryam ne var kuzucum allahımın aşkına küsük küsük bakarsın, benim gözümün önüne pazar sergisi açıldı sankiö beyan oldu gözüme dizi dizi kabaklar....
Hem malzeme düşünürüm ne eksik ne fazla buzdolapta...
Ah hatırladım kıyma yok yarın alırım dedim sabaaa bir olsun....
Oldu sabah koştum gittim kasap Remziye süledim ordan bana tartasın Remzi efendi huuu 500gr.cık 15 bilmem kaç YTL,CİKİN dana kıyması az yağlı görüsün göbecikler,imizi yeterince yağ bağlamış zatı Baryamla yarış halindeyiz....
Jokinge başlacaz az kaldı bahar romantik mevsim koşu bisiklet vs.ra Baryamla.....
Remzi efendi kıymayı hazır etti ödemişim Ytl mi seslendi peşçazımdan çin çin hanım huu şu paketide alırmısın sizin üst kattaki saliha hanım köpeğine kemik sipariş etmişti giderken götürüveriniz lütfen..
Lütfene hayır denir mi ? Hiç !
Asla denmez bizim Romanyada...
Aldım ay almaz olaydım, daha çıkarken kapıdan malumdur kasap önü demek kedi evi önü demektir bizim oralarda..
Kediler miyaww miyaww sanki kendimi sandım gene Tekirdanda...
Dedim pistin brewww..
Tekme atıyodumki sen yalnışlıkla yandaki manavın köpeği hoş hoş uyumuyormuymuş oracıkta , ben farketmeden kediye diyerekten basmışmıyım tekmeyi hoşhoşa it bu anacım HAWWWW diye al aklımı başımı çatlat ödçazımı ben topuklarsın benim ayaklarımı sırtçazıma vınnnn sandım kendimi tom ve jeri çizgi filimin içinde.....
Aman yarebbimcimmm tutmayınnn çünkü çıkım kıymetli ..
Zor aldım şimdi senin yazının köşebaşçazında solumu..
Bak bak görürmüsün nasıl solurum sanki hoşhoş ben oldum yok anacım olmaz böle bişi şikayet etçem belediyeye ne diye kovalarler elin çinçinini,
Ahh canım sana getirdim gelirken mor sümbüller seversin bilirim koyarsın vazocuna gelenlere kokar mutlu hollandalı olurlar kız anacım....
Dur azcık izin izin ver okuyum cahil kalmıyım ..
Leylam bir özgecandırım ne yazmış bakayım..
Aman brewwwww OOOOOOO Kız leylaaaa sen epey epey döktürmüşsün kız bacımmm..
Ay yakında değil şimdim bilem eline kimse cikler su dökemez düktürme anacım ne diye düküceklermişki..
musluklar akıyor sen yıka bildiğin gibi anacım..
ben sana tutarım peşkirini....
El losyonunuda sürersin ohh yakışır er bişicikler..
Leyla ben şimdi ne yazıcam yaaaa ?
Hani illada uydurmak için bu kadarda olmaz demi..
SUSTUM TIP!
Sabiha Rana
Seda Demirel / 26/02/2005 22.06.48
leyla sakın onun akl-ı selim olduğunu düşündüğünü söyleme, zira aynı şeyden bahsediyoruz ama "aramıZdaki tatsızlık" filan yok, SADECE BEN DEĞİL, KM nin yapı taşlarına-temellerine-savaş açtı o.. bir garip Don Kişot.. Dedim ya, aklı selim değil. bilgine kardeşim :)
Kamile / 27/02/2005 0.40.20
" Mistik bir hava var bu denememde, ulvi, yüce değerler ve erdeme yönelik öneriler içeriyor, hatta ‘iyi’nin yeryüzünde daha fazla olmasına yönelik bir düzen kurgulanmakta."
"İyi "söz konusu olduğunda birbirine hiç benzemez iki isim gelir aklıma.
Birisi "Nedir iyi ve nedir iyi olmayan,bunu söyleyecek birine ihtiyacımız var mı?"diye soran Nietzche.Diğeri "iyi adama bir iki soru soran Brecht.
"Anladık iyisin,
ama neden iyi?
Seni kimse satın alamaz,
eve düşen yıldırım
satın alınır mı ki?
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun,söylersin içindekini,
Ama içindeki ne?
Esirgemezsin gözünü budaktan,
Ama kime karşı?
Dolusun bilgelikle,
ama yararı kime?
gözetmezsin kendi çıkarını,
gözettiğin kiminki?
Dostluğuna diyecek yok,
ama dostların iyi mi?"
Şiirin son bölümüni yazmadım özellikle.Yazıldığı dönem ve koşullarda anlam taşıdığını ve aynı koşullarda evrensel olduğunu düşünerek.
Anlatım dilinizi çok sevdim.Ancak konu çok zor ve altından kalkamadığınızı düşündüm.Belki de çok erken bir paylaşım bu yazınız.Yazmadaki cesaretiniz ve korkusuzca yeni biçimler arayışınız ise övgüye değer.Selam ve sevgilerimle Leyla Ayyıldız.Kamile Turgay
Kaya / 27/02/2005 20.00.52
Yine çok güzel yazmışsın Leyla.. Teşekkürler.. Sevgiler..
Metin Öz / 27/02/2005 20.36.27
her günümün ,her saatinin , her dakkikasının ,30 SANİYESİ SENİN............................ 10 yıl sonra görüşürüz ..............
Halil Taşkın / 03/03/2005 15.52.19
Merhaba Leyla hanım, Oben de; Olağan toplantıda insanlar, içlerinden birinin ömrünü uzatmak için toplanmış bulunmaktalar, yani her insan birdiğerinden memnun ve sadece ömür vermek için bulunuyorlar, burada dengenin kurulması için aday kişiden memnun olmayaların da ömür alma hakkı olmalı değil mi? Dünyanın (pardon cennet gezegenin) tamamında hep iyi insanların olduğu düşüncesiyle hareket ediliyor ama kötüler de yoksa o zaman zaten cennet olmaz mı?). Rüzgar; Kasırga, fırtına, arsız olduğu gibi meltem olup saçları da okşayabilir. Yağmur; Fırtına, sağanak,sicim gibi, bardaktan boşanırcasına, edepsizce insanları ıslatması, ciselemesi, hissettirmeden ıslatıp bizleri ahmak duruma düşürürmesi, bazende gukkaşı oluşturup altından geçenlere ölümsüzlük vaad etmesi de olur. Ve daha çok ilave yapılabilir bunlara.Souçta kimilerine fayda kimilerine zarar verir.Bunlarda sanırım denge sağlama ve adil olmanın gereklerindendir. Ondan dolayı ömür verme bir ödül veya hak ise ömür alma da olmalı. Her ayrıntıyı değerlendirme çok uzun olacağından bu kadarla yetinmek istiyorum. Mesela düş kahramanlarının cinsiyeti, sertlik ifade eden yüzün iki yumuşak çizgi ile kadın görünümüne bürünmesi gibi...ayrıntılardan öte bura da önemli olan iyiliklerin hakim olmasıdır.Sevgilerle.
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|