Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - ŞEREFE

 

 

 

Dr. Şeref Oğuz'a...

- Evet, bir bardak daha istiyorum, teşekkürler... Şerefe...

Özlemez miyim hiç seni, hem de nasıl özledim. Evet, sesim çıkmıyor epeydir, aramıyorum. Bu, unuttuğum anlamına gelebilir mi? Unutmam mümkün olabilir mi? Sen ki, sen ki benim 'yüreğimin yazarı'...

Bir kitap okumaya başladım; Paulo Coelho'nun 'Şeytan ve Genç Kadın'ı... Önsözünde bir pasaj var, bir saniye çantamdaki not defterine o pasajdan bir şeyler karalamış olmalıyım, oradan okuyalım... Tamam işte burada;

'... aşkla, ölümle ve iktidarla ansızın karşı karşıya kalan sıradan insanların bir hafta içinde yaşadıkları anlatılır. İnsanda olsun, toplumda olsun köklü değişikliklerin çok kısa zaman dilimlerinde gerçekleştiğine inanırım. En beklemediğimiz anda hayat, cesaretimizi ve değişim arzumuzu sınayacak biçimde meydan okur bize. Demek ki ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmanın bir yararı yoktur ya da hazır olmadığımızı söyleyerek mazeret aramanın... Hayat, bize meydan okurken beklemez. Hayat geriye bakmaz. Bir hafta, alınyazımızı kabul edip etmemeye karar vermemize bol bol yetecek zamandır!'

Bir hafta... Bak o da, 'bir hafta' diyor. Tam bir hafta...

Ne kısa bir süre değil mi?
Karar verecek kadar yeterli ve uzun, veremeyecek kadar yetersiz ve kısa. Hangisi?

Hayat ne diyor? 'Ya herro, ya merro, seç birini!'

En iyi sen bilirsin benim bir haftamı. Kuytularına sığındığım günlerimi. Makinistin makas değiştirip, değiştirmeye karar vermek zorunda olduğu bir haftalık zaman dilimimi. Ahh, küçüktüm o zamanlar, çok küçük; tam 17'imdeydim. Evet, tam 17... Sen kaçtın? Biliyorum 30...

Sınanma sırası bana gelmişti. Ömründe kaç kez sınanır insan? Bir? İki? Üç? Yeterince? Dayanabileceği kadar? Ufff, büyüdüm hala bunu yanıtlayamıyorum.

Bazen, düşülen karanlıktan kurtulmaya bir dost ıslığı yardım eder… Nasıl mı?

.....

Kendimi ve seni anlatan bir tablo çizmem istenseydi, şöyle bir tablo çizerdim:

Pirinç başlıklı bir karyolanın üzerinde genç bir kadın uzanmış.. Beyaz bir gecelik var üzerinde, ter içinde. Yüzü karman çorman. İfadeleri tam olarak seçilmiyor. Karışık, çok karışık. Acı ve çok çok hüzün gölgelendirmiş yüzünü. Her duygudan biraz taşıyor. Merhamet? Evet... Endişe? Evet... Şaşkınlık? Evet... Sevgi? Çok karışık... Korku? Evet, evet, çok evet!

Tablodaki pirinç karyola bir odanın içinde değil, açık havada, dışarıda.

Nasıl bir yerde? Tam seçilmiyor. Karanlık bir boşluk var ve tam ortasında ise, karyola...

Yatağın üzerini tamamen sarmış karanlık, beyaz gecelikli kadının üzerini kaplamış. Gökyüzü kızgın, çok kızgın. Çok öfkeli... Şimşekler çakıyor. Kadın ter içinde, kadın korkuyor. Kadın çok acı çekiyor.

Kadın bakışlarını bir noktaya kilitlemiş... Tablonun sağ tarafındaki belli belirsiz bir aydınlığa doğru yönelmiş bakışları...

Ben de dikkatle bakıyorum şimdi o aydınlığa;
Kemerli, açık bir kapı var, çok dar. Evet, daracık. Geçilemeyecek kadar dar, geçilebilecek kadar geniş. Kadına göre çok dar. Ya da? ... Çok dar işte...

Ne mi görünüyor kapıdan?... Işık... Çok ışık... Çok aydınlık... Renkler belli belirsiz, tüm çiçek renkleri karışıp, beyaz renk olmak üzere. Beyaz renk içinde eriyen çiçek renkleri... Lila, mavi, yeşil, mor, sarı, evet papatya... En çok papatya, bir de gelincikler...

Dikkatle bakmaya çalışıyorum hala, daha ne var diye...

Bir adam seçiyorum. Ahh, evet bir adam. Kadını görüyor, kadına doğru bakıyor. Bir ağaç var yanında çok büyük. Ağacın üzerinde bir ev var. Ağaç ev... Ağacın gövdesine yaslanmış adam... Ayakta... Bir dizini kırıp, ayağını diğer ayağının yanına çekmiş. Adamın üzerinde beyaz bir golf pantolonu ve beyaz bir süveter var. Evet, seçiyorum.

Adamın beyazları da diğer tüm beyazlara karışmak üzere. Her renk beyaza doğru akıyor. Adamın bakışlarında ne mi var? Onun bakışları da belli belirsiz. Duruşu dik, çok dik, kendinden emin. Bir eli ileriye doğru uzanmış, bulunduğu tarafı gösteriyor, sanki bir şey anlatıyor...

Kadını izliyor. Sanırım ıslık çalıyor adam, kadın ıslık sesini duymuş sanki ve o yönü öyle fark etmiş.

Kadın kan ter içinde.

Kadın hareketlendi... Tablo yaşamaya başladı. Tablo gerçeğe dönüşmeye başladı.

Şimşekler hala çakıyor, siyahın içinde öfkeli kırmızılar daha da yoğunlaştı. Yatağın üzerini daha bir kapladı siyah. Her yer siyah olmak üzere… Uff çok, çok kızgın yaşam.

Kadının uzun beyaz geceliği, bol bir gecelik. Çok masum. Tertemiz... Belli; kadın çok masum... Karanlığın aksi hala vuramıyor tenine. Bembeyaz...

Kadın çok yorgun. Ayağa kalktı ve yeterli gücü kendinde bulamayıp, yatağın yanına düştü, diz çöktü. Bak gördün mü, sendeledi. Başını yatağa yasladı. Gücü yok, hiç yok. Kalkamaz.

Adam ıslık çalıyor.

Şşt sus! Islık çalma... Gücü yok, kalkamaz!

Adam hala ıslık çalıyor...

Şşt suss! Kalkamaz, dedim ya!

Kadın kafasını kaldırdı yeniden, yine aydınlığa, ışığa doğru yöneldi bakışları.

O tarafta tüm renkler beyaza dönmek üzere, sanki tüm renklerin karışıp, bembeyaz olması için kısa bir süre kalmış gibi... Ya tüm renkler karışıp, bembeyaz olacak ve orada öylece, sadece tablonun bir parçası olarak kalacak. Ya da, ya da.... Ya da tüm renkler, eğer kadın o kapıdan geçebilirse, beyaza yakın parlaklıkta ama kendi renklerinde kalacak... Böyle bir şey...

Kadının bulunduğu taraf iyice kararmakta. Sadece çok kızgın gökyüzü, kırmızılarını şiddetle çakıyor.

Kadının başı yine düştü. Çok, çok yorgun... Kalkamaz!

Şşşşt suss, ıslık çalma!

Nedir çaldığın melodi? Bir cenaze töreni şarkısı mı? Bir doğum şarkısı mı? Yoksa özgürlüğün şarkısı bu mu? Ah, kim bilir...

Ama çok güzel olduğu kesin!

Kadın dinleniyor. Kalk artık be kadın! Kalk!!! En güçlü olduğun günleri hatırla. Çocuğunu doğurduğun günü anımsıyor musun? Düşün... Ya gittiğin cenaze törenlerini?... Akacak kanın mı kalmadı? Hadi oradan! Kaldır kafanı, kaldır!

Kapı çok mu dar? Nereden biliyorsun ki? Oysa, geçilemeyecek kadar dar, geçilebilecek kadar geniş. Yaklaştın mı yanına? Kalk ve oraya git! Bak, tüm renkler beyaz olmak üzere, belki de çok az vakit var. Renkleri kendi rengine kavuştur. Anahtar senin elinde… Hadi!!!

Hadi!!!

Huh! Tanrım sonunda!... Kadın kapıya yöneldi. Sürünerek de olsa yürüyor. Ne demişti Seneca? 'Yüreği yılmayan savaşçı, dizleri üzerinde savaşır'. Kadın arada sendelese de, yürümeye başladı. Çok ta susamış... Çok bitkin... Yüzü biraz renklenmeye başladı, şimşeklerin kırmızı aksiyle karışık, az pembe...

Kapıya yaklaştı, çok yaklaştı. Göz alıcı bir parlaklık var. Gözleri çok kamaştı. Elleriyle gözlerini kapattı. Canını acıtacak kadar parlak bir ışık...

Ellerini araladı. Karanlıktan çıkan gözleri, ışığa alışmaya başladı. Yaklaştı kapıya. Daha da, daha da... Daha da...

Ahh, geçti! Evet, evet geçti! Allah'ım, sen ne büyüksün!!!

'Dar kapıdan geçmeden güneş görülmez'...

Renkler kendi rengine döndü. Mor, lila, yeşil, pembe, sarı, şimdi en çok mavi! Mavi? Adam mavi rengi çok seviyor...

Adam ıslık çalıyor, yüzünde belli belirsiz bir gülümseme! 'Başardın!' diyor.

Kim başardı?

.....

Ahh, gerçek gibi yaşadım anlatırken, yeniden yoruldum. Bir bardak su içmeliyim...

Şerefe…

Sana söyleyeceğim aslında sadece şu idi:

'Teşekkür ederim.'
 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-09-25 18:28:21 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
Panick / 11/02/2005 2.53.14

Sn. Leyla Ayyıldız... okurken nefes nefese kaldım, terledim, duşa gidiyorum. Müthişti. Tebrik etmek haddim değil ama, "sarsıldım" deme hakkım var, değil mi?




Parkan Ozturan / 11/02/2005 5.45.46

Eline sağlık leyla. Çok güzel olmuş. Bak isteyince ya da yazdığını çok severek yazınca ne kadar bezeye biliyosun. Elbette çok detaylı bakınca, şunun şurası, tarzında mikropluklar yapılabilir ama ne gerek var. Ne derlerse desinler, çok güzel olmuş. Ha bir tek Rebeka'nın sözleri hariç. Onun eleştiri tarzını ve söyleyiş biçimini çok seviyorum. Hala arada bir köstebek eleştirisini okuyup gülümsüyorum. Ha bu arada "o kadın" gelmişmidir? Arada bir mektuplarıma bakıyorum ama sadece rüzgar var. Biliyorsun, bu yazı eskide... Yoksa katil Uşak mıymış? sevgiyle kal.




Müfit Semih Baylan / 11/02/2005 8.39.01

yine tipik bir Leyla Ayyıldız yazısı... Tipik diyoırum, çünkü Leyla Ayyıldız´a özgü kısa cümleler ve betimlemeler... Bir kaç yönden açılan kapılar ve bu kapıların bir bir ardı sıra yoklanışı... Ünlü Mona Lisa tablosundaki modelin tablodan çıkıp yaşamımıza katılması gibi...elinize sağlık, okurken yoruldum desem abartmış olmam... bu yazar ve şair bolluğunda yazın sanatımız gerçekten bir yazar kazanıyor! sevgimle!...




Rebeka Behar / 11/02/2005 8.45.47

vallahi ben biraz fazla gorsel buldum. yani demem o ki, simgesel bir durum, gormeyen birine tarif edilir gibi bire bir soze dokulerek yazilmis. yazinin buyuk bolumunu olusturan ortadaki kesim, hele de unlem isaretleri filan da isin icine girince, biraz radyoda mac nakleder gibi olmus.

"Yaklaştı kapıya. Daha da, daha da... Daha da... Ahhhhh, geçti!!! Evet, evet geçti!!! Allah'ım, sen ne büyüksün!!!'' gibi. insanin sonunda "GOOOLL!!" diye bagirasi geliyor. ya da su "Huhhh!!!" mesela. nasil okumam gerektigini bilemedim.

ikinci bir husus da su: yazida ne oldugunu bizim tam bilemedigimiz ama yazarin ve muhtemelen ithaf edilen kisinin ne oldugunu bildigi bir durum anlatilmis. durum yazara belli ki pek cok sey ifade ediyor, bu yuzden de olaydan bihaber okurun yapabilecegi empatinin boyutunu tahmin ederken biraz yanilmis. anlatana pek cok sey ifade eden durumlari hikaye ederken icine kolaylikla dusulebilecek bir tuzak.

amma velakin, leyla'nin her yazisinda yeni seyler deneme, risk alma ve de kendisini sadece yazar degil sahis olarak da goz onune serme ve acikca paylasma cesareti var. bu yazi da oyle. leyla bize kendisine tanik olma, kendisi ile giristigi diyalogu izleme ve kendi kendisini olmak istedigi gibi yaratirken izleme firsati veriyor. boyle bir paylasmanin muhatabi olmak da edebi degilse de insani bir ayricalik. zaten yazi ile teknik meseleleri, ustaligi, acemiligi vs siyirip bir kenara ayirdiginiz zaman da okur olmaya anlam veren oz olarak da geriye bu kaliyor.




Mete Kaynaroğlu / 11/02/2005 13.27.49

Güzel bir yazıydı... ama sayın Behar'ında yapmış olduğu kritik bir o kadar güzeldi.

Ellerinize sağlık.))




Mehmet Doğramacı/ 11/02/2005 13.36.00


-Kuytularına sığındığım günlerimi.

-Sınanma sırası bana gelmişti. Ömründe kaç kez sınanır insan? Bir? İki? Üç? Yeterince? Dayanabileceği kadar? Ufff, büyüdüm hala bunu yanıtlayamıyorum.

(Hanginiz daha iyi davranacak diye ölümü ve hayatı sizi sınamak üzere yaratan Odur/Mulk Suresi-3)Sınavlar sonsuz-sınırsız sürecek ölüme değin..

-Pirinç başlıklı karyola ve kadın tasviri..
(Balzac mısınız mubarek?..Tasvir deyince Balzac aklıma gelir.Demek bir de Leyla gelecek artık)
-Her renk beyaza doğru akıyor.

(Beyaz tüm renkleri barındırır içinde.Nur denir onun için.Nuru=Mutlak huzuru yakalamak için kırmızı da olacak siyah da...Acı da olacak aşk da sevinç de. Hepsini yoğurdun mu yüreğinde beyazı nuru elde edersin)

-Kadının uzun beyaz geceliği, bol bir gecelik. Çok masum. Tertemiz... Belli; kadın çok masum...
(Allah'ın güzelliği en güzel kadında seyredilir-İmamı Rabbani)

-geçilemeyecek kadar dar, geçilebilecek kadar geniş.
EVET HEPSİ GÜZEL....
GÜZEL DE O SİLİK RESME ALIŞAMADIK...
Mutlu günler diliyorum...
Selam ve sevgi ile...







Bonjuree / 11/02/2005 15.18.17

''Şşşşttttt sussss, ıslık çalma!''

ayıp!

ALKIŞLA...

alkışlıyorum sizi;

SAYGIYLA




Arabe / 11/02/2005 16.31.52

sevgili La.. oncelikle yazin icin emegine saglik diyorum. Da, benim bi baska ricam var yaw senden... hani cok ayip ettigimi dusunmezsen Gael'i arayip Istanbul'dan ayrilip ayrilmadigini ogrenebilir misin? Ve hatta EDiCem'in mevcut bi telefonunu ona verip gelirken benim icin bir KMD getirmesini isteyebilir misin? bunu yapar misin ha... kitaplarimi itiraz, bahane sunmadan kabul edip karda kista satin alip teslim ettigin gibi... Walla elim zor variyor bunu da senden istemeye ama dergiyi gorunce cok fazla dayanamadim. inanilir gibi degil bir dergimiz var. Ve ben onu sizlerle ayni vakitlerde okuyamayacagim...:-((((( duygu somurusu gibi oldu bu kisim ya, walla gerekiyorsa duygu somurusu de yaparim...:-))) operim... sevgi ve dostlukla...




Mavideve / 11/02/2005 17.20.05

Bu sitede uzun zamandır okuduğun en iyi yazıydı.. teşekkürederim. Yukarıdaki yorumlardan da anlaşıldığı gibi etkilemişsiniz insanları. Yazılarınızdan birinde (hangisinde olduğunu hatırlamıyorum ama) mimar olduğunuzu ya yazmıştınız yada bunu hissettirmiştiniz. Mesleğinizin verdiği, mekan, bu mekanların yavaş yavaş ve hiyerarşik olarak yapılandırılması, geçiş(kapı) imgelerini kullanmanız ve yaşamı bir tabloyu anlatır gibi anlatmanız bence çok başarılı... kısa bir film senaryosunu okur gibi okudum, yaşayarak ve hissederek... Bu arada mimar değilseniz ayrıca tebrikler, öyle iseniz bu mesleği özümsemişsiniz. Bunun için de tebrikler...






Wamp / 11/02/2005 21.11.29

Eline ve yuregine saglik leyla ayyildiz..Yeni yazilar icin serefe ..




Ters Köşe / 11/02/2005 21.26.32

sevgili leyla... bir kadının özgürlüğe geçişi kolay olmuyor. anlattığın yer, zaman ve mekanların dışında bir his bırakıyor yazı.. geçiş sürecinde senin yaşadıklarını bize duygu olarak nefes nefese, kabus gibi.. ŞİDDET gibi... rebeka'nın seninle ilgili söylediği şeylere bayıldım.. bazen o beni öyle iyi dile getiriyor ki.. sevgiyle kal.. özgürlük sana yakışıyor.




Ters Köşe / 11/02/2005 21.44.21

düzeltme:

geçiş sürecinde senin yaşadıkların bize, duygu olarak; nefes nefese; kabus gibi.. ŞİDDET gibi geçti...




Barut / 12/02/2005 0.06.38

Yazabileceklerimin hepsini yrumlarda yazmış arkadaşlar.. Ben değişik bir bakış getireyim.. Lila, nasıl bir renk ?






Emirsultan / 12/02/2005 2.06.28

Yine soluksuz okunan bir yazinda leylacigim. Yuregine, ellerine saglik.... yenilerini bekliyorum basarilar seninle olsun.






Şeref Oğuz / 13/02/2005 11.51.30

Leyla;
teşekkur ederim...
Hakedene'ydi ıslığım....
hack'eden degıl....
cunku sen hakediyordun...
Kanatlarının tadına var....
senin şerefine:)






Barut / 13/02/2005 23.48.54

Lila'yı çok iyi anladım.. teşekkürler..




Barut / 13/02/2005 23.55.33

Bir daha okudum Lila'yı eline sağlık.. Ancak bir daha birşey sordugumda böyle uzun uzun anlatma, okuyanlar beni zor anlıyor sanabilirler :))






Metin Öz / 14/02/2005 13.15.33

günaydın...............hayat her zaman güzledır.... başabilenlere dahada güzeldır ...aman kanatlarına dikkat et onlara iyi bak yorulmasınlar......ıslıkla şarkı çalmasını hiç öğrenemedim.bir zamanlar benimde bir haftam vardı ama o kapıdan geçmeyi benmi başaramadım omu şimdi yorumlayamıyorum belki ıslık çalmasını beceremedim ama ona seslenmiş idim belki bu seslenişimin bellirsizliği onu korkuttu bilemiyorum....evet hayat devam ediyor insanzamanı durduramıyor. senin gibi kanat takanları görünce insan biraz hayiflaniyor,biraz kıskanıyor ama sen olduğun için seviniyor .............sevginin kalbinden eksilmemesi dileği ile her zaman sevgi ile kal






Mülteci / 14/02/2005 19.52.12

(vestana1)..bir yaşamak özleriz hicranımızdan arta kalanlardan ama bu sefer kızıl ve karaya kesmeden renkler;yalnızca serin birgün ışığı veya sıcak bir kar beyazının fonunda umut yeşerecek ve nazenin bir ömürlük dilek tutulacak nefeslenirken tek yürek!!..
böyle yazıp yaşayana başka ne demek gerek??..
pırltılarından gözlerim kamaştı kaleminin,vallahi gıptadan kıskanmaya meyillendim..haberin olsuuun!!
varoll!!






Metin Öz / 15/02/2005 19.49.51

Keşke benim de ıslık çalabilen bir dostum olabilseydi !!!!!!!!. maalesef .................




Metin Öz / 16/02/2005 13.18.07

ama hayat her zaman güzeldır acıda olsa ,tatlıda olsa. hayatın sana getirdiği cizgiler,kabuslar,sevinçler,göz yaşları,ayrılıklar ve birleşmeler daha niceleri ... benim için hepsi güzel ......İYİ Kİ YAŞADIM......






Mnarman / 28/02/2005 12.47.17

Bu mu.. yıllar öncesinin sessiz,sessiz olduğunca sevecen hep gülen yüzüyle karşımda sandalyede oturan Ece'si..
Sevgili Leyla yazılarını okudukça o günlerde ki suskunluğunun bir kayıt anı olduğunu düşünmekteyim şimdi.Ne güzel birikmiş ne güzel dökülüyor içinden geçen nehirden sözcükler.
Yüreğine kalemine sağlık başarının devamını diliyorum
Muzaffer Narman

Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım