22/12/2006 - TÜM YABANCILAR İÇİN BİR YABANCIDAN |
Susuz kalmış, yorgun bedeni titriyordu. Üzerindeki giysiler seçilemeyecek kadar hırpalanmıştı. Çok uzun bir yolculuk yaptığı belliydi. Tozla karışık, ter kokuyordu. Göğüs kafesinden yükselen hırıltılarla derin derin soluk alıyordu. Yorgun, şaşkın, tedirgin gözlerle çevresine bakıyordu.
Koşarak su getirdim. İçmesine yardım ettim. Bir iki soru sordum. Yabancı, başını iki yana sallıyor, anlayamadığını belirten işaretler yapmaya çalışıyordu.
-Dilimizi bilmiyorsun, öyle mi?
Evet, yabancı dilimizi bilmiyordu. Bulunduğum kasabaya yabancılar çok az uğrar oysa. Dilimizi bilmeyen ise, hemen hemen hiç... Üzerinde onu ve geçmişini anlatacak hiç biz iz yoktu.
Bir ağacın altında uzun süre dinlenmesini bekledim. Yabancı da kendi dilinden bir şeyler mırıldandı. Bir şeyler anlatmaya çalıştı. Ses tonu, vurguları; dinginlik ve huzuru çağrıştırıyordu, ancak anlamadım.
Bu yorgun bedeni evime alıp, dinlendirmek istesem de, cesaretim yoktu. Kimdi bu yabancı? İyi biri? Kötü? Tehlikeli? Bir hırsız? Nasıl anlayacaktım? Ona nasıl güvenecektim? Hangi kapılar, nereye kadar açılabilirdi ve bu yabancının içeriye ne kadar girmesine izin verilebilirdi?
Ağacın altında dinlenen yabancının karşısına gelecek şekilde oturdum. Yabancı gülümsedi. Gözlerine dikkatlice baktım. O esnada garip bir şey oldu. Yabancının gözlerindeki harelerin içinden bir ışık kümesi yayıldı. Işık kümesinin beni derinlere doğru çektiğini fark ettim. Bir yaşama sürükleniyordum. Kendimi başka bir yaşamı izlerken buldum;
Kürsüdeki adam, elindeki metne bakmadan, kalabalığa sesleniyordu. Konuşulanlar bildik bir dilden değildi. Ara ara heyecanla yükselen sesi, salonda belli belirsiz mırıldanmalara neden oluyordu. Anlatılanlardan herkesin heyecan duyduğu belliydi. Dev ekrana yansıyan görüntüleri izliyorlar, kürsüdeki adamın konuşmalarından hiçbir kelimeyi kaçırmayacak dikkatte dinliyorlardı. Konuşma bittiğinde tüm salon coşkuyla alkışladı. Ön sıralardan bir hanım, elinden tuttuğu kız çocuğuyla birlikte ağır adımlarla kürsüdeki adamın yanına çıktı. Kürsüdeki adam kadının yanağına bir öpücük kondurdu. Kızı kucağına aldı ve salona veda edercesine bir şeyler mırıldandı. Çocuk kucağında, kadının elini tutarak salondan ayrıldılar. Salonda kalanların hayranlık ve takdirleri gözlerinden okunuyordu.
İzlediğim onun yaşamından beş on dakikalık bir kesitti. Bu kesitin içinde neler mi vardı? Emek, paylaşım, saygınlık, iyi bir aile... Bir an içerisine sığmış ne çok şey...
Ben de gülümsedim...
Kolundan tutarak kalkmasına yardım ettim. Bahçemdeki ağaç kütüklerinden yaptığım, oturma grubuna onu oturttum. Eve gidip, yemesi için yiyecek bir şeyler aldım. Döndüğümde, bıraktığım gibi, derin düşüncelere dalmış bir şekilde duruyordu. Yiyecekleri masaya yerleştirdim ve yemesini bekledim. Elleri titriyordu. Çatalı birkaç kez masaya düşürdü. Yemesine yardım ettim. Suratı asılmıştı.
Bir an yine göz göze geldik. Yine gözlerinde kaybolduğumu hissettim. Yine onun yaşamını izliyordum.
Ailesiyle birlikte, aynı salondan çıkarken gördüm bu sefer. Koyu renk takım elbiseli adamların arasından büyük, siyah bir arabanın içine bindiler. Araba hareket etti. Kız çocuğu ağlamaya başladı, anne huzursuzlandı, adam çocuğa bir tokat attı. Arabanın önünde oturan başka bir adam zarf içinde büyük miktarda parayı arkaya doğru uzattı.
İzlediğim onun yaşamından yine beş on dakikalık bir kesitti. Bu kesitte neler mi vardı? Karanlık, kir ve gözyaşı...
Bakışlarımdan hissettiklerimi anlamış gibi suratı daha da asıldı.
Tabii ki, gördüğümü zannettiğim hiçbir şey belki de bu yabancıya ait değildi. Önce, bir gülümsemenin ışığıyla, onda olmasını dilediğim saygın yaşam tablosunu ben çizmiştim. Ona güvenmek istemiştim... Evime, bahçeme yaklaştığında ise paylaşacaklarımızın artacak olması ile tedirginliğim artmış, yabancıdan ürkmüştüm.
Oysa sadece zaman tanıtacaktır tüm yabancıları, sadece zaman...
'bu rüzgarın tadı senin hiç tadmadığın bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor konuştukları dil ömrünce duymadığın gözlerini sakla sen burda bir yabancısın'
Attila İlhan
Leyla Ayyıldız
|
| • Yorum yaz! |
2006-12-24 22:28:47 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
ASD / 11.02.2004 07:46:43
Büyüyen La.. Çok zaman mı olmuş sen büyüyeli, oysa? Elma şekeri muhabbetine hiç girmeye gerek yok.. Zaman içinde tüm maskeler düşer.. Belki de maske değildir bunlar, insanlar etkileşime de giriyor olabilir.. Ama dediğin doğru.. Bir şey iyi ya da kötü değildir.. Sen nasıl adlandırıyorsan öyledir.. öptüm seni hacıcavcavım.. Sen yine de güzel bakmaya devam et!!
pastoral / 11.02.2004 10:11:48
SEvgili renkli kalem, yaşamı boyamışsın renklerin pastel biraz. SEvgili ASD nin yazısında fonda Harmonika auf besuch' u yerleştirmiştim; senin yazına sonata au claire de lune, eline, fırçana yüregine saglık.......
ÖZLEYİŞ / 11.02.2004 10:42:26
Sayın Leyla AYYILDIZ, bugünkü yazınız ile geçen sene yaşadığım bir anıyı anımsatmış oldunuz. Genel olarak iki hatta üçüncü bir yabancı dil bilmenin gerektiği bir çağda malasefki dünya ülkeleri arasında en çok bilinen diller arasında yer alan İngilizce'yi bile konuşmada ve yazışmada kullanamıyoruz. 1 haftalık süren ama bitiminde bana 1 yıl gibi gelen bir tatilde gittiğimiz otelde çoğunluk halk olarak; Rus, Alman ve İngilizlerden oluşuyordu. Otelde İlk günler Türk ailesi olarak biz vardık. Bu nedenle de Kızım kendisiyle oynayabilecek ve konuşabilecek bir arkadaş bulamamıştı. Ancak ikinci gün yanında Vika adında güzel bir Rus kızını yanına almış birbirlerinin oyuncakları ile oynuyorlardı. O an sadece her iki aile de sadece çocukların adlarını anlayabilmişlerdi. Kızım daha sonrasında havuz başında hep Vika ile oynamaya başladı. Hiç konuşmadan birbirlerini su serperek ya da oyuncaklarını birbirine vererek. Ne gariptir ki dili, dini ve kültürleri farklı olan iki küçük kız çocuğu tatillerini birbirleriyle konuşmadan ancak mutlu bir şekilde bitirdiler. Bu arada çevremizde hep aynı ülke vatandaşları olduğu için eşime galiba esas turist biziz dedim. :)) Sayın La, teşekkürler..... yüreğinize sağlık.
ters köşe / 11.02.2004 10:47:30
LA'cım.. yabancıdan zarar gelmez, yaban'dan sakın kendini.. bir yabancılı tatil anımda benim var yeni yetmelikten.. dil bilmez halden anlamaz yaşlarımda bir ara bir israil_fransız karması bir çocukla tanışmıştık. arkadaşım sürratle çocuğa aşık oldu. renk renk slip mayoları ile bize ruhunun ne denli renkli olabileceği hayalleri kurduruyordu. bir süre sonra onun gögüsleri çıkmamış bir kız olduğunu tercüman aracılığı ile öğrendiğimizde anladık ki.. insan önyargısız olunca herkesi sevebilir.. bir dişiyi bir erkemişcesine bile.. budur!! öptüm pembe pamuk kalbini.
gülümse / 11.02.2004 13:19:16
Bir yabancının gözlerinde görmek istediğini değil, gerçeği ararsan mutlaka ordadır La'cım..Ne demişler gözler yalan söylemez, eğer iyi bir oyuncu değilse..(diyenlerin demişlikleriyle çelişki oluşturacağım ama) Yinede olasılık 50/50, iyi-kötü..Yaa Rus ruletinde bile daha çok olasılık var 1/6 ... zor dostum zor..Yazı anlatımın her zaman ki gibi güzeldi...Eline sağlık.
Berrin Cerrahoğlu / 11.02.2004 13:21:11
Leyla yazilarin bana hiç yabanci değil.Eline sağlık.
eniŞTe / 11.02.2004 13:41:14
Eline sağlık Los Angeles'ım :-))) Ama Yasemen haklı sanırım, elimde bugünkü Cumhuriyet ve ATTİLA İLHAN var tesadüfe bakın ki ..! A'sında şapka bile var her zaman giydiği gibi :-))) Sonuç çift T ve tek L...
rebeka / 11.02.2004 16:23:20
La, yerlere yattim. Yildizli on sana! yazidan diil tabi. Yorumlari "olmamis" yazmak icin actim ve senin ben demeden verdigin cevabi gorup resmen yerlere yattim :)))) .... eh madem yazinin olmadiginin sen de farkindasin, yaziyi gecip mealine gelelim. baskalarinin gozlerine kendimizden neler yansitip da ona cevap verdigimiz meselesi bence sadece yabancilarla ilgili degil bence. en yakinlarimizin, eslerimizin, sevgililerimizin gozlerinde neler gordugumuz, bunlarin ne kadarinin o kisiye ne kadarinin da kendimize ait oldugu da tartisilir. Kimi zaman karsidaki insana degil, ondaki kendi yansimamizin pesine bir omur harciyoruz. insanlik halleri yani ...... bir diger nokta: konu aslinda cok ilginc. psikolojik anlamda yansitmanin optik anlamda gozlerden yansima ile paralellestirilmesi de cok hos. gayet kuvvetli bir gorsel etki yapiyor, ben kendi hesabima pek sinematografik buldum. bence bu yeniden yazilasi bir yazi. cunku konu pek bastan cikarici ve insani. cok sevgiler.
kardelen / 11.02.2004 19:56:35
yabancılarla gözgöze gelip onları anlamaya çalışıyoruz ya çoğu zaman.. yeni tanıştıklarımızın gözlerinin içine bakıyoruz: ya gözlerinde gerçek onu görmeye çalışıp anlamaya çalışıyoruz, ya da içimizdeki duyguları onun gözlerinde dışa vurup onu biryerlere oturtmaya çalışıyoruz... ve her defasında önyargısız olmaya çalışıyoruz yenilere karşı... yeniler, o gözlerindeki ışıltı ve anlamla kendilerini bir yerlere getiriyorlar zamanla, ya da aslında biz onları kendimiz gibi bulup yüksek yerlere çıkarıyoruz veya yok sayıyoruz.. ve yeniler zamanla ya eski bir sandığa atılıp üzerine asma kilit takılıp, eskitiliyor, yok ediliyor, ya da yüreğimizin en derin köşesinde saklanılıp eskitiliyor ama bu kez antika değerinde... peki ya yüreğimizdeki diğer eskiler... ya onların gözlerinin içine bakabiliyor muyuz zaman içinde ihmal etmeden... onların gözlerindeki zamanla değişebilen anlamları yakalamaya çalışıyor muyuz hiç bıkmadan ve önyargısız... yoksa onları sadece saklıyo muyuz orada diğer tozlu antikalar arasında...
barut / 12.02.2004 12:00:42
İnsan bazen, çok iyi tanıdığı insanları bile, birisinin iki sözüyle yargılayabiliyor değil mi.. bu yazıyı okuyunca aklıma geldi ve yine içim daraldı. belkide bayramda bu kadar yakına gelmişken yine es geçilmek, hala aynı yargıların devam ettiği düşüncesini doğurdu. ''bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan zor'' diye ne kadar doğru söylemiş Einstein... (googleden aratmadım ama einstein'i doğru yazdım sanırım) hoşçakal..
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|