Leyla AYYILDIZ

25/9/2006 - YAPAY ZEKA - PAMUK ŞEKER

 

 

O bir sibernetik uzmanıydı. Yıllarını 'Yapay Zeka' 'Artificial Intelligence A.I.' araştırmalarına vermişti. Geçimini sağlayan işinin yanında, kendine kalan özel zamanlarda gizlice özel bir proje geliştirmişti.

 

Dev masa üstü, ya da diz üstü bilgisayarların çoktan tarih olduğu bu dönemde; insanların bileklerine, derilerinin altına minik mikroçipler yerleştirilir, bu çiplerin yapacağı işler beyinden gelen sinyallere göre belirlenirdi. Bilgiye ulaşmak çok kolaydı, bilgi edinilmek istenilen konu akıldan geçirildiği anda mikroçipe sinyal gider, mikroçip bilgi bankalarına ulaşır, aynı saniyede tüm döküm çıkarılır, süzülür ve beyine kullanması için gönderilirdi.

Alışverişler için kullanılan kredi kartları çoktan tarihe karışmış, parmak izleri, retina ve ses taraması yapan makineler her yerde kullanılmaya başlanılmıştı.

 

Kişiler arası iletişim de çok kolaydı. Beyinden gelen iletişim cümleleri, yine kişinin isteği ile süzgeçten geçirilir, iletilmesi istenen kısım mikroçip tarafından, ulaştırılması gereken kişiye sinyal olarak giderdi. Karşı taraftaki kişiye bu iletişim cümlelerinin ulaşması saniyeden kısa sürerdi. Karşı tarafın koyduğu bloklarla, olabilecek yoğunluk kısıtlanabilirdi.

 

Tüm bu yaşamı kolaylaştıran modernliğe rağmen, insanoğlu ait olduğu yere, 'toprağa' geri dönmüştü. Çoğu taşralı kentli, bahçe içindeki evlerinde yaşamaya başlamıştı. Yaşam basit ve sadeydi.

 

Yaklaşık 100-150 yıl arası olan kısa insan ömründe, zamanların çoğu duygular için kullanılırdı. Sevmek, okşamak, hissetmek için zaman tanınırdı. Bir anne bebeğiyle saatlerce oynama şansına sahipti. Küçük çocuklar bilgi depoları olmaları için sıkıştırılmaz, yaşamı en alasından yaşamaları sağlanılırdı.

 

Ancak dünya yine mükemmel değildi. İyiliklerin fark edilmesi için gönderilen kötülükler hala vardı. Bilinmeyen yerlerde, bilinmeyen kişiler tarafından, gizli gizli insan benzeri yapılara sahip, insan-robot şeklindeki humanoidler üretiliyordu. Robot yasalarının yüzyıllardır aynı ve çok net olmasına rağmen;

 

1-Bir robot bir insana zarar veremez, veya pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez.

2-Bir robot kendisine insanlar tarafından verilen emirlere 1. Kural ile çelişmediği sürece itaat etmek zorundadır.

3-Bir robot 1. ve 2. Kurallar ile çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.

Yasa bunları söylüyordu, ancak gizlice yapılan humanoidlerin hangi amaca hizmet etmek için üretildiği belirsizdi...

 

Projesini destekleyecek yüklenici sponsor firmayı bulması çok güç olmamıştı. Her türlü telif hakkı için gerekli tüm önlemler alınarak buluş dünyaya duyuruldu. Televizyonlarda ilk haber olarak yayınlandı, gazete manşetlerinden inmedi. Tüm dünya insanlarının dikkati ona ve projesine çevrilmişti.

 

İnsanı diğer yaratıklardan ayıran bilinç, soyut düşünce, sağduyunun humanoidlere yüklenmesi çok güçtü. 1984 yılında Douglas Lenat'ın hazırlamaya başladığı Sağduyu Ansiklopedisine sürekli ilaveler yapılıyordu. Sağduyu kuralları sürekli listeleniyor, bu kuralların mantık bileşenleri içinde değerlendirilmesi sağlanıyordu. Ancak sağduyu kurallarının sonsuz sayıda olması ile bir türlü bu çalışmalar sonuçlandırılamamıştı.

 

Robot kavramını ilk kez kullanan oyun yazarı Karl Capek'in Çek'çedeki kökeninden esinlenerek yazdığı 'Rossum'un evrensel robotları' adlı oyununda ilk kez suni bedene sahip varlıklara ROBOT adı verilmişti. Robotlar, siborglar (yarı insan - yarı robot) ve humanoidlerin evrimini; Massachusetts Teknoloji Enstitüsü' araştırmacılarının geliştirdiği COG adlı insan şeklindeki android, 3 boyutlu yapay bir başa sahip KISMET, NASA Uzay İstasyonu'nda insan için tehlikeli işleri gerçekleştirmek üzere hazırlanan ROBONAUT, IBM firmasının geliştirdiği DEEP BLUE, Stanford Araştırma Enstitüsü'nün Pentagon için hazırladığı SHAKEY, IS Robotics'in hazırladığı URBAN ROBOT, Michel Desgeorges, beyin tümörü ameliyatlarında yön buldurucu robotu, Sony'nin ürettiği ilk koşan robot QRIO, Honda'nın yaptığı insan robot ASIMO, Büyük piramitteki kapalı olan dehlizin gizemini çözmeye çalışan ve esrarengiz kapıya takılarak geçemeyen PYRAMID ROVER, Japonların futbol oynayan robotları, Sony'nin hazırladığı ayaklı robot AIBO, Ameliyatlarda kullanılan ROBODOC'lar, robot tırtıllar oluşturuyorlardı...

 

Ancak, sağduyu kurallarının tüm listesinin belirlenmesi halinde insan-robot humanoidlerin insana en yakın olanı üretilebilecekti.

 

Düzenek hazırlanmıştı. Tüm dünya insanları televizyonlarından olayı canlı izliyordu.

 

Hazırlanan düzenek şöyleydi;

 

Günlerce sürecek çalışma için hazırlanan odada; bir çalışma masası, masanın üzerinde özel olarak tasarlanmış masa üstü bilgisayarlarına benzer bir makine, yorulunca dinlenmesi için içinde bir kanepenin de bulunduğu oturma grubu bulunuyordu. Bu oda; birkaç basamakla aşağıya inilen daha düşük kottaki daire şeklinde bir platforma bakıyordu. Bu platform kırmızı-mavi renkli ışıklarla özel olarak ışıklandırılmıştı. Odaya açılan, ihtiyaçlarını giderebileceği bir banyosu vardı. Yiyecekleri içeriye, kapalı bulunan kapısındaki, minik bir bölmeden bırakılıyordu.

Günlerdir bu odada yalnızdı. Odasının çeşitli noktalarına yerleştirilmiş kameralarla tüm dünya tarafından izleniyordu.

 

Ve büyük gün gelmişti. Büyük sınav günü...

 

İçeride kurulan bu düzeneğe, dışarıdaki dünya insanları bileklerindeki mikroçipler aracılığıyla sinyallerini göndermeye başlayabilirdi.

 

Sistem şöyle işleyecekti; dairesel platformda silikon derileri ve yapay kas dokuları oluşturulan, biri erkek diğeri kadın, bir çift humanoide şimdiye dek hazırlanan tüm sağduyu kurallarının modifikasyonu yapılacaktı. Ancak yetersiz olan bu sağ duyu kurallarına her bir dünya insanın katkısı beklenecekti.

 

 

Her dünya insanı bir tek sinyallik, tek bir kelimeyi sisteme gönderecekti.

Gönderilen kelimeler sistemde toplanacak, duygu karşılıkları önceden belirlenen ve tüm dünyaya da duyurulan sınıflara yerleştirilecekti. En son dünya insanının göndereceği sinyalle, sonuçlar belirlenecek ve dairesel platformda oluşmaya başlayan kadın ve erkek humanoide doğru gönderilecekti.

Bu duygular; oluşturulan humanoidlerin karakterlerini belirleyecekti. Oluşturulacak bu humanoidler üreyebilecek yapıda olacaktı. Nöron modifikasyonları dahil, sitemdeki tüm detaylar çözümlenmişti. Yapılan bu deney kimilerine göre Tanrıya bir eş koşum olarak görülse de günlerce yapılan tartışmalarla, bunun insanlıkça verilebilecek en büyük sınav olduğu 

                                                                             kanaatine varılmıştı.

 

Dünyanın tüm duyarlı insanları günlerce uykusuz kalarak gönderecekleri 'tek kelime' yi düşünüyorlardı. Minik bir kız çocuğu annesine sordu;

Anne hangi kelimeyi göndereyim?

-Sen karar vermelisin yavrum, ne göndermek isterdin?

-Pamuk-şeker.

-O zaman, onu gönder.

Kelimeler gelmeye ve sistemde birikmeye başlamıştı.

 

.....

 

-Ne zaman ekmiştin fideleri?

-Mart sonu gibiydi. Önce tohumlarını ekip, gübreledim, üzerlerine naylon örttüm. Fide haline gelince de, şu çizilere taşıdım.

-Mis gibi kokuyorlar.

-Diliyorsan elma gibi ısırabilirsin. Hadi ısır.

Çok aydınlık bir sabahtı yine. Kahvaltılarını yapmadan önce, bahçeye inmişler, domates ve salatalık toplamışlardı. Kahvaltılarını edip, hazırlandılar ve ağaçlıkların arasından geçerek göle ulaştılar. Dede - torun birlikte yapmayı en çok sevdikleri şey; balık tutmaktı. Dedesinin kocaman ellerini omuzlarında hissetmeyi seviyordu. Arada saçlarını okşayan bu elin sahibine hayrandı.

Göl yine huzurlu ve dingindi. Oltalarını göle atıp, yakalayacakları balıkları beklemeye başladılar.

-Sen hangi kelimeyi gönderdin?

-Pamuk-şeker, annem sakıncası olmadığını söyledi. Sen?

-Ben 'himaye' dedim.

-Himaye ne demek?

-Korumak, gözetmek demek. Esirgemek... Benim seni korumam gibi.

-Sonucu merak ediyorum.

-Ben de...

-Annemden sinyal aldım.

-Ne diyor?

-Dikkat edin, diyor.

-Yine bana Pinokyo'yu anlatır mısın?

-Yakaladın galiba, yavaş yavaş çek. Dur, öyle değil... Geppetto Babayla, Pinokyoyu mu?

-Evet.

-Onu defalarca dinledin. Ona benzer bir film oynamış yıllar önce. Onu anlatayım bu sefer.

-Nedir adı?

-Yapay Zeka 'Artificial Intelligence'

-Hemen baktım bilgilerine;

Gösterim Tarihi: 5 Ekim 2001

Yönetmen: Steven Spielberg

Senaryo: Brian Aldiss, Ian Watson, Steven Spielberg

Görüntü Yönetmeni: Janusz Kaminski

Müzik: John Williams

Oyuncular: Frances O'Connor, Jude Law, Haley Joel Osment, Sam Robards, Jake Thomas, Brendan Gleeson, William Hurt
Türü: Bilim Kurgu

Süresi: 145 dk.

Yapım: 2001, ABD

-Oradan mı izleyeceksin, ben mi anlatayım?
-Lütfen sen anlat, tamam özür dilerim.

-Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal, pireler berber iken, insanlar metropolitan kentlerde yaşarmış. Karmaşık, kalabalık ve çok büyük kentlerde. Bu kentlere sığamadıkça; binalarını kat kat yükseltmişler, 5 kat, 10 kat, sonra 15, sonra daha da fazla. Günlük hayatlarında her gün değişik yüzlerce yüz görmeye başlamışlar. Sonradan anımsayamadıkları yüzlerce yüz... Aralarındaki iletişim kopmaya başlamış. Çok katlı binalar içinde, ait oldukları topraktan uzak, yalnızlaşmaya başlamışlar. Gergin, yılgın, tahammülsüz bir topluluk olup çıkmışlar. Aileler dağılmış. Mutlu olmak için anti-depresan ilaçlar kullanıp, yalnızlıklarını önce bilgisayarlarla, daha sonra her türlü sanal öğeyle doldurmaya çalışmışlar. Yalnızlık çığlık çığlıyaymış.

İşte böyle bir dönemin dahi çocuğu Spielberg, geleceklerine dair filmler çekmiş. Bunlardan biridir 'Yapay Zeka' (AI).

Henry ve karısı, uzun süre bitkisel hayatta olup, hastanede yatan oğullarının boşluğunu doldurmak için David isminde bir humanoid (insan-robot) satın alırlar. David türünün ilk örneğidir. Mekanik yapısından dolayı ona Mecha, denilmektedir. David'e ileri düzeyde 'duygu' yüklenmiştir. Mecha'ların en duygulusudur.

Bu duygusal yapısından dolayı sahibi Anne onu kendi çocuğu gibi hissetmeye başlar. O da onu annesi gibi. David ile anne arasında geçen bir konuşma şöyledir;
-Annecim... Annecim, sen ölecek misin?
-Evet, David.
-Daha kaç yıl yaşayacaksın?
-Belki 50...
-50 mi? O zaman ben yalnız kalacağım... Seni seviyorum anne, umarım hiç ölmezsin, seni seviyorum...

David'in saltanatı kısa sürer. Beklenmedik bir şekilde evin oğlu iyileşir ve eve geri döner. İki çocuk arasında kıskançlıklar başlar. Aile tarafından kardeş gibi muamele görürler. Ancak David yapay bir zakaya sahip Mecha olmak yerine, erkek kardeşi gibi insan olmayı dilemeye başlamıştır. Masal Pinokyo'daki gibi Mavi Perinin bir gün gelip, onu insan yapmasını ister.

Baba Henry ise David'den ürkmeye başlamıştır. 'Sevmek için yaratıldıysa, nefret etmesi de çok doğal olmalı, sınırları zorlarsa tehlikeli olabilir' demektedir. Uzaklaştırılmasını ister. Ancak anne, ona çok bağlanmıştır.

David'in bilmeden erkek kardeşine zarar vermesi üzerine, evden uzaklaştırılmasına karar verilir. David için macera başlamıştır. O, Mavi Perinin varlığına inanır ve bulmak üzere yola çıkar. Mavi Periye ulaşmak için her yolu dener.

Dünyada gelişen yapaylığa baş kaldıran bir takım insanlar, arena benzeri bir yerde robot ve humanoidleri izleyiciler önünde yok etmektedirler. David de onların eline düşer.

'İşte bu, insanoğluna ve Tanrının bütün çocuklarına yapılmış hakarettir!... Tanrının çocuklarının kalplerini çalmak, çocuklarımızı değiştirmek için yapılmışlardır! İlk bakışta koca bir yalanın gözler önüne serildiğini görmüyor musunuz? Duygularımızın kandırılmasına izin vermeyelim. Cezalandırdığımız tek şey yapaylık!!!...' diye haykıranların elinde parçalanmak üzereyken, seyirciler bu duygu dolu çocuğa acırlar ve kurtulmasını sağlarlar. Duygu dolu insanlar, yapay da olsa duyguları olan bu çocuğa arka çıkmışlardır.

Ona yardım edenler arasında Jigolo Joe isimli bir humanoid de bulunmaktadır. Birlikte 'hayallerimizin peşine düşmeliyiz' diyerek Mavi Periyi aramaya koyulurlar. Mavi Perinin dünyanın sonunda, aslanların ağladığı yerde, denizdeki kayıp şehir Manhattan'da olduğunu öğrenirler. Güçlüklerle buraya ulaşırlar.

Mavi Peri Manhattan'da değildir. David bilmeden, gerçek evine geri dönmüştür. Yaratıldığı, yapıldığı yere... Humanoid fabrikasında kendisinin tıpa tıp benzeri yüzlerce humanoidle karşılaşır. Oysa o, kendini eşsiz sanmaktadır. Yıkılmıştır... Kendini yok etmek üzere 'Annecim' diyerek kendini denize atar. O sırada birden, denizin dibinde batık bir Pinokyo kentine rastlar. Şaşırmıştır... Mavi Periyle karşılaşır.

'Mavi Peri, lütfen, lütfen beni gerçek çocuğa dönüştür. Mavi Peri lütfen, lütfen beni gerçek yap' diyerek yalvarır. Ancak Mavi Peri sanki taş kesilmiştir. Ona yanıt vermez. David gözlerini Mavi Periden ayırmaz. Öylece kalakalırlar. Yıllar, yıllar geçer, ne David, ne de Mavi Peri kıpırdamaz, her ikisi de donmuştur. Tam 2000 yıl geçmiş, deniz buzlarla kaplanmış, David de buzların arasında kalmıştır. Bir tür fosil gibi...

David'i o sırada dünyada yaşayan yaratıklar bulurlar. İnsanlığın nesli tükenmiştir. Ve insanoğlunu tek tanıyan humanoid olarak David'in yapay beyninden bilgileri alırlar. Sanırım ona acırlar.

David birden kendini evinde bulur. Annesine seslenir. 'Annecim, Annecim nerdesin?, Ben geldim Annecim, nerdesin?'... Yüzyıllar geçmiş, yaşam değişmiştir. Annesi yoktur. David'in beyninden akan goruntuler uc boyut kazanıp odanın ortasına düşer... David'in donuk gözlerinden soğuk yanaklarına yaşlar akmaktadır. Sıcacık, sımsıcacık yaşlar...
-Bitti mi?
-Evet. Hadi tut elimden, gidelim artık. Kaç balık oldu?
-Sadece yedi tane... Sazan nasıl yakalanır Dede?
 

.....

 

- Uyudu mu?
- Evet... Uyumadan önce gününüzün nasıl geçtiğini bir daha anlattı. Seninle göle gitmeyi seviyor.
- Ben de onunla birlikte vakit geçirmeyi seviyorum. Kaygılanıyor musun, evden uzaklaştığımızda?
-Bazen...

- Fark ettim... Sinyal gönderdiğinde evden ayrılalı daha bir saat olmamıştı.
-Kahve ister misin?
- Evet, lütfen... Bugün ona, zamanının dahi çocuğu Steven Spielberg'den bir film anlattım. Kaygı denilince aynı yönetmenin başka bir filmi aklıma geldi.
-Hangisi?
- Azınlık Raporu, 'Minority Report'.
-Anımsayamadım. Humanoidlerle mi ilgili?
- Alakası yok. Filmde tek bir humanoid yok. 2002 yılı yapımı bir bilim-kurgu filmi. Philip K. Dick yazmış öyküsünü.
-Nerden aklına geldi?
- Kaygı... Kaygı sözcüğü aklıma getirdi... Gelecekten duyulan endişe. Karışık bir mesele, hadi sen yat, uykun gelmiştir.
- Uykum yok... Merak ettim, yorgun değilsen konuşalım. Çocukluğum aklıma geldi. Ne çok şey anlatırdın bana. Kahvenin yanına kurabiye alıp, hemen geliyorum.

- Fındıklı... Geldiğimizde tüm evi sarmıştı kokusu. Film, cinayetleri önceden tespit eden bir sistemi kurguluyor. Genetik mühendisi bir kadın üç insanın genleri ile oynayarak, onları yakın geleceği gören bir düzeneğin parçası haline getiriyor. İnsanüstü haline gelen bu yaratıklara 'Precog' deniliyor. Bir tür kahin haline getirilen bu üç precog, cinayetleri daha işlenmeden hissedebiliyorlar. Suç işleyeceği önceden belirlenen kişiler katil olmadan yakalanıyor. 6 Yıl boyunca hiç cinayet işlenmiyor. Durdurulan bir gelecek...

-Geleceğin mutlak olmadığı ve değiştirilebilir bir gerçeklik olduğuna dair mi?... Zamana, geleceğe müdahale ediyorlar öyle mi?

- Evet... Amaç cinayetsiz bir dünya yaratmak. Ancak sistemi oluşturan yine insan eli. Hiçbir zaman kusursuz değildir insan eli.

- Sistemde açık oluşuyor o zaman.

- Doğru... Sistemin kuruluş nedeni çok masumane görünüyor başlarda. Uyuşturucu bağımlılarının çocuklarının beyin özürlü olarak doğduğu öyle bir dönemde, küçük çocuklar gözlerini kapar kapamaz, uykularında dahi cinayetler görüyorlar. Ve kabuslar gerçeğe dönüşüyor. Suç oranları artıyor.

John, polis teşkilatının 'Suç Öncesi' biriminde görevli bir dedektif. Kaçırılan ve akıbeti belli olmayan oğlunun ardından uyuşturucu müptelası olmuş, oğlunun anısıyla yaşayan birisi. Bu acıyla dünyada olabilecek tüm cinayetlere engel olmak istiyor. Cinayetlere engel olmakla hem acısını azaltıyor, hem de bilinmeyen bir yerlerde belki de yaşayan oğlunu olabilecek bir cinayetten korumak istiyor. Precog'ların 8 dakika öncesinden haber verdiği cinayetlere, daha cinayet işlenmeden ekibiyle ulaşıyor ve cinayetin olmasına engel oluyor.

- Cinayet henüz işlenmediyse, nasıl suçlu sayılıyor kişiler, herkes güveniyor mu kurulan sisteme?

- Yanılma payı olmayan bir adalet sistemi geliştirilmek isteniyor. Sistem başlarda kusursuz görünüyor, açık vermiyor. Ancak her şey birden tersine dönüyor. Bir gün dedektif John kendisinin geleceğin katili olacağını öğreniyor. Olaylar zinciri başlıyor, bu zincir acımasızca John'u cinayete sürüklemeye çalışıyor. Işığı görmek için karanlığa katlanmak zorunda olan John acılar çekerek, güvendiği sistemin aslında güvendiği dostunun kendi çıkarları için kurduğu bir düzenek olduğunu, kendisinin de bir kurban olduğunu fark ediyor. Zorluklarla kendisinin katil olmadığını kanıtlıyor.
Sistemdeki hata ve yanıltılabilirlik ispatlanınca, 6 yıllık 'Suç Öncesi' sistemine son veriliyor.

- Koruma amaçlı da olsa geleceği bilmek ve çizmek ister miydin?

- Asla... Peki sen? Bir anne olarak, kızın için kaygılanmak yerine, geleceğini görüp ve bilmek hatta geleceğine müdahale etmek ister miydin?

- Bu hiç zevkli olmazdı sanırım. Yarını bilmek istemiyorum, yarını yaşamak istiyorum. Bugünün sesi; yarınlardaki sessizlik değil mi...

-Çok doğru... Hadi yatalım. Bu filmler beni çok yordu... Yatarken bak bakalım, belki üstünü açmıştır?

.....

devam edecek...


 

 

Leyla AYYILDIZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler

Yazan leylaayyildiz
1.Bölüm İçin

ASD / 18-02-2004 07:14:39

Nasıl da kurgular bu guzel yurekli dostumun ince parmakları, klavyenin başinda.. Tık tık tık.. Neler yazmış o, ne dunyalara kacmış bu yazısı için.. Ben kelimemi buldum.. İnsanca bir kelime elbette.. Hacıcavcav yine beraberiz. Dostugun o kadar konforlu ki, sevgini hissetmek kadar buyutucu ki.. Bazen tamamlandığımı hissediyorum canım arkadaşım seninle.. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır derken, şimdi de bir robotun duygu süreçlerine bulaştım sayende.. Neyse ki humanoid için kelimem hazır :))))




ters köşe / 18-02-2004 08:48:44

leylacım... pembe pamuk kalbini severim senin... robota da hiç bişi sölemem.. muhatabım değildir kendileri.




fa / 18-02-2004 09:00:37

Kutlarım La :)) bizi değişik bir boyuta taşıdın. Ben bu boyutun bişeyini sevmedim: Hala daha TV ve gazete olacak mı o zamanlarda da? Tüh... demek ki medya ve medya patronları ve dahi kavga yine sürecek... Söylenecek tek kavram "kendini bil" olsa gerek, bence. İnsan kendini bilse, herkesi de kendi gibi bilse, kimse kimseye zarar veremez... mi acaba :)) Sevgi ve saygılarımla.




Berrin Cerrahoğlu / 18-02-2004 09:31:12

Hayalgücün ne kadar geniş.Hep farklı konularda gezdiriyorsun bizi.Bende çocuğun yerinde olsam "pamuk_şeker" yerine "patlamış mısır" demek isterdim. Sevgiler.




AK / 18-02-2004 09:37:55

:)))))) Şu defterin yanındaysa not al hele, benim kelimem "sınırsızlık". Aklına, yüreğine sağlık ;)




gülümse / 18-02-2004 10:31:38

Kendimi yıl 2204 gibi bir zamanda hissettim... Kurgulamaların Tek kelime ile MÜTHİŞTİ.. Hayal gücünde yine sınır tanımamışsın.. Yinede bir insan kalbi ile beyninin ahengini bir roboto vermek imkansız bence.. Bilim kurgunun içinde fazla kalma, bak sonra da sana "La Robot km ye yazdı, tüm gözleri kendine kilitledi. Gülümsenin imkansız dediği şeyi başardı, ilk insan gibi düşünen, sağduyulu, kalbi olan bir robot oldu" deriz :)) sevgiler




h alparslan / 18-02-2004 10:55:22

Hay benim beceriksiz beynim ! Bir sözcüğe sığdıramayacağım ! Kusura kalma ! Diyeyim ki ; " Hata yok , denenmişlik vardır"




Metın ÖZ / 18-02-2004 10:55:58

sızı...! (kırılmışlığın acısı ).. Yazın güzel ancak bu kadar karmaşık yapıda olan insanlar kendi elleri ile yarattıkları bu varlıgı anlayabilecekmi ?




barut / 18-02-2004 10:59:12

harika bir kurgu.. sabah sabah düşündürdü beni.. çocuklugumdaki lambalı radyomuz, sonra küçük standard marka pilli radyolar.. 10-11 yaşlarında babamın siyah beyaz televizyon almaya gittiginde heyecanla yolunu bekleyeşim. pazar günleri pembe panter izlemk için bekleyişim.. uzay yolu, mr. spak... renkli tv, internet, ceptel.. bizim kuşak hızlı bir değişimi yaşadı.. yazıyı okurken '' kadınlar ne ister '' filmi geldi aklıma.. bizim kuşağa bu kadar değişim yeterli :) duygularımızı yitirmediğimiz, telepati kurarak duygularımızı dogal yolla hissettirebilmek daha güzel olmalı.. kelimemi maile yolladım..dün akşam evin önünde çocuklarla neşe içinde oynadığımız.. Kartopu




Erkan Ergen / 18-02-2004 11:13:23

Gerçekten ilginç bir kurgu. İnsanoğlu'nun içgüdüsel tembelliğinin yakın gelecekte başına dert açacağı muhakkak. Hele insansal sağduyunun ileri düzeyde karmaşıklaşmış makinelere aktarılması ise, bana göre elektroniğin ciddi bir çöküşü olurdu herhalde. Ama "Pamuk-Şeker"in nasıl bir etki yapacağını kestirmek şimdilik zor. Teşekkürler.




eniŞTe / 18-02-2004 12:03:56

Güzel bir kurgu olmuş LA'cığım, eline sağlık...




A.I. / 18-02-2004 13:00:20

Artificial Intelligence ve Minority Report filmlerinin konularının birleşimi.İkisini de izleyenler bilir.Zaten kurgulanmış olanı yazmışşınız.Bu sizin hayal ürününüz değil yani.Ben bu yazıya yaratılmış, kurgulanmış bir eser olarak değil bir inceleme-araştırma yazısı gözü ile bakıyorum.O gözle baktığımda en azından emeğiniz için bir 5 puan benden.




h alparslan / 18-02-2004 14:18:14

sevgili L.A. üzme kendini bu kadar.Bana da kopyacı hatta soytarı bile dediler.Seni tanıyoruz (en azından kendi adıma) benzesede önemli değil aslolan emek vermek yorumlamak.Ampulu icat etmiyoruz ki ! patent alalım. Benzerlikten ziyade yorumlamak önemli. Sunuş biçimi , alınış rengi , veriliş rengi... Bence çok güzeldi.tekrar yüreğine sağlık.




zeynep (digitalböcük) / 18-02-2004 14:29:24

yapay zeka ve azınlık raporundan bahsetmiş A I ,ben izledim filmleri,bağlantı kuramadım? eline sağlık La..




ibaba / 18-02-2004 14:43:57

Yazını sabah okudum sadece asd nin yorumu vardı.Bilim kurguyu zaten çok severim hayaller içinde işe güce giriştik.Şimdi mesajın gelince bir baktım ki neler olmuş. O filimlerden azınlık raporu filmini izledim inan La bende hiç çağrışım yapmadı. Sen gönlünü ferah tut benden sabah 10 puan geldi zaten.




levent / 18-02-2004 14:52:42

Sen de mi BKütüs! Km'de bilim kurgunun yaygınlaşmasını heyecanla, sevinçle izlemekteyim. A.I'de duyguları olarak üretilen bir robo-çocuğun dramı anlatılır. Minority reportta ise gerçekçi bir gelecek profili çizilmiştir. Ancak insanların içlerine çip yerleştirilmesi ve bu çipler aracılığıyla düşüncelerini birbirlerine aktarmaları olayı ikisinde de yok. Tabi ki bütünüyle orijinal değil hikaye. Sonuçta bilim kurgu yazıyorsak ve gerçekçi bir şeyler üretmek istiyorsak şimdiye kadar yazılmış iyi bilimkurgulardan bir arka plan oluşturmak amacıyla faydalanmalıyız. Hikayenin bütünüyle orijinal olmasını bekleyemeyiz. Orijinal bir fikir olsa yeterli. Senin hikayende de böyle birşey var zaten. Robotlara her insanın sağduyuyu tanımlayan bir kelime aktarması yoluyla onların sağduyu kazanmasına çalışılması geçerliliği tartışılır bir yöntem de olsa en azından benim daha önce duymadığım birşey. A.I.'de ve minority report'ta ise böyle birşey olmadığı kesin. Ama bence hikayeyi bitirmeliydin Leyla. Bu robotlar iki küçük çocuk olmalıydı mesela sonuçta. Çünkü herkes pamuk şeker, kartopu gibi şeyler gönderecekti ve onlar da şerbet gibi şeyler olacaklardı. Böylece insanların iç dünyalarının, ideallerinin, asıl isteklerinin dışarı yansıtılandan farklı ve aslında çok basit olduğu ortaya çıkacaktı vs. O zaman hikayendeki orijinal kısmı daha bir vurgulamış olurdun hem. Çünkü bu fikir gerçekten çok güzel. Herkes tek bir kelime gönderiyor ve sonuçta nasıl birşey ortaya çıkacak? Bu merak uyandırıyor ve güzel mesajlar vermeyi sağlayabilecek bir kurgu.




ters'ten teselli / 18-02-2004 14:57:29

sevgili leyla o iki filmi de izledim.. asıl onlar fikri senden çalmışlar ama aynısını çekmeyi becerememişler:))) sonuç; alakası yok.




Metın ÖZ / 18-02-2004 15:48:17

Bu kadar kızmana ne gerek var. Kaşıdaki kişi değiştirebilecekmisin HAYIR evet KOCAMAN BİR HAYIR.Kimseye kendimiz kanıtlamaya gerek yok ilk yazında yazdığın gibi aynaya bakman yeter orada yalnız sen varsın başkası değil.Bana göre yazarlar kendileri için yazarlar hayatın kendilerinde bıraktığı kelimeler tortusunu.iç dünyasında harmanlanarak bir kurgu ile kağıda dökmeyi becerebilmektır.Bu kelime tortusu ne çok ve kurgu ne kadar başarılı ise o kadar iyi yazılır. İYİ yoldasın,başarıların devami dileği ile




Hasan Yüksel / 18-02-2004 15:57:02

Leyla hanım, yazınızın bahsedilen iki filmle tek ortak özelliği olayların günümüzden çok sonraki yıllarda geçmesi ve onların içinde de robotlar olması ve yapay zekadan bahsedilmesi. Sizin yazınızın ana konusu ise tüm insanların kendi duygularını bir kelimeyle aktarması yani ürünün tüm insanların ortak ürünü olması ve böyle bir ana fikri ben bu filmlerde göremedim. İsmini veremeyen A.I arkadaşımız filmleri neresiyle seyretti bilmiyorum ama herhalde amacı başka. Zaten kendi söylediğine kendi inansa ve arkasında durabilecek olsa en azından adını yazardı.




şeref / 18-02-2004 16:08:33

güzellll :) kelimemi gönderiyorum: Şefkat Robotik algoritmasını nasıl yaratacağını da sabırsızlıkla bekliyorum. Eline sağlık LA (insanın en uzaktan duyacağı ses LA - 440hz- Robotlar için böyle bir kısıt yok ama LA'yı robotların da referans sesi yaparsak, belki şefkati duyabilirler. Mİ?)




ÖZLEYİŞ / 18-02-2004 16:43:14

Sevgli La, ben "Empati" kelimesini gönderirdim. İnsanların biyolojik zekasında kullanamadığını yapay zeka da kullanmak adına. İçinden çıkılması olmayan hatta kaybolan ve de mikroçipleri isteyen okurlar haline getirdin :)) sevgiler ve saygılar. Bugün biraz işlerimin yoğunluğu nedeniyle zihinsel yorgunluğum var. Ancak bu kadar yazabildim. Şu an kolumda bir mikroçip olsaydı da ben de bu zihinsel yorgunluğu yaşamasaydım :))) Sevgilerimi gönderiyorum




Elzem / 18-02-2004 16:56:00

beğenmedim. düşünülmeden biriktirilerek yazılmış. biraz de edebi kişiliğini kullanarak ortaya birşeyler çıkarmak istemiş.




Ferhat / 18-02-2004 17:17:12

Çok iyi bir kurgu. Müthiş bir hayal gücü.. Tebrik ederim Leyla... :)




arap / 18-02-2004 18:28:49

anca geldim hosgor. okudum da carpildim bilene...:)))) Ayol hani sen o citi piti hanim hanimcik halinle "38 numara ten rengi coraplar" felan yaziyodun... Yoksa bizi mi kandiriyodun? Pek bi guzel, cekici, enteresan, kafa kasiyici olmus sevgili La'm. benim de soyleyecek iki sozcukum olunca e-postana bildiricem... eline saglik minik seker..:)))))))))




rebeka / 18-02-2004 18:29:46

yani AI based robot anlatiliyor diye mi AI filminden kopye cekilmis?? :) ne sacma. AI meselesini ele alan her yazi, film vs vs tabi ki ayni soruya cevap vermeye calisir. e baska neyi ele alacaklar ki? adi ustunde degil mi? ....... her neyse, mesnetsiz bilgiclikleri bir tarafa atarsak, ben kendi hesabima kisisel duygu patlamalarinin kagida dokulmesinden ziyade kendi disina ve dunyaya odaklanan yazilari cok ama cok daha fazla seviyorum, yazildiklari icin memnun oluyorum. hele bunu leyla'nin yapmasi beni daha cok heyecanlandirdi. leylacim, ikinci bolumde bu konuda bir seyler okumak istersen turing testi ile ilgili bir seyler okuyarak baslayabilirsin derim. marvin minsky de iyi ama pek baslangic materyali sayilmayabilir. her neyse, devamini bekliyor, sevgiyle gozlerinden opuyorum. devam ! : ))))




ASD / 18-02-2004 18:59:20

Canım hacıcavcavım, demedim mi ben sana? Aşırı ve gereksiz bir üzüntü yarattın kendine diye??? Sen yaz.. Kim bilebilir ki senin tam 15 gün boyunca bu fikri işleyebilmek için kitaplara gömüldüğünü? Olayı kurgularken bir hata yapmamak için bu konuyu hatimlemeye çalıştığını? Emek ise, fazlasıyla sarfettiğini, sevgi ise, pamuk şekeriyel yoğurduğunu?? Yakınların dışında kim bilebilir? Sabote etmeye çalışanlar hep olacaktır.. Meyva veren ağaç, her daim taşlanır, olmuşları düşer, hamları ise asılı kalır ;)




Kelimeler / 18-02-2004 18:59:49

/ BAĞIŞLAMA / Kendini Bilmek / PATLAMIŞ-MISIR / Sınırsızlık / HATA YOK, DENEMİŞLİK VARDIR / sızı / KARTOPU / evet / EMPATİ / özgürlük / SEFKAT / çocuğum / Erginlenme / SEVGI / Sevgi




ASD / 18-02-2004 19:28:00

Aaaaaaa.. Pamuk şekere fikir annesi olmuşumm :)))))))) harika!!!! Arabımın kızına isim koyamadım gitti ama, en nihayetinde birilerine bir isim anneliği yaptım yane.. değmeyin keyfimee :))))




rebeka / 18-02-2004 19:39:15

ukelalik yapmadan duramiciim : )) AI temelli bir robot design etmek istiyorsaniz programlamanin algisal deneyimlerden gelmesi gerekir, isimlerden diil. isimler linguistik sembollerdir sadece, sembolize ettiklerinin deneyim karsiligi olmadan boyle bir programlama yapilamaz. AI ve expert programlarinin da en cok zorluk cektigi ve ustesinden gelemedigi ozellik budur. Minsky hocamizin hep soledigi gibi "common sense is not so common." .... daha da karisti de mi? : ) optum.




A.Şengörenoğlu / 18-02-2004 19:48:19

Ben lise çağlarındaydım, yeğenim henüz okula başlamamıştı. Geldiklerinde bir torba dolusu oyuncakla beraber gelirlerdi. İçeri girer girmez onları dizer ve senaryolar oluşturur ve oynamaya başlardı. Hiç yaşanılan ana ait bir kurgusu olmazdı. Hapla beslenen insanlar, jetonla çalışan yemek makineleri, uçan arabalar... Yaptığı kurgularının nereden kaynaklandığını bulmaya çalışır, sonra bu çabamdan vazgeçerek onun kurguladığı dünyada ben de yaşamaya başlardım. Zaman zaman da sarı saçlarını eliyle arkaya iterken verdiği komutlarla yarattığı dünyanın tanrısı gibi olaylara yön vermesine bayılırdım. "...bilinmeyen kişiler tarafından, gizli gizli insan benzeri yapılara sahip, insan-robot şeklindeki humanoidler üretiliyordu." (L.A Sf.1 P.7) :)) Yazarken saçlarını geriye attın mı hiç ? Yıllar sonra aynı keyfi yaşattığın için teşekkürler.




ASD / 18-02-2004 20:48:54

Common sense is not so common.. Minsky.. ya vallahi keystone böceğim ve reb'bim yuzunden geceler boyu netten okumak not almak dusunmek zorunda kalıyorum. Reb'bim cok ciddi soyluyorum.. Ne olur su isim ve net adreslerini mümkün ise tam ver, Marvin Minsky, bu arada, sayende bu akşamlık şenliğimi de buldum :)) True Names by Vernor Vinge :))) Sağol Reb'bim.. Seni yine kocaman öpüyorum :))




pastoral / 18-02-2004 21:49:48

SEvgili renkli kalem tebrikler rengarenk kalemlerin bu kez gelecegi boyamış ne güzel. Ama toz duman olmuş buralar. Olsun bence yazının ve yaşamın neresinde oldugundur ve nerede olmayı düşlediğindir asıl sorun. Ne güzel umutlar ve renkler öyle hani “ Yaklaşık 100-150 yıl arası olan kısa insan ömründe, zamanların çoğu duygular için kullanılırdı. Sevmek, okşamak, hissetmek için zaman tanınırdı. Bir anne bebeğiyle saatlerce oynama şansına sahipti. Küçük çocuklar bilgi depoları olmaları için sıkıştırılmaz, yaşamı en alasından yaşamaları sağlanılırdı” keşke sevgili dost, keşke... zaman zaman karamsar olsamda bende insanoğlunu gelecegini pekte karanlık görmüyorum. Bilim tüm kötülükleri yenecektir. Benim kelimem “sevgi” sevgiyle kalalım.




ANur / 18-02-2004 22:30:08

Leyla, tebrikler, ama bir yorum cümleciğine (alıntı yapmış yorumcu, farketmez, akıl etmiş ya) şapka çıkartacağım izninle:common sense is not so common. Bol şans :))




Tamer SOYSAL / 18-02-2004 22:51:33

Ben de sözkonusu iki filmi de izledim. Ortak payda eğer bilim kurgu ise ortak nokta bulmak hiç zor değil, ama iki film ile yazı bence farklı... Zaten önemli olan üslup ve ele alış şekli... Değişik olmuş.




YESİM / 19-02-2004 16:01:05

Leyla'cım yazılarını keyifle okudum..Farklı alanlarda konular bulman gerçekten çok güzel..Aslında çok fazla ilgi alanının olduğunun göstergesi bu..Ve elbette ki araştırmacı kişliğinin.. Bir tartışma ve muhalefet yaratma amacında olan, ve elbette ki adından çokça bahsedilmesini isteyip yorumu yazarak kenara çekilen A.I., istediğine ulaştı..Ama kendisi bilmeli ki bilim kurgu senaryoları sıklıkla birbirinden etkilenir..Kaldı kı örnek olarak gösterilen Yapay zeka ve Azınlık raporu filmleri de irdelenirse birbirinden etkilenmiştir :)..Bu durumda, onlarada eleştirisel gözle bakarak, filmlerin yapım şirketlerine birer eleştiri maili atmasını tavsiye ediyorum kendisine :))..Yazın gerçekten ilgi uyandırıcı ve okuyanı 'to be continue' beklentisine sokuyor..Yazının başarısı için ve anlatımın tutarlılığı için bilimsel araştırma yapman da takdire şayan..İçten kutluyor ve seni öpüyorum..Başarılar...




kardelen / 20-02-2004 08:57:00

Leyla yeni okuyabiliyorum.. Hayalgücünü ve emeğini takdir ettim... Tebr. Ben UMUT u gönderiyorum.. Sevgiyle.




hotwaves / 20-02-2004 10:10:10

Sevgili Leyla, yazini keyifle okudum... senin gibi yurekli bir dostumun basarili yazilarin devamini bekliyorum... uykusuz gecelerin emegi oldugu belli... yeni yazilarini heyacanla bekliyorum... unutma! silicon vadisinde yasam stirilze edilmistir...




Abdurrahman Özdemir / 20-02-2004 12:57:52

sevgili Leyla herkesi meraklandırdın ama robotların asla merak edemeyecekler :)) yine biz kazandık .... sevgiler ...




orkun / 21-02-2004 15:58:40

çok güzel bir yazı




Kelimeler - 2 / 22-02-2004 23:39:51

KELİMELER 2 : ayna / UMUT / hoşgörü / BENDİR /




zrbuyuksoy / 23-02-2004 09:36:23

leylacığım yazını henuz okuyabiliyorum Bilgi veren, arastirmaya sevkeden, hayalgucunu çalıstıran hos bir yazı olmus.Kelimem ''derin mavi''




KiFaYeTsiZ / 23-02-2004 21:30:19

Hımm Ne YazıLabiLinirki?Yazı iLgi Çekici We Kişi Hakkında YazabiLeceğim Teq Şey Sen Bu Zamana Ait DeğiLsin(; Yazının Dewamını BekLicem ZewkLede Okucam BaşarıLar KoLay GeLsin..




es-sinan candar / 29-02-2004 10:23:07

leylacığım hayal gücümü harekete geçiren nitelikte hoş bir yazı olmuş.gerçekler içinde boğulmaktan hayal etmeyi unuttuk.sinan kedisini NASA'dan fırlatılan uzay mekiğinin içindeki astronot zannetti....espri bir yana,kelimemiz;samimiyet.kendine iyi bak.sevgilerle.




Kelimeler - 3 / 07-03-2004 12:38:06

KELİMELER 3: hoşgeldin / SÜPER-İLİK / gülücükler / SAMİMİYET




Kelimeler - 4 / 09-03-2004 11:45:23

KELİMELER 4: derin mavi / AŞK




My-eDİTOR / 28-03-2004 23:36:41

BÖLESİNE BİR HAYAL DÜNYASINA HİTAP EDEN BU DENLİ HEYECAN VEREN YAZIYI İLGİYLE OKUDUM.HAYALLERDİR DÜŞLERİ GERÇEKLEŞTİRENLER.SÜPERSİN SEVGİLİ YAZAR...KOLAY BEGENMEZ BİR YAZAR'DAN "0 PUAN VE TEŞEKKÜR ALDIN.YAZMAYA DEVAM...SAYGIYLA




Can Kırmızıtuna / 02-04-2004 17:42:53

Harikaa gerçekten harika.




Onur Karadeli / 02-04-2004 17:43:33

Merhaba Leyla Hazirladigin hikaye'yi 1-2 hafta once okudum ancak yorumumu ancak simdi gonderebiliyorum. Begendim ancak birseyler eksik kalmis gibi hissettim, saniyorum asil vurgulamak istediklerine ileriki bolumlerinde baslayacaksin. Ben diger hikayelerini de okumak isterim. gulucukler.




Can T. Oguz / 02-04-2004 17:44:02

Merhaba Leyla Hanım, Yazinizi begendim. Gondermek istedigim kelime : "erginlenme" NOT : 3 Robot kuralı Isaac ASIMOV'undur. Yaptığınız alıntı için referans vermemişsiniz. Yazilarinizin devam etmesi dilegiyle,




Mai / 04-04-2004 15:15:04

ama olmazki, tam burada bırakılmaz ki....devamını merakla bekliyorum..




t. / 04-04-2004 15:15:26

du bakiyim bi kelime de ben gonderiyim n'olcek? : super-ilik




a';a / 19-05-2004 03:08:03

a'a




2. Bölüm İçin

ASD / 25-02-2004 02:59:05

Humanoidler ağlar mı hacıcavcav'ım??.. Ağlatırız biz elbette.. :))) Yarın akşam görüşmek üzere, beni bekle.. geliom :)))




rebeka / 25-02-2004 04:14:39

La, senin bu yaziyi yaziyor olman bana nasil bir keyif veriyor anlatamam : ))) devam et ! ..... bir de AI ile ilgili bir soru: filmin sonu ile ilgili ne dusundunuz? ne demek istiyordu? sizce film ve ozellikle son bolum neyi simgeliyordu? (bu filmin sonu bence film tarihinin en anlasilamamis sonudur. butun elestirmenler film cok zayif bir sonla bitiyor diyip anlayissizliklarini sergilediler. henuz dogru anlayan birine rastlamadim. sansimi bir de KM de deniyim: ))))




ters köşe / 25-02-2004 09:43:16

kadın dediğini yapar!!! belli ki bir kaç sayılık bir hadise olacak.. ellerine sağlık herkeslere inat:))




gülümse / 25-02-2004 09:49:27

Bence de bu seriye devam etmelisin..La senin kaleminden de okumak ayrı bir zevk doğrusu..Ben filmi izlemedim, o yüzden sonu için birşey beyan edemeyeceğim..Ne diyim sonunda robotlarıda kendimize benzeteceğizi..Ağlayan, gülen, seven, insan gibi bir kalbe sahip olacaklar gibi... hadi kayırlısı :)) sevgiyle..




pastoral / 25-02-2004 11:15:23

SEvgili renkli kalem, şirin anlatımın için kutluyorum. Birleştirmelerin, konuyu daha hoş düzeye çekiyorsun. Ç:ok başarılı bir yazı, kutluyorum. Bu film için yazayım kısaca; uzun süreli ilk defa bogazımızda bir şeyler dügümlendiren bir film olmuştu anımsadığım. İkinciside ne zaman bir Spielberg filmi seyretsem bu dahi yönetmenin gelişim çizgisini araştırmak geçiyordu içimden ve o filmden sonra kısaca araştırmıştım. Filmlerindeki müthiş hayal gücünü ve etkileyici anlatımının kaynagının kız kardeşi ile virlikte çocukluk yıllarındaki özgür gelişimlerine ve yaptıklarına bağlamıştım. SEvgiler




eniŞTe / 25-02-2004 11:27:49

Okur'un Notu : Gereği üzere okunmuştur :-)))))




Zeycan I. / 25-02-2004 11:48:43

La tebrik ederim... ellerine, yüreğine sağlık. Filmleri kendi birikimlerimle, kendi gözümle anlatmayı severim. ama yazmayı hiç düşünmemiştim.. bu filmle ilgili benimde kafamı karıştıran sonu olmuştu. çok etkilendiğim filmlerden biri. rebeka sanırım dahi'nin böyle bir sonla bitirmesiydi insanları etkileyen. basitmiş gibi görünüyor ama basitliğin yanısıra düşünürsek derinliği fazla. Yazının devamını heyecanla bekliyoruz La... sevgiler.




arap / 25-02-2004 13:04:28

gaydiri guppah cemileeeemm de, nasil nasil edeyiiiim de ben bu iseeeee.... Nikaaamizi giysiiin....dittiri diiit dit dittttiii diiitt... :))))))) Laaaa, ben bu turden niye bisiiy anlamiyom, "Schnildler List" disinda da niye Spilberg filmi sevmiyom... (baksam da bisiy annamadiimdan diyemediimmden olsa gerek!!. :((( Sen yaz anaciiim, anlayan anliyo, beni dusunme; ben gaydiri guppah cemileme devam ediyom.... (PS.doktora istanbullarda saap cik, zira yaz'a kadar bize bisiy birakmaz o oralarda.... iyi eglenin)




ras / 25-02-2004 14:20:29

Hocam cok degişik, agızda tad vercek bır yazıydı. Okurken hızımı kesmemek ıcın,noktalarda durmadım... Klavyene kahve dökülmesin




Doğan S. / 25-02-2004 14:23:39

Saçmasapan bir film ve konu......!! İyi ki izlememişim...! La tam da hikayelerinden zevk almaya başlamıştım, bu bilimkurgulamalar da nereden çıktı? Ben yine de 10 veriyorum...Korkma!! Herşey düzelecek.....David.




FERDA / 25-02-2004 14:59:30

La'cım; "gereği üzere" yazdım demen üzerine (kesin bunda bi iş var; baksana, eniŞTe de bu nedenle okuduğuna göre!) ben de gereği üzere yorum yapiiim bari dedim... Yahu, "NE GEREĞİ" vardı; şu bir önceki bölümde sana yöneltilen söyleme bu denli takılıp kalmana? Yazık değil mi güzel canına?Hiç mi başka bi şi bulamadın takacak allasen? Hem ne demiş eskiler? "Nasıl bilirsin karşındakini?.. Kendim gibiii, kendim gibiii!".. Bırak, sana çamur atanlar "kendi gibi bilsin" diğerini... Sen ve dostların, biliyorsunuz ya gerçek seni... boooşver gerisini.. (Bu da sana bir "abla" nasihati...)




Filiz / 25-02-2004 15:36:09

Laaa..... Sesim geliyor mu? Güzel bir yazıydı. Bence bu türde de başarılısın. Okurken bir yerlere gidebilmek, sürüklenmek güzel. Bu yazı da beni iş yaptığım masadan çalıp, çok çok ayrı yerlere çekti götürdü. Güzel çağrışımlar ve yüzümde bir tebessüm vardı geri döndüğümde. Ama filmin sonu için değil di gülümseyişim, hatırladıklarım içinde. Filmin sonunu konuşacağın gruba beni de dahil eder misin rica etsem. Ellerine sağlık sevgili Leyla.




levent / 25-02-2004 16:17:05

AI'yi anlattığın kısım dışında başarılı olmuş bence. Diyaloglar, hele hele bilim kurguda başka bir bilim kurgu metninden bahsedilmesi gibi çok iyi yanlar var. AI'yi aynen anlatman ise bence gereksiz. Yukarıda da bahsedildiği gibi artık bir hikaye olmaktan çıkmış bir cevaba dönüşmüş böyle olunca. Yine de overall düşünüldüğünde tebrik ederim, bence giderek daha iyi yazıyorsun. Özellikle teknik açıdan. AI'ye gelince: AI sadece bir Spielberg filmi değil ki. Aslında bir Kubrick filmi. Kubrick'in başlayıp da bitiremediği noktadan Spielberg devralmış hikayeyi. Ben başlangıcını başarılı buldum ama sonu sakız gibi uzadıkça uzadı. Sonuçta bunun sebebini Spielberg filmleriyle Kubrick filmlerini kıyaslayarak tahmin etmeye çalışabiliriz. Film bir Kubrick filmiyken bir Spielberg filmine dönüşmeye çalışırken uzadıkça uzamış, sonunda da bir süre limitine tosladığı noktada bir ucube olup çıkmış. Rebeka'nın soru işaretini paylaşıyorum. Sonu bana da karanlık, anlamsız geldi. Önce çocuk pili bitene dek peri olduğunu düşündüğü lunapark heykeline yalvarıp duruyor onu insan yapması için. Sonra belki milyonlarca yıl geçiyor ve evrilmiş robot mu insan mı oldukları belli olmayan varlıklar ona diyorlar ki: Valla seni insan yapamayız ama anneni birgünlüğüne diriltip öldürebiliriz istersen. Çocuk tamam diyor, anne birgünlüğüne diriliyor, çocuk ona sarılıyor ama anneye birazdan öleceği söylenmiyor, korkmasın diye. Çok korkunç! Spielberg mutlu son yapayım derken iyice batırmış olayı bence. Ben anlamadım. Anlasaydım arap olurdum, araba soralım, belki de o AI'yi anladığı için arap olmuş olabilir:)




arap / 25-02-2004 20:03:39

bu aksam super movies kanalinda (ingilizce yayin yapan arap kanali) yemin ederim bu film var... Ben de daha once izlememistim. Cunku bilim-kurgu filmlerini yuzde doksan hazzetmiyom. Ama La'nin hatri icin izleyecegim bu aksam. Ama simdiden garanti verebilirim sevgili Levent, "anlarsam arap olayim"...... kolay gele




Keystone / 25-02-2004 22:06:05

Once La nin dukkana geldim uzun sure sonra, isler ilerlemis Leyla hanim parizyenden sonra yapay zeka. Benden bir tavsiye, AI nin yeni bir ET yapayim dercesine bozdugu asiri semtimentallestirdigi film de bastirilamayan merakin Ray Kurzweil in "The Age of Spiritual Machines" de belki tatmin edilebilir, yada Richard Powers in "Galatea2.2" sini okuyabilirsin, ama bilmem turkceleri varmidir. Ya sanki Leyla masum idi minority report ve AI i izlemedim demisti sizler olayi comaklayinca boyle birsey yapmis Leyla, Rebeka israrlar pantyhose, jartiyer felan yazdirmiycek leyla ya anlasilan :)))) Rebeka nin filmin sonu neydi olayi da sanki filmin basinda insanlik bir robotu sevebilir mi sorusuna cevap vererek bitmis. Spielberg in bu filmi nde kubrick elementleri serpistirilmis, zaten Kubrick in bu filme on ayak oldugu biliniyor. Bir Ridley Scott in blade runner inda lezzet yok ama flesh fair, sex-bot da verildigi gibi teknoloji ilerledi diye insanliginda mutlaka ilerliyecegi dusunulmemeli. Rebbimiz Gigolo Joe yu begendimi ki aceba :)) ? teddy bear li bir pijama partisi de ben isterim leyla ona gore :)))) ya bu yaziyi ara ara cok boluyorum cunku islerimi hallediyorum bu arada ve birbaskasi yardim yada bilgi icin geliyor. Filmin sonu aslinda yazi ve tura gibi birbirinden farkli iki yonetmenden, david pinokyoluktan cikicaktir (spielberg tipi son) ama sonucta olecektir (twisted Kubrick stili son), bir gununu annesi ile gecirecektir (S type), ama annesi gun bitimi uyanmiyacak (K type). Filmin sonu bu yuzden ne bir S filmi gibi nede bir K filmi gibi bitiyor. Gonul genisligi ile olaya bakilirsa film bir robot filmi olmasina karsin, insanin yalniz brakildiginda, hayat kuskulari arttiginda neler yapabilecegini gosteriyor. Sonucta filmin kar etmesi icin klasik amerikan aile filmi olma yoluna sokulmasi da gerekiyor bazi seylerden odun verilirken acimasiz olunmamali. Ridley Scott nin G.I Jane gibi veya Kubrick in Eyes Wide Shut i gibi filmlerde cikmistir, ozellikle Kubrick in tek bir fircadan cikmis kadinlari topladigi sahnelerde ustanin ideal kadinini gormus olduk kimbilir. Bagimsiz filmler var aslinda onlari tartismak daha hos olur, bugun nihayet "The Passion" gosterime girdi, hiristiyan dunyasini haraketlendirecek grafik icerigi agir ayrica yahudileri anti-semitismi kaynatabilirmi diye endiselendikleri bir film, bagimsiz bir film bir Mel Gibson filmi. ASD ye kocaman selamlar.




ASD / 25-02-2004 22:14:20

Filmin sonundan nefret etmiş, film boyunca esnemiş karagözü arayıp benden zorla bir son istersen olacak da budur hacıcavcav.. Ağlayan pinokyodur, gayet de orjinal ve müthiş bi son oldu.. Humonoidi de çocuk yaptım getti.. Ne var bunda?.. La.. O korkunç sonu yazmana izin veremezdim, ne yani böle daha iyi olmadı mı? Kestane kebap, acil cevap.. (ehuhehehu..)




ASD / 25-02-2004 22:21:26

Key gelsene bi film bulduk, başlığını bilem çözemedik.. Biz izleyelim sen ne anlayacağımızı annat :))))) Yanında gelirken ne getirceeni bilion.. Hıh.. işte onu ikinci kata bırakıver ;))))




keystone / 25-02-2004 22:32:21

La ya kiyamadin demek, Sen nasilsin oralarda? merak ediyorum. Kaynatin bakalim kulaklarim cin cin hic kesilmedi zaten. Leyla yazini aslinda simdi okudum, iyi olmus fena olmamis da rebeka ya uyma bagimsiz yaz dukkani susle :))




ASD / 25-02-2004 22:37:35

Nescafem nihayet geldi.. Hizmet son model.. Güzelime tam bir saat takmışım garajda.. O da nescafeyi 45 dakika oyaladı. Of bilem demedi vallahi.. Ben de nescafede ısrar edemedim.. Fair enough :) Yolda azıcık literatür baktım.. Tuvaletimi tuttum, abur cubur yemedim, yabancılar ile konuşmadım.. Nihayet "merkeze" yaklaştımmm.. La kocaman valizimi tüy gibin bagaja attı.. Lakin apartmanın 3. katında verdiğimiz kahvemolası bayağı oyaladı.. (Az abartmışım galiba ;)) 5. kata dek çıkabildik en sonunda.. Şimdi dirsek teması semi sanal dünyada, La randevularıyla boğuşmakta ;)




ASD / 25-02-2004 22:55:23

Beni merak eden boceemmmi kocamann operim ben :))) Du yaw güç bela hatunun evine attım demiri kovdurtma beniiii..




Keystone / 25-02-2004 23:05:19

Seda oyle bir anlatmissin ki, Kirmisi baslikli kiz gibi uslu uslu yolculuk ettin elinde bavul Leyla da tuymuscesine kavradi bagaja atti bavulu, disleri buyuk tirnaklari uzun diil ya leyla nin? :))) Iyi oldu rahat geldigini yerlestigini ogrenmek, optum ikinizi.




ASD / 25-02-2004 23:29:12

A.I Sazanı hala oltaya vurmadı, koca bir somun ekmek içine bissürü iğne bağladık, iskeleden aşağı salladık. Yok ama yüzü tutmuyor olsa gerek :))))) Viva Küme Çalışması!! Ben oltanın başını bekliom, La hala hala java script ile uğraşıyor, sonu YANLIŞ YERDEN ÇALINMIŞŞŞŞ diye ortaya atlar dedik, yanıldık.. gelmedi :))))




pastoral / 25-02-2004 23:30:43

Dostlar buluştu demek, ancak internete girebildim. Şimdi istanbulda dostlarla olmak vardı, denecek kadar güzel. Dostlugunuz daim olsun. Ödevleriniz yapmayı unutmayın yarın kontrol edecegim ve sözlü yapacagım. sevgiler




pastoral / 25-02-2004 23:36:46

Keystone da var, ne güzel dün yazıma bir yorumunuzu, katkı vb. nizi dört gözle bekledim. Tabiki sn.Rebeka içinde öyle ama, hala yazamama nedeninizi çözemedim sevgiler (tabiki bir zorunluluk defil bu, ancak gönül yarısı dostlarında olan bir yarım elmadır derler :) sevgiler




Sazan nedir? / 25-02-2004 23:37:40

Sazan: Tatlı suların sevimli, adına uluslararası yakalama yarışmaları düzenlenen iri kıyım balıktır. Her amatörün mutlaka bir sazan hatırası vardır. Sırtı koyu zeytin yeşili, yanları sarımsı yeşil, karnı kirli sarıdır; vücudu pullarla örtülüdür. Yüzgeçleri çok gelişmiştir, sırt yüzgeci uzun ve tek parçadır. Kuyruk yüzgeci iri ve güçlüdür. Çoğu zaman yan yüzgeçleri hariç diğer yüzgeçleri kırmızımsıdır. Pek çok farklı türü vardır. Özellikle 'Aynalı Sazan' diye bilineni en makbul olanıdır. Eti daha lezzetli, daha az kılçıklıdır. Çok değişik şartlara adapte olup yaşayabilmesine rağmen, genelde büyük, hafif akıntılı veya durgun suları daha çok severler, ama nehirlerde de rahatlıkla yaşarlar. Hafif eğimle derinleşen, otluk, dibi kum veya çamurla kaplı yerlerde, derelerin göllere döküldüğü ağızlarda daha çok bulunur. Sıcak seven bir balık olduğundan yaz boyunca genelde güneşin ısıttığı sığlıklarda dolaşır ve yemlenir. Kışın derine çekilir. Güçlü ve mücadeleci olan sazanın avcılığı oldukça zevklidir.




gültekin / 25-02-2004 23:43:15

Eline ve hayalgücüne sağlık La kendimi NASA da bilim adamı gibi hissettim şu an aydayım valla:)




pastoral / 25-02-2004 23:43:29

aferim kızım yıldızlı peki***




Sazan nasil avlanir? / 25-02-2004 23:45:27

SAZAN BALIĞI (cyprinus carpio.L.) Sazan balığı tatlısularda yaşayan kemikli bir balıktır.Uzun bir sırt yüzgecine, kısa anus yüzgeçlerine sahiptir. Başında (ağız altı) dört adet bıyık bulunur. Yüzgeçleri yumuşaktır. Yüzgeçlerin ön tarafında kuvvetli dikenler bulunur. Göğüs yüzgeçleri, karının altına doğrudur. Pulları değirmidir. Yüzme kesesi bir kanalla yemek borusuna bağlıdır. Bir bölümü kemikleşmiş olan ilk omurlar, kulakları yüzme kesesine bağlayan "Weber aygıtı" nı meydana getirirler. Bu tip aygıta sahip balıklar arasında (kemik destekli keseliler) çene dişi bulunmayıp, yutak dişi bulunan balıklar sadece bunlardır. Sıcak ve ılıman bölgelerde, deniz seviyesine yakın sularda yaşayan yüzlerce variete'si (alt türü) vardır. Sazan kendi cinsinin tek türüdür (Cyprinus carpio). Bazı sazan çeşitleri pulludur, bazıları tüm pulsuzdur (deri sazanı), bazılarında ise az sayıda büyük pullar bulunur (aynalı sazan). Sazan balığı göllerde, kanallarda ve sakin akan sularda yaşar. Hayvansal ve bitkisel besinlerle beslenir (omnivor). Yaz başlarında su sıcaklığı 20ºC'ı bulduğunda veya aştığında üremeye başlar. İri dişiler bir milyon adetten fazla yumurta dökerler. Yumurtalarının çapı 1.5mm dir. Deri Sazanı ve aynalı Sazan gibi türlerinin yemi ete dönüştürme katsayıları çok yüksektir. Bunlardan 10 senelik bir birey 10-15 kg gelebilir. Daha yaşlıları 30-45kg ağırlıkları bulabilir. AVCILIĞI: Her ne kadar Sazan avcılığı basit gibi gözükse de skor yapacak balıkları avlamak oldukça maharet ister. Yem hazırlama sürecini de göz önünde bulunduracak olursak, Sazan avcılığını evden başlayan bir süreç olarak düşünebiliriz. Sazan avı için en uygun takım 3.20m teleskopik kamış ve 1:3 turlu bir makara ile 0.35mm ana misina, orta veya kücük boy bir fırdöndü, 0.30mm beden ve kullanılacak yeme göre 2-6 Nr. iğneden oluşur. Yemin ağırlığına bağlı olarak uzak mesafelere atışı sağlayacak bir hareketli iskandil de zaman zaman kullanılabilir.




keystone / 25-02-2004 23:46:05

La ne cikarcisin sen yaaa opmuyum hm senin yerine iki kere operim seda yi... Java "SUN" corporation in cikardigi bir program oldugu icin. www.sun.com yap ordan dowload java ara bulursun sanirim. Rebeka yi lure edemedik vurmadi oltaya napalim ama o simdiden bilet ariyordur "the passion of Jesus Christ" a. Mesguldur hem o, bende seni gorcem diye isleri bolup bolup geliyorum, argon tupu degistircem diye tum ogle sonrasini yiyorum, az sora da gurup toplantisi var, snackler benden bu hafta biliyorsun gecen hafta ben konusmustum, ustu cikolota kapli top kek, gofret ve tabiiii turkish delight var 11 koca insan.




ASD / 25-02-2004 23:46:41

Ben ona okuyacağı kitapları verdim hocam.. Ben onları okudum.. Sekondere hazırlık yapıyorum.. ;)))




keystone / 25-02-2004 23:49:31

pastoral Hocam, kusura bakmayiniz benim su zamanlarda islerim cok yogun, yazdiklarinizi ve paylastiklarinizi cok begendigimi bilmenizi isterim hocam. saygilar.




ASD / 25-02-2004 23:51:33

Bir tane de tuzlu yapsaydın, içlerini bayıcaksın şekerle.. Annenin altın günlerini hatırla. Gary'e başka şeker sunun bari :))))))




keystone / 25-02-2004 23:55:33

kisir yapmak lasim ama rebeka bilir amerikalilar ole istemeden bisi vermes o yuzden o is biraz zor. Gecen hafta markus evinde portakalli cup kek yapmis ustune de bizim nutellalarin en bozuk kalitesinde (amerikanin en iyi kalite Hershey markasi) cikolota :) aaa bak bu daha iyi imis desinler diye o kekler var, asil gofretliycem :) gec kaliyorummm.. Sabaha bol sanslar, opuyorum seni. Sleep well.




pastoral / 25-02-2004 23:55:38

sagol keystone bizim gönlümüz hep yarım elma. Sevgili asistanım yıldızlı yıldızlı peki***** keşke böyle asistanlar olsa. sevgili keystone merdiveni tavsiye edem asistanlar çevremizde çokken, keşke sevgili Leyla içten bir asistan olurdun eminim. SEkonder için yanıt gelmiştir işallah. Aslında sevgili ASD iki metinide düşün lütfen olurmu ?? sevgiler




ASD / 26-02-2004 00:12:33

Herkeslere iyi akşamlar, yarın elimden geleni yapacağım.. iyi dilekler için sağol bocegim. Hocam sekonder için cevap yok ama size en son gönderdiğim maile istinaden yapacağınız bir kaç değişiklik dışında zaten yazınız klasik bir Zeki Hoca bombası.. küme sözcüsü olarak ben, küme araştırma asistanınız olarak da La her daim hocamızın yanındayız :)))) Key bak hocam merdivenlerden şaşma diyor, ilahi hocam kahkaha attırdınız bana :))))))




ANur / 26-02-2004 00:25:00

sanal dünya bir alem :)) bol şans seda ;)




ANur / 26-02-2004 00:32:21

"çok iyi", ama "gereği"nin yüklendiği kinayeyi sevmedim.. keşke yapmasaydın, la :)) kurtul bunlardan, kurgunun ciğerini yiyeyim. budur söyleyeceğim. bir de öptüm seni... yanındaki aşifteyi de :))




Sait Elibol / 26-02-2004 01:02:12

Kırkdokuzuncu yorumda bana bir şey kalmamış ki.. Ne yazsam,ne yazsam,bir hamak alıp sallansam... Sevgili La, eniŞTenin cool yorumuna bakma sen, gereği olmasa da okundu ve çok beğenildi. Sevgiyle kal.




banderas / 27-02-2004 19:19:49

merhaba yeniden...L.A. yazını bugün okumak nasip oldu...yine çok güzel bir yazın ile bizlerlerle burdasın...çok teşekkür ederiz....sayende bu siteyede alışıyor oluyorum...ne yalan söylim bu yazındakinin öncesinde iki yazını okumadım....ama şimdi ikisinide telafi edeceğim...bakıyorum babamdan ses soluk yok sanırım...herneyse...şimdilik bu kadar...kendine iyi bak...kahve molası yaptıktan sonra burdayım...




AOG / 01-03-2004 21:21:30

Yazın cok guzel anneciğim






3. Bölüm İçin

h alparslan / 03-03-2004 09:50:11

Suçu önceden buluyorlar da nedennnnn nedennnnnn suçu beyinden silemiyorlar ustacııımmmm :) Güneş seninle olsun Leyla :)))




gülümse / 03-03-2004 09:53:55

Bennnn geldimmmm :)) bu serii böyle gider gibi. Azınlık raporunu bende izlemiştim..Geleceği görmek istemek bencede yanlış, ama insan merak etmeden de yapamıyor hani.. Falcılara gitmek yada kahve falı ve benzeri fallardan meded ummakta bu sebeple değil mi? Aslında insanlar geleceğinde hep iyi şeyler olmasını bekledikleri için geleceklerini bilmek isterler. Ama kötü bir gelecek yorumuna da "fala inanma, falsız kalma" diyerek geçiştirirler.. Ne çelişki :)) eline sağlık La cığım..Sevgiler




fevzi s. / 03-03-2004 10:09:53

Leyla hanım, siz o sıfırcılara aldırmayınız, vardır bir dertleri ille de. işimize bakalım.. yazınız bize yeni ufuklar açacak, belli.. teşekkür ediyoruz. Bu arada 'gereği üzerine' kısmını anlayabilmiş değilim.. belki açıklarsanız...sevgiler




Sait Elibol / 03-03-2004 10:14:18

Tescilli yorumcundan bir tane daha yıldızlı on numero sana. Sevgiyle kal.




arap / 03-03-2004 11:19:16

sevgili La'm daha yazini ve hic bir yaziyi okumadim iyi mi??.........:))))))))) Sam'da Cidde'yi aratmiyo walla. Bir garip arap memleketi. Modern gibi duruyo, kotu vuruyo... Simdi Oli'nin okulundayim ve ozel mail (hotmail'e felan yani) girmek yasak bu yuzden KM'ye girdim size ulasabileyim diye...ters'e ulasirsan lutfen, mutlu yillar dedigimi ilet.... sen de sevgiyle kal.... yaziyi becerir okursam bir de becerip yorum yazmaliyim deel mi???? Aksama belki, cok optum prenses...




arap / 03-03-2004 11:28:21

okudum..:))))) Ben de kizimin gelecegi konusunda kaygilaniyorum ama bilmek de istemezdim.. Yok yok istemezdim.. istermiydim acaba yaw? Bi dusuneyim.. yok yok istemezdim..yok yok istem...:)))))))))))))))))))))






eniŞTe / 03-03-2004 12:56:46

Yazı-Yorum'u; İzli-Yorum... Bazı-Yorum'lara kafayı takmasan daha iyi bence ama bu da senin Tarzı-Yorum'un ne diyeyim en iyisi uzat kulağını Gizli-Yorum yapayım, bilirsin öyle Sizli-Bizli-Yorum'lardan pek hoşlanmam.. :-)))) "Gereği üzerine yazılmıştır" bölümlerini uzatman için başka filmlerden kurgu araklayıp/araklamadığını Dikizli-Yorum, izlemediğim ya da sana beleş yorumlatmak istediğim bir film için etrafı kolaçan edip uygun bir nick Gözlü-Yorum... :-))))))




kardelen / 03-03-2004 13:18:18

Bilimkurgudan hoşlanmam ama sayende sevicem gibi :))) sevgiler




özlem özdemir / 03-03-2004 13:38:37

Sevgili Leyla, eline sağlık, yine çok hoş bir yazı olmuş. Yoruma gelince, sana kaygısız günler diliYORUM.




Funda / 03-03-2004 15:40:22

Seni okumak bir zevk. Sevgiyle kal :)




Adnan Paksoy / 03-03-2004 16:28:00

NERDEEEN NEREYE...... Yazın harika olmuş.. kutlarım




keystone / 03-03-2004 18:29:18

Leyla bu yaziyi Plato nun "Solen" i havasi vermeyi tasarlamis gibi olmus (ama istemeden ama bilerek), koyu renklerle soran arkadas da Sokrates gibi aslinda filmi anlatan La dan daha bir bilge gibi. Dun Zeki Hocam in yazisi sonrasi ve eski yunanlarin inanisindaki insanlik gibi, eseyler ile kalitim, ve same sex marriage den bahsetmeyi dusunuyordum, ama bugunku hede hodo icinde bu konu bayar. Leyla neden bu yazinin 10luk oldugunu dusunuyorsun?




AOG / 03-03-2004 18:33:21

YAZIN ÇOK GÜZEL ANNECİĞİM.




türkerayyıldız / 03-03-2004 18:37:01

beş altı aydır çıkarlar mı dostlukları dostluklar mı çıkarları doğurur diye düşünürken yazının bir bölümünde ayağım takıldı.. doğrulurken kızımın geleceğini birazcık da olsa bilmek ister miydim diye düşündüm..(hani kıyamadığımdan..)cevapsız kaldı.. teşekkürler ..eline yüreğine sağlık..




Seyfo / 03-03-2004 20:34:17

Farklı bir düşünce, kurgu ve anlatım tarzı... Yaratıcılık bu olmalı. Güzelliklerle kalın




general / 03-03-2004 22:07:54

mükkemmel




Aysenur G / 03-03-2004 22:42:34

"Kurgunun calinti olmadigini ispat etmek"... aklimizdan gecenler, bircoklarinin aklina dusmus olmali... bu gune kadar yazilmis ve yazilacak olanlar da cogunlukla tekrarlardan ibaret. Dusunen yaratik insanogluna dert olan konular cok da farkli degil birbirinden. Bu durumda, bosveeeeeerrr kim ne derse desin, sen icinden geldigini canin cektigi gibi yaz. Kim ne derse desin... di mi ama? Firsatin olursa Ters kose'nin dogum gununu benim adima da kutlarsan cok sevinirim. Bu arada ben oralara gelince nasil bulcam ki sizleri??? Hani ben fena benimsedim, kendimi aileden saniyorum, dedigin geceyi yapmassak kos kos donucem buralara. Haberin ola, sonra dimedi dime... opurem...




ras / 03-03-2004 22:52:03

Gereği üzerine yazılmıs bir yazıdan da ne guzel yazılar cıkıyormuş. Demekki hocam bundan sonra sana koşullar sunmak lazım.Sagolasın. Klavyene kahve dökülmesin




ASD / 03-03-2004 23:49:05

Vaktim yok, ama sağ sağlıklı ve cok huzurluyum. Şefkat pınarı bana iyi bakıyor..İstanbul çok sevdi, yine gelecek ben.. :)))))))))




gültekin / 04-03-2004 08:21:56

Biraz yapıcı olalım, emeğe saygı duyalım yaw. Vermeyeceksen verme puanmıdır ne merettir. Hatta beğenmiyorsan okumayacaksın olacak bitecek niye boş boş polemikler yaratılıyor anlamıyorum. Gayet güzel olmuş La ellerin dert görmesin.




gültekin / 04-03-2004 11:42:55

Önemli olan kesinlikle 0 veya 10 değil önemli olan boş polemik yaratmak Sıfırcı arkadaşım. Zaten yorumunu yazarken nickini tuhaf bir şekilde gizlemen acayipliğin başlangıcı.Bunca karışıklık ve suçlamaya kırgınlığa yol açmak istemiyorsan yazacaksın güzelce ismini kimse karıştırmayacak ve bunlar olmayacak. okurluğun ve eleştirmenliğin güzelliği bu olsa gerek. Grup veya birilerinin avukatlığını yapmak gibide bir kaygım yok. Yalnızca rahatsızlığımı dile getirdim şahsi olarak.Her çıkan sürtüşmede de bu rahatsızlığımı dile getiriyorum yalnızca bu yazıda değil...




Bonjuree / 05-01-2005 18:32:07


- Koruma amaçlı da olsa geleceği bilmek ve çizmek ister miydin?

- Asla... Peki sen? Bir anne olarak, kızın için kaygılanmak yerine, geleceğini görüp ve bilmek hatta geleceğine müdahale etmek ister miydin?

- Bu hiç zevkli olmazdı sanırım. Yarını bilmek istemiyorum, yarını yaşamak istiyorum..


leyla ayyıldız;mutfakta olduğunuzdan eminim artık :))






Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım