22/12/2006 - YİNE O GECELERDEN BİRİ |
Uykunun bir türlü tutmadığı, yorganın altında sağa sola dönmekten yorulduğum gecelerden biri.
Sanki lastik bir film makarasının ucu hızla çekiliyor da, aniden bırakılıyor. Hangisinin rüya, hangisinin gerçek olduğunu ayıramadığım, yüzlerce görüntü son süratle gözlerimin önünden kayıp gidiyor. Ne kadar kalabalıklaşmışım meğer, eskiden filmlerimin kahramanları birkaç kişi olurdu ve yüzlerini seçebilirdim. Şimdi ise çok sayıda silik, cansız siluetler halindeler. Oynayan karelerde ise; kişilerden çok, olayları görüyorum. Görüntüler karışıyor, birbirine giriyor, kesiliyor, silikleşiyor.
Uyumaya çalışıyorum. Göz kapaklarım bir türlü yeterli gelmiyor. Gözlerimi sıkıca kapatıyorum; ışık yine de sızacak bir delik buluyor. Diğer yastığı gözlerimin üzerine bastırıyorum. Hah karanlık!
Lem, yine olmadı.
Şimdi de bir yerlerden kızıl bir ışık sızıyor. Sanki gün batıyormuş da, ufuk çizgisi kızıl renge bürünmüş, önünde de siyah siyah siluetler varmış. A-ha, işte onlar; yaklaşık kırk tane tilki bir araya gelmişler, şu, kuyruklarını birbirlerine dokundurmadıkları danslarını yapıyorlar. Bir siz eksiktiniz, çekilsenize önümden!
Ne yana baksam onlar, kurtulmam mümkün değil, uyuyamıyorum.
Bari şunların resimlerini çizeyim. Palete bir parça beyaz boya koyuyorum, bir parça siyah, biraz da kırmızı. Karıştırıyorum. Biraz daha kırmızı, biraz daha siyah. Ufuk çizgisini boyuyorum. Alaca bir karanlık yapıp, pembe-kızıl-siyah bir gün batımı oluşturuyorum. Siyah renge götürüyorum fırçayı yeniden, tilki siluetlerini çizmeye başlıyorum; kiminin kulakları havaya doğru dikilmiş, kimi ön ayaklarından birini ileriye doğru atmış. Kimi, sırtını yanındakine dokundurmuş. Ağır ağır danslarını yapıyorlar.
Siz benimle ne kadar uğraşsanız da, ben sizi güzel bir tablo haline getireceğim. Bakalım, siz mi yamansınız, ben mi?
Yine durmuyorlar. Pes ediyorum, uğraşamayacağım sizinle. Kalkmalı. Şu tabloyu yorganın içine saklamalı. Işığı açmalı, olmayan karafatmaların yuvalarına girmeleri sağlanmalı.
Önce kana kana büyük bir bardak su içmeli. Sonra tıngırdasın diye televizyon açılmalı. Yarım kalan kitaba biraz göz atılmalı. Hiçbir şey anlamayıp, kenara fırlatılmalı.
Bilgisayar açılmalı, Cem'in sayfayı değiştirip, değiştirmediği merak edilmeli, 'bir Kahve Molası iyi gelir' diye düşünülmeli.
Yok, henüz değiştirmemiş. O da bu gece hain!
Saat gecenin ikisi...
.....
Birden kalkıyorum koltuktan. Önce bacağıma bir kot pantolon geçiriyorum. İyi ki almışım babamdan şu pantolonu. Üzerine de bir kot mont... Bir de şu kocaman şapkayı kafama geçirip, saçlarımı içine bir güzel sakladım mı... Tamam, oldu her şey. Heyytttt!!! Şu halime bir bakın, mahallenin en bıçkın delikanlısı karşınızda, tanıyabilene aşk olsun.
Ve fırlıyorum evden. Işığı kapattığım anda karafatmalar deliklerden yine fırlayıp, evin içine dağılıyor. Ay, umurumda değilsiniz, ev size emanet, yiyin birbirinizi. Tilkiler de yorganın altında, haberiniz olsun.
Kontağı çevirdiğimde içimi huzur kaplamaya başlıyor. 89.00 Joy Turk... Harika...
Ve sokaklar artık benim. Hafif bir müzik çalıyor yine. Sesi kulaklarımın dayanabileceği kadar çok açıyorum. Ne mi çalıyor? Hiç fark etmiyorum. Yol, ben ve müzik varız sadece. Karanlığa, asfalta, eriyip, karışıyorum.
Meraklanmayın, çok hız yapmıyorum. Sadece geriye dönmeme yetecek kadar benzin ayırıp, biraz dolaşacağım, tabii, yine aynı yere uğrayacağım. Yüzümü Boğaz'a dönüp, biraz dertleşeceğim. Bir iki söyleneceğim belki, bir iki de küfredeceğim. Kız Kulesi ve Galata'yı izleyeceğim bir süre, sonra 'Amann, ne haliniz varsa görün, bir daha da işinize karışmam' diyeceğim.
Yağmur başlıyor. Bardaktan boşanırcasına yağıyor. Bu kent ağlıyor.
Silecekleri en üst kademede çalıştırıyorum. Hızlı, daha hızlı. Pencereyi biraz aralıyorum. Bir iki yağmur damlası içeri kaçıp, yüzüme çarpıyor. Elimi yüzüme götürüyorum. Islak... Göz yaşından mı, yağmurdan mı olduğunu ayıramıyorum.
Arabayı yine aynı yerde durduruyorum, Boğaz'a doğru bakıyorum.
Kalabalık burası, sanki gündüz gibi. Hem de bu saatte, bu yağmurda.
Çay bahçesi yine açık. Küçük tentenin altındaki, hasır taburenin üzerine ilişiyorum. Önüme cam bardakta demli bir çay koyuyorlar. Bir yudum alıyorum, içim ısınıyor. 'Yine mi abla?' diyor, garson. 'Bitince bize de okuyacak mısın?'... 'Okuyacağım' diyorum. Alıştılar bana. İlk geldiğimde nasıl da yadırgamışlardı, ben de kendimi kimsesiz ayyaşlar gibi hissetmiştim; gidecek yeri olmayıp, buraya sığınan yapayalnız biri. Gündüzleri arkadaşlarla gider olduk da, buraya neden geldiğimi anladılar. Şimdi korur, kollar oldular. Arada yanıma geliyorlar, sohbet ediyoruz. Değişik, değişik hikayeler anlatıyorlar.
'Şimdi ne yazıyorsun abla?' diyor. 'Hiç' diyorum, 'Bitirmeden okumam'.
Üşüdüğümü fark ediyorum. Montumun fermuarını ağzıma kadar çekiyorum. Ajandam yine dizlerimin üzerinde, ara, ara bir şeyler karalıyorum. Bu koku olmadan yazamaz oldum. İlla göreceğim Boğazı. Daha çok üşüyorum. Sabaha kadar açık bu kahve. Az sonra sıcak simit de gelecek. Ve gün doğuşunu izleyeceğim. Rüzgar daha bir kuvvetlice esiyor.
İçimden bir ses 'Kaçtık!' diyor. 'Tilkilerden, kuyruklarından, geceden, karafatmalardan, kaygılardan, acılardan, uzak geçmişten, yakın geçmişten, geçememişten, her şeyden'.
Bir ben, bir de kalemim. Yazdıklarıma teslim ediyorum kendimi.
Gün doğmaya başlıyor. Bir ses duyuyor, irkiliyorum. Başımı kaldırdığımda onu görüyorum. 'Yine buradasın' diyerek gülümsüyor. 'Siz de' diyorum. Yanıma bir iskemle çekip, oturuyor. Öyle ton ton bir amca ki, yine sohbet edeceğiz, ne güzel. Teksir kağıdının arasındaki simidin yarısını koparıp, bana veriyor. Kendi parçasını çayının içine batırıp, ısırıyor. Kaç kez gün doğdurduk birlikte. Anlatmaya başlıyor. Onu dinlemeyi seviyorum.
'Camiye namaza geldim' diyor. 'Ben de evden kaçtım' diyorum. Gülüyoruz. 'Neyden kaçtın bu sefer?' diye soruyor. 'Uzak geçmişten, yakın geçmişten, geçememişten' diyorum. 'Evde miydiler?' diyor. Önce gülümsüyorum, başımı öne eğiyorum. 'Yooo' diyorum.
'Hep yanında mı gezdireceksin onları?' diyor. 'Bırakmıyorlar ki' diye yanıtlıyorum. Çayından bir yudum daha alıyor. 'Sen mi, onlar mı?' diye soruyor. Yanıt vermiyorum.
Konuyu değiştiriyoruz. Gençliğini anlatıyor, Allah'ım ne enerji... Hızına yetişemiyorum. Az sonra kahkahalarımız Boğaz'a doğru yükseliyor. Biriktirdiklerine dikkat ediyorum; elde kalanları hep en güzel anıları. Geçmişindeki tüm karanlıkların üzerine bir sünger çekmiş sanki. Sözleşmiş gibi ayağa kalkıyoruz. Yürümeye başlıyoruz.
Nasıl da yepyeni bir sabah doğmuş, dün geceden hiç iz kalmamış, yepyeni bir sayfa açılmış, nasıl taze kokuyor çimenler, Boğaz sürekli ileriye doğru akıyor. İçimi yaşama sevinci kaplıyor.
Leyla Ayyıldız
|
| • Yorum yaz! |
2006-12-22 15:07:01 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Kutay / 22/04/2005 9.29.17
Günaydın Leyla;
harika bir yazı. Bu gün KM yi açtım dünkü sayfa açıldı. KM'nin bu azizliği sayesinde ilk yorumu ben yazıyorum galiba. Bunu gönderip bir Lokman Hekim hikayesi anlatacağım...
Filiz / 22/04/2005 10.11.38
Sevgili Leyla bir sey diyemiyrum. Gayet guzel olmus yazin. Ama yazidan cok senle ilgilendigimiz hissettim okurken. Ve yine yuregimden gelerek en iyi dileklerde bulundum senin icin, biz gibiler icin. Sanirdim ki gecenin yarisi ya da gun dogarken bir ben atarim kendimi disari. Sevgiler...
Filiz / 22/04/2005 10.12.29
Unutmayayim. Harika bir resim bu. Muhtesem bir sey.... Devaaaammmmm...
Kutay / 22/04/2005 10.13.38
Lokman Hekim malum bütün dertlere şifa bulurmuş.. Bitkilerle konuşur, onların özünü şişelerde saklar ve rafa dizermiş. ve bir hasta geldiğinde hangi şişedeki bitki özü şifa ise o şişe titrermiş.
Bir gün bir adam geliyor, hastalığına hiç bir yerde çare bulamamış, Lokman Hekim'e müracaat ediyor. Lokman Hekim adamı şişelerin bulunduğu odaya alıyor. Ancak hiç bir şişe sallanmayınca hastayı "senin hastalığının çaresi yok " diyerek gönderiyor. Hasta üzgün ve çaresiz yürürken yolu bir mezarlıktan geçiyor. Nasıl olsa öleceğim diyerek, mezarlıkta bir süre vakit geçirmek üzere bir ağacın dibine oturuyor. Mezarlıkta otlayan koyunlar gözüne çarpıyor. Bu koyunlardan biri kara koyundur. Bu sırada bir delikten bir karayılan süzülüyor ve karakoyunun memesinden süt emiyor. Daha sonra emdiği sütü, dağılmış bir mezardan dişarı çıkmış olan bir kafatasının içine kusuyor..
Bütün bunları dehşetle izleyen hasta adam nasılsa öleceğim hastalığımın çaresi yok, bu sütü içeyim de acı çekmeyeyim diyerek kafatasında bulunan sütü içiyor. Sütü içer içmez derin bir uykuya dalan adam, ne kadar uyuduğu bilinmez bir süre sonra uyanıyor. Uyandığında gözlerine inananıyor. Vücudunun her tarafını kaplamış olan yaralardan eser yok cildi adeta bebek cildi gibi pırıl pırıl olmuş, hiç bir acısı kalmamış..
adam toparlanıyor Lokman Hekim'in yanına gidiyor. "sen ki büyük Lokman Hekim olacaksın beni ölüme göndermiştin.." derken Lokman Hekim adamın sözünü kesiyor karakoyunu, karayılanı anlatmadan söze giriyor." Ben nereden bulacaktım karakoyunu, onu emen karayılanı ve nasıl emdirip filanca zatın kafatasını bulup, ona kusturacaktım.." diyor....
Şimdi bunu niye anlattım? Ben Ankara'da nerede bulacaktım Boğaz'ı ve Boğaz'da sabaha karşı açık çay bahçesini, tonton amcayı.. :))) Şaka tabii yazmak için illaki bunlar gerekmiyor. Harikasın.. varolasın..
Temmuzz / 22/04/2005 10.19.29
kalemin gibi fotoğraflarında güçlü... siyah beyaz da çok beğeniyorum.. ( hadi yap bi torpil beni de siyah beyazla leyla) sevgiler cici kadın...
Guendalina / 22/04/2005 10.41.13
Leylacım anlasıldı ben İstanbula donunce seninle cooook gun agartacagız.. Fotografın da yazın ve kendin gibi cook icten, samimi ve tertemiz. Sevgiler
Halparslan / 22/04/2005 10.45.50
leyla senin yazıların bir yana ben fotoğraflarını çok sevdim.geçen gördüğüm (galata kulesiydi herhalde) , tavşan kedi,serçeler ve bu yağmur damları ...su ve camın şeffatliğinde tilkilerden uzak sabahlar dilerim.
Zeycan Irmak / 22/04/2005 11.34.38
Frekansssss buuuu :)) dedim yazıyı okurken... Aman deyim kopya/esin falan sayılmasın, bu uykusuzluk illetiyle benim de başım dertte son zamanlarda, bende döktüm içimi, yolladım dün Edi'ye :) (valla yanlış anlaşılmasın diye söylüyom bunları da, reklam olsun diye değil...)
Canım Leyla... Fotoğrafların ayrı güzel, sen başka güzelsin... hele yazdıklarına söyleyecek tek sözüm yoktur. Okurken, burkuldum, seninle yaşadım an an...
Sevgiyle kal emi :)
Ak / 22/04/2005 11.41.46
Fırsat bulup okuyabildim sonunda yazını. Tezat olucak ama, ben yorgunluktan nerde uyuyup kaldığımı bilmez oldum son zamanlarda. Yüreğine sağlık, harikasın her zamanki gibi ;)
Mete Kaynaroğlu / 22/04/2005 12.19.21
Öncelikle yazınızın tarzı konusunda epey düşündüm. Bu bir öykü değil... çünkü; yazının içinde, yazarın kendi "sanrıların"ın dışında parçalara ait bir öykü yok. Ama tekniği enfes; zaman ve mekan ve de farklı karakterlerden oluşan sık sık geçişler var. Buna eleştirmenler; "bilinçakımı" öykü biçimi diyorlar. Hem "sanrı" hem de "bilinçakımı" tadında güzel bir "yazı". Yazı demek zorunda kalıyorum ve Ah! diyorum, keşke bir de bu parçaçacıkların öyküsü olsaydı.
"Kaleminize sağlık" ..))
Zumrut / 22/04/2005 12.23.58
Sevgili Leyla hanım !... Adamı öyle etkileyen yazılar yazıyorsunuz ki... Yazı yazmayı özleyen birine tekrar kağıtla kalemle arasını düzeltmesini sağlayacak derecede... Bir insan bu kadar içten yazarda okuyanı bu kadar yanına katabilir mi? Hatta yeri geldiğinde sırf yazı içinde beyamcanın sorduğu o içten soruya yazar kadar kendi içinde bir cevap aratır... Ve bir İstanbul akşamını bu kadar güzel anlatır... Yüreğinize ve kaleminize sağlık.... Dilerim ki hayatta o gülümseyen yüzünüz hep tebessüm çiçekleriyle bezeli kalır....
Resme gelince o konuda bir şey söylemeye gerek yok o kendi içinde ayrı bir güzellik ve tat sunuyor insana....
Mülteci / 22/04/2005 12.41.07
(vestana1)...''ah yağmur,yağmur ,bu yağmur..yerde taş bende can dayandıkça çisil yağacak bu ''öpüşten yumuşak'' yağmur,daha yağdıkça sağım sağanak kahırlık hicranlara inceltip ürpertecek beni bu yağmur!.. tıp şıp senfonisinden mahmur; içimi gözlüyorum,..mekan, dalga akışlarla kayan gri bir dekor;ılık öpüşler,ışık bakışmalar akıyor meltem meltem,bir hoş oluyorum..!!..ah bu yağmur!!..''..Leylacan!!,devam,devam,devam!!!
Kutay / 22/04/2005 12.56.54
Lem ne demek Leyla ?
TDK sözlüğünü taradım bulamadım.
Tuğba Çamlıbel / 22/04/2005 13.45.22
:))) Leyla ve Kutay..Bende lem in ne olduğunu merak edip demin sözlükte taradım...Bu kadar olur...Neyse yanlız olmadığıma sevindim:))))
Eylül H.polat / 22/04/2005 15.03.49
Dun gece gec saatlere kadar Cem sayfayi degistirmis mi diye bakindim, endiselenmistim noldu gobekli edimize diye.. bu sabah (yani oglen :) ) uyandigimda rahatladim. hazirlanip evden cikmam lazim, bir yazi okumalik zamanim vardi. Ve Laa yine guzel yazmissin.. Kara-bayaz ve her renkteki fatmalarina söyle benim tilkilere de ugrasinlar :) öptüm bickin delikanliyi..
unutmadan söylemeli, sayfandaki iki resimde harika :P
Funda Güven / 22/04/2005 15.05.59
Büyük bir keyifle okuyorum yazılarını, biliyorsun değil mi?
Ellerine sağlık, çok güzeldi...
Sevgiyle :)
Emenem / 22/04/2005 15.28.48
Sevgili Leyla ;
Uykusuz ve yağmurlu bir istanbul gecesi , sıçak çay , paylaşılan simit , sıcak bir sohbet , boğaz manzaralı , çim kokulu harika bir sabah .. Herşey satırlarınla resmedilmiş gibi .
Yazın çok güzel , Fotoğraf karesi bilemiyorum ama sanki o akşamdan bir kare gibi olmuş .
Teşekkürler ,
Hep böyle yaşama sevinci ile dolu güzel sabahlara ..
Tuğba Çamlıbel / 22/04/2005 15.49.37
Yazıya yorum yapmayı unutmuşum kendi gafıma gülmekten:))
Leylacım güldüğüme bakma çok duygulandım. Ve sana bizi her yazınla başka bir diyara götürmek zorunda mısın diye hesap soruyorum..
Bazen hiç tanımadığın, karşılaşmadığın biri ya da sokakta yanından öylesine geçtiğin bir sözüyle, bir bakışı ya da işte senin gibi bir yazısıyla yaşadıklarına ortak olduğunu gösterir. İçimi böyle güzel anlatabilirdin..Seni tanımadan seviyorum..
Bu arada o kahveyi bana bir çıtlatırsan sevinirim. Koskoca İstanbul'da kaçacak yer bulamıyor insan bazen. Sanki bütün yüzler tanıdık...
Sevgiyle, mutlu kal...Ellerin dert görmesin, kalemine nazar değmesin....
Petard / 22/04/2005 15.50.01
leyla hanım elinize sağlık!! bu "lem" i ben "lam" diye biliyordum, artık ben de "lem" diyeceğim, daha ince, daha nazik galiba.. fotograf ta çok güzel, tebrikler, selamlar. osman günay
Gülten / 22/04/2005 16.01.16
bende "Len" diye biliyordum :)))))
harıkasınız yaaaa
Gülten / 22/04/2005 16.14.33
"Nasıl da yepyeni bir sabah doğmuş, dün geceden hiç iz kalmamış, yepyeni bir sayfa açılmış, nasıl taze kokuyor çimenler, Boğaz sürekli ileriye doğru akıyor. İçimi yaşama sevinci kaplıyor."
Yağmur yağadıktan sonra toprağın o mis kokusu,çimenlerden gelen o duru koku ne kadar güzeldir.
Teşekkürler diğerleri gibi bu yazın da çok güzeldi.
Mutesabih - Celal Kılıç / 22/04/2005 16.38.27
İlk önce denizin kenarında olduğumu zannettim. Sonra havanın bulutlu olduğunu, bulutların yağmur sancılarına gebe olduğunu, denizin mutedil dalgalı olduğunu, rüzgârın estiğini, akşamın yaklaştığını, tadına doyamadığım yalnız anlarımda olduğumu, kelamı kulağı tırmalayıp duran herhangi birisinin yakınımda bulunmadığını zannettim. Sonra gecenin bağrında şafağın gelmesine dönük ne tür beklentilerin hesap edilebileceğini irdeledim. Parmaklarım klavyenin üstünde ayakları yerden kesilmiş tutsak gibi devre dışı bırakılarak yazını okudum. Yazını okurken zihnime düşen hesaplarımı yazını bitirdikten sonra teker teker boğdum. Sonra dışarıya baktım, geçen arabalara yürüyen insanlara. Belki üç beş dakika herhangi biriyle konuşmadım, bana söylenen sözleri duymaktan uzak olmadığım için duydum ama algılayamadım. Sonra özür dileyerek tekrarlamalarını istedim. Normalde 40 sayfa kitap okuyabileceğim bir zamanı 2 sayfalık bir yazıyla geçirdim. İtiraf etmek gerekir ki, bu yazınla irşad oldum.
Nadya Alpkonlar / 22/04/2005 17.51.31
Sevgili Leyla, yazını okuyunca tek düşüncem, tek arzum bir kuş olup yanına uçmaktı!
Beraber çay içmek, amcanın anlattıklarını dinlemek, dertleşmek kim bilir ne büyük bir haz verirdi bana.
Boğaz'ı da özlemişim...
Yazını da çooook beğenmişim!
Metin Öz / 22/04/2005 18.42.41
...............TEBRİKLER...............EN güzel günlerin ve gecelerin senin olması dileği ile sevgi ile kal (sislerin ardından çıkmana sevindin ama hayata bu kadar kötümsermi bakıyorsun?... yağmur damları! bu kadar çokmu ıslatıyor.........gülecek gözlerın ve yazacağın yazılar için kalbinden sevgi eksilmesin......)
Eniste / 22/04/2005 19.21.50
Önemli olan da bu; yaşama sevincinin hiç eksik olmaması... Kalemine sağlık..
Fa / 22/04/2005 19.49.53
Bir yudumda başıma diktim yine yazını sevgili arkadaşım. Ellerine sağlık. Bittiğim cümle "biriktirdiklerine dikkat ediyorum; elde kalanları hep en güzel anıları" oldu. Böyle tatlı yaşlanabilsek keşke. Taze çimen kokusu ve yazıların eksik olmasın :)
Metin Öz / 23/04/2005 1.48.10
unuttum galata ve kız kulesinin sana ihtiyacı var onlar kendi başlarına hiç bir şeyi beceremezler. ah.. hele galata çok becereksiz..............
Alper Kutay / 23/04/2005 16.32.39
Sevgili hemşerim müthiş yazılar bunlar ya. Pek fazla yorum bırakmıyorum ama sık sık takip ediyorum. Bak ne diyorum biliyor musun? Bunları hiç bir kitap altında toplamayı düşündünmü? Eğer düşündüysen ya da düşünürsen, yazıları bana ulaştır, redaktesini, grafiğini ben üstleniyorum güzel bir kitap yapalım sana ne dersin?
Nuri Merzi / 23/04/2005 17.12.59
Gerçekten çok güzel. Ben yazıyı bir de son paragrafını okumadan okudum. Bunu daha çok beğendim. İşinize müdahale etmek istemiyorum ama çok güzel böylesi. Bilmek istersiniz diye yazıyorum; en beğendiğim yer, o saatte amcanın namaza gelmesi, sizin de evden "kaçıyor" olmanız. O kadar hoşuma gitti ki sonunda işin aslını anladım: siz sabah ayinine gelmiştiniz, amca da evden "kaçmıştı". Hoş çok hoş.
Rebeka Behar / 23/04/2005 21.13.44
burdayim kutay. elektrik kesintisi ile rutinim bozulunca, anca gelebildim.
yazi hos bir yazi ... da: buyrun aklimdan geceni yine gectigi gibi yazayim. zira baska turlusunu bunyem kaldirmiyor.
yaziya ayilip bayilanlar, kitap olarak gormek isteyenler, okurken kendinden gecenlerin yorumlarini okudum. sonra yaziyi yeniden okudum. kanimca yaziyi bu kadar populer kilan leyla'nin kendi popularitesi, okurlarin leyla'ya olan sevgisi ve onun kendisini boyle ictenlikle paylasmasina verilen yanit.
yani ortada bir nevi hayranlara yazilmis, gecen gece soyle soyle oldu denilen bir mektup ve bu vesile ile hayranlarin hayranliklarini yeniden dile getirmesi durumu var. leyla'yi ben de seviyorum ve bu sevgimi "yazidan bagimsiz olarak" dile getirip selam ettikten sonra, izninizle onu tanimiyormusum gibi, objektif bir gozle yaziya bakip yorum yapayim.
anladigim kadari ile yazida kendisine gece gece musallat olan turlu dusunce kalabalikligi nedeni ile (karafatma ve tilkiler:) uykusu kacan ve solugu bogaza karsi bir kahvede alip hava ve mekan degisikligi ile ferahlayan bir hanim anlatiliyor. bu hanim kafasindaki tilkileri kovamayinca careyi erkek kiliginda tebdil-i kiyafet edip (fakat nicun?) her zaman gittigi bir kahveye gitmekte buluyor. kafasindan gecenleri, uykusunu kaciran dusunceleri bize soylemiyor. kahvede tanidiklar var. kim oldugunu, ne anlattigini da ogrenemedigimiz tonton amca ona ne oldugunu bizimle paylasmadigi hikayeler anlatiyor. tek anladigimiz amcanin iyi anilarini sakladigi. sonra gunes doguyor ve olayin kahramani hanim yenilenmis, ve kafasi ferahlamis olarak gune basliyor. gayet guzel de, bir okur olarak bize kalan nedir? yazi kahramani hanimin duyarli bir arkadas oldugu ve yazip cizerek, bogaz kiyisi kahvelere giderek uykusuz gecelerini sabaha cikardigi. sonra??
benim yazi ile problemim bu iste. yazida beni heyecanlandiracak, hayata yeni bir boyut katacak, dunyami zenginlestirecek bir yon bulamadim. (bulanlar olmus ve onlar da dusuncelerini yazmislar, pek guzel pek ala. ben sadece kendi reaksiyonumdan bahsediyorum.)
yazinin bana verdigi "ay sekerim gecen gece uykum kacti, bir bardak ilik sut ictim, misil misil uyudum" ya da "sekerim gecen gece uykum kacti, kalkip kahveye gittim, azcik yazdim cizdim, kahve halkiyla biraz sohbet ettim, acildim," oldu. yanitim da "ha oyle mi? peki ... iyi etmisin canimcim."
ha, unutmadan. fotografa gelince. zannimca o kare yazinin anlattiklarindan cok daha fazlasini anlatiyordu. cok begendim.
gecen gunku tavsanli amcayi da oyle. kedi ve tavsan harika bir kompozisyondu. amcanin kafasi azcik arkadaki kalabalik icinde kaynamisti ama olsun. o fotografi da cok begendim. hikaye dedigin her zaman kelimelerle anlatilmaz zaten.
herkese sevgiler sunarim.
Mirror / 23/04/2005 23.42.29
Umuyorum ki takrar daldıramasın gecenin bi yarısı,
bu denli huzursuz bırakan düşünceler sizi
biliyorumki daha bi güzeldir tatlı bir uykunun ardından
beride haydarpaşa,karşıda haliç
tarihin dogum yeri,dünyanın merkezi
reiting bölümünü puanlarken ynlışlıkla 10 olarak degerlendirdim 9 olacaktı
Haksızlık etmemeli bogazın devamlı surette geriye dogru bi akıntısı mevcut...
Belki önemsiz bi nüans ama....
Nadya Alpkonlar / 24/04/2005 9.42.16
Leyla'cım, beni GAZA GETİRME!
Atlar uçağa gelirim...
Zaten İstanbul ve Boğaz gözümde tütüyor.
Seni okudukça ağzımın suları akıyor.
O L M U Y O R ama böyle, O L M U Y O R!
Bonjuree / 24/04/2005 18.14.28
elinize sağlık ;))))))))))
Kaya / 24/04/2005 22.07.07
Çok güzeldi Leyla.. Teşekkürler.. :)
Tirtil / 24/04/2005 23.05.45
Leyla 'cigim okudum garip ama gercek gun gectikce Rebeka ile yorumlarim benzemeye basliyor. Aslinda yorumlar degilde benzetmeler, bilmem belkide yas veya yasam meselesi her neyse onemli degil. onemli olan yazilarin. O kadar gencsinki seni gormeseydim emin ol boyle yazmazdim. Sonuc
Cok iyi bir yazarsin ama hayat tecruben veya hayati gorus acisindan eksiklerin var. Olsun herseyinde bir zamani var. Ama goreceksin bir gun tamamlanacak. Zaten kendiliginden bir cok sey olgunlasacak. Yine de Rebeka'nin dediklerine dikkat et cunku tam ustune basmis.
sevgiler evime dondum.
Banu
Anur / 25/04/2005 1.34.52
fotograf harika. arsive kaydedildi, ama gerisine yine bakamadim. uc cumleden sonrasi durduruyor beni. cok ukalaca, cok bilmis ve hatta cok igrenc olacagim, biliyorum, ama leyla, bence sen yazma, fakat mutlaka cek! boylesinde baska turlu muptelalarinin olacagi kesin. bilemiyorum, ama sen yine de bana bakma. genellikle tutturamam cunku :))
Gülten / 25/04/2005 7.38.33
Leyla'cım canım dün kursta Elif'te aynı şeyi sordu.Bende gelmeyi çok isterdim ama işlerimden dolayı gelemedim inşallah bir başka buluşmada yüz yüze tanışıp sohbet etme imkanı buluruz.
Sevgiler.
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Arkadaşlarım
|