25/9/2006 - YİRMİDOKUZ HARF |
Sun: Çok beklettim mi?
Rainman: Fazla değil... Sorun yok değil mi?
Sun: Yoo, bir problem yok. Alış veriş tahminimden uzun sürdü sadece. Trafik berbat yoğundu...Çok özür diliyorum... Havalar nasıl orada?
Rainman: Bugün kar yağdı, bembeyaz ortalık. Ofise gitmek içimden gelmedi. Eve getirdiğim birkaç iş vardı, onları halledip, biraz kitap okudum. Söz verdiğim saatte de bilgisayarımı açıp, seni bekledim. Sen gecikince mektuplarıma baktım biraz... Orada hava nasıl?
Sun: Bizse sıcaktan kavruluyoruz. Nem oranı da çok yükseldi. Yapış yapış, vıcık vıcık bir sıcak var. İçerideyken o kadar hissetmesek de, sokakta dilimiz dışarıda geziyoruz.
Rainman: :) Bayılıyorum bu tarz konuşmana. Ne ilginç değil mi? Henüz yüzlerimizi bile görmedik, ancak tarifi mümkün olmayan duygular besliyorum senin için. 29 harf ile yaşamıma girip, önemli bir yer ettin. Sanki her harf tek bir kromozonun ve dizinini seçtiğin harfler seni vücut ettiriyor. Seni özlüyor, seni merak ediyor, hatta seni kıskanıyorum.
Sun: Kıskanıyor musun? Niçin?
Rainman: Evet, bu bir itiraf. Seni kıskanıyorum. Bana geç yanıt verdiğin zamanlar, başka biriyle konuştuğunu, pardon yazıştığını sanıyor ve kıskanıyorum.
Sun: Hmmm... Hayır yaa, sana kaç kez söyledim, senden başkasıyla yazışmıyorum hiç. O sırada evle ilgili bir şeyler oluyor; ya kapı çalıyor, ya telefon geliyor. Ya da, ya da .. Ne bileyim bir şeyler çıkıyor işte... Seni bekletmek ve meraklandırmak benim de hoşuma gitmiyor.
Rainman: Tamam canım... Dün gece yine seni gördüm rüyamda. Biliyorsun, benzer rüyaları defalarca gördüm. Yine havaalanındayım. Yine o ilk karşılaşma anı :) Uçağın inmiş, yolcular yavaş yavaş yaklaşmaya başlamışlar, seni seçmeye çalışıyorum. Çok, çok heyecanlandığımı fark ediyorum. Nefesim sıklaşıyor, sanki bacaklarımın bağı çözülüyor. Kalbim duracak gibi oluyor. Birden arka taraflardan kırmızı tayyörlü, kırmızı şapkalı bir kızın el salladığını fark ediyorum. Sensin... Tıpkı anlattığın gibisin, 'İşte o, işte o' diyorum. Yıllardır mektuplaştığım, yıllardır yazıştığım sen, karşımdasın. Bana doğru koşmaya başlıyorsun, kucaklıyorum seni. Ellerimle yüzünü tutup, yüzüne bakıyorum. Gözlerine, burnuna... Saçlarına dokunuyorum, anlattığın gibi ipek saçlarına... Ellerini tutup, dudaklarıma yaklaştırıyorum. Uzun parmaklarını inceliyorum. Yeniden yüzüne bakıyorum... Nasıl da tahmin ettiğim gibi her şey... Hepsi senin şu 29 harfinle çizdiğin tablo gibi. Kucaklıyorum seni, 'Kadınım, kadınım' diyorum ve uyanıyorum...
Sun: :) 'Kadınım'.......
Rainman: Evet kadınımsın... Oysa nasıl karşıydım yazarak iletişime. 'Göz teması olmadan, neyi ne kadar paylaşabilir ki insan' diyordum. Bak şimdi şu halime, beni ne hale getirdin. Değil gözlerini görmek, çok çok silik, çok uzaktan çektirdiğin bir resminden başka seni hiç görmediğim halde, nasıl değerlisin benim için. Sanırım biz, yeryüzünün en iyi anlaşan iki insanıyız.
Sun: Sen de benim için çok değerlisin...
Rainman: Yaklaşık bir yıldır ne çok şey paylaştık değil mi. Belki de hiç kimseye, hiçbir zaman anlatmayacağımız sırlarımızı açtık. Eğer seninle yüz yüze tanışmış, görüşmüş olsak, bu denli konuşmayacaktık belki. Ne bileyim, herhangi bir hareketimizden kötü bir elektrik alıp, birbirimize bu kadar zaman ayırmayacaktık. Ve her ikimiz de, belki de yaşam çemberimize tek bir teğet dokunuşla değen diğerimizi fark edemeden, birbirimizi ıskalayacaktık... Düşünmesi bile korkunç... Kabus gibi... Oysa şimdi... Oysa şimdi, bu şekilde, nasıl da uzun uzun her şeyimizi paylaştık... Ben sensiz olamıyorum, sen de bensiz... Seni seviyorum bebeğim...
Sun: Ben de seni...
Rainman: Dün yağlı boya bir tablo çizmeye başladım. Seni resmediyorum :) Aslında bu bir sürpriz olacaktı, anlatmayacaktım, ilk karşılaşmamızda görecektin. Tablom ve seni yan yana getirecek ve sizleri izleyecektim. Ancak bak görüyor musun, tez canlılığıma yenik düştüm :) Hatları oluştu bile... Güzelliğin yansımaya başladı. 26 yaş gençliğini yansıtacak pastel tonlarda bir fon oluşturdum. Saçların tıpkı anlattığın gibi şarap kızılı, iri badem gözlerin de tamamlandı. Az kemikli muntazam burnun da oluştu bile... Bu işten büyük keyif alıyorum, tablonla geçirdiğim saatler günün en zevkli saatleri benim için. Ve bir gün, ve bir gün o muhteşem an gelecek... Yaşamlarımızın belki de en önemli anı olacak bu zamanı öne çekmeliyiz canım. Mümkün olduğunca erken görüşmeliyiz. Artık bana bu şekilde, yazarak yetmiyorsun. Seni yaşamak istiyorum... Tüm programlarımızı yeniden gözden geçirmeli ve en kısa zamanda buluşmalıyız.
Sun: Biliyorsun bunu ben de çok istiyorum. Dilerim en kısa zamanda gerçekleştiririz bunu. Şimdi senden üzülerek izin istiyorum. Yarına yetişmesi gereken bir araştırmam var, onun için çalışmalıyım. Seninle olmak yine çok güzeldi. Yarın yine bu saat uygun mu senin için?
Rainman: Evet, evet yarın, tam bu saatte, burada olalım. Sana yarın, yaptığım tabloyu daha detaylı anlatacağım. Bil ki; yarına dek seni çok özleyeceğim. Şunu unutma; 'boşluğa bu aşkı ikimiz birlikte yazdık'... Yeniden diyorum ki, seni seviyorum...
Sun: Ben de seni canım...
.....
Kadının parmakları farenin sol tuşuna dokundu 'bu uygulama şimdi sonlanacak, devam etmek istiyor musunuz?' uyarısına 'evet' yanıtı verdi. Başlat - oturumu kapat - oturumu kapatmak istediğinizden emin misiniz? Evet....
Sallanan koltuğuna ulaştığında artık bilgisayarın fan sesi de kesilmişti. Geriye doğru yaslandı. Ayak baş parmağını hafifçe yere dokundurup, sandalyesine ilk ivmeyi verdirdi. Derin bir nefes aldı. Sağ elini sehpanın üzerine götürüp, sedef saplı aynasını eline aldı. Aynada yansıyan yüzüne baktı ve mırıldandı;
'Tanrım, tam 75 yaşımda, benden yeni bir ben yaratmama izin verdiğin için sana şükürler olsun...'
Leyla AYYILDIZ
|
| • Yorum yaz! |
25/9/2006 - Kahve Molası'nda Eklenenler |
| Yazan leylaayyildiz |
Müfit Semih Baylan / 18/01/2005 11.06.15
Sevgili Leyla Ayyıldız, (yazılara hep böyle başlanır ya, bende öyle başladım), yazınızı okudum, tebrik ederim. Düş dünyanız çok geniş, bu sizin için olumlu bir faktör. Rainman ve Sun, (her ne kadar isimleri İngilizce de olsa) her zaman ve her yerde rastlanabilecek sıradan Türk karakterler gibi geldi bana. Onun için aslında, yazdığınız öykü de, oldukça Türk bir öykü. Yani başlıktaki 29 harfle bütünlük sağlamış. Tabii ben bilgisayar denen aletin çok şeyini bilemediğim için (bu konuda iyi bir dinazorum) öyküdeki bazı bölümler bana bir hayli "bilim kurgu" geldi. Sonuçta anlatmak istediğiniz, günümüz insanının ortamına göre ne kadar değişebildiği gerçeği değil mi? Elinize sağlık, iyi olmuş sevgili dost. Bu arada bana yazdığınız iki iletiyi de aldım. Teşekkür ederim.Size yazacağım.
Captain / 18/01/2005 11.12.06
samimi ve sonu hoş bir sürprizle biten bir yazı....iyi bayramlar
Ak / 18/01/2005 11.12.56
Te işte buraya da yazıyorum:)))))) "Bu yazıyı okuduktan sonra, 75 yaşında olmadan anlattıklarının %95 ini yaşadığıma sevinmem gerekir heralde :)))))) Yüreğine sağlık ;)"
Rana Aslanbay Aydın / 18/01/2005 11.45.48
Sevgili Leyla, tebrik etmek yetmeyecek biliyorum ama nasıl ifade edeceğimi de bilemedim doğrusu. Nefis bir yazı, ellerine sağlık.
Sait Elibol / 18/01/2005 11.46.34
Kalemine sağlık,yine döktürmüşsün. Selamlar.
Zeycan Irmak / 18/01/2005 11.55.46
Leycığım... sanal bir aşkı ve ardındaki yatan gerçekleri ne güzel bir dille anlatmışsın.... yüreğin dert tasa bilmesin emi ;) öpücükle.
Zeycan Irmak / 18/01/2005 11.56.55
Çok ama çok pardon! Adını yanlış yazdığımı butona bastığım an fark ettim. bu klavye niye tutukluk yapar ki. "Leylacığım" diycektim... özür :(
Mülteci / 18/01/2005 12.30.32
(vestana)..iki defa okudum..konu güncel,yaklaşım cuk..ama duygu tarifinde özensiz bir acelecilik..tam cümlenin bitimine doğru ,hah,şimdi diyecek ,konuşturacak şair kalbini..derken.."yo..bunu sen daha iyi diyebilirdin:bulanık kaldı yaaa"..demelere kalakaldım..yok,beni kandıramazsın,sen sözcük akışında müzikaliteyi ihmal edecek insan değilsin!mesela:"..vücut ettiriyor.."..onu öyle demezler..nasıl deneceğini sen o esas kumaşından yeniden doku..çünkü malzemen daha alasına on çeker..ama sakın yazmayı bırakma! ama sadece yazma!,mimarlığının ve şairliğinin talımnamelerini de ihmal etmeden yaz..bak göreceksin;renk,taş ,kelime,ses işçiliğinin kuralları aynı..Özü:demeden demeye öyle bir getir ki,demedi demesinler!..umarım iletişebilmişimdir..en derin saygılarımla!..
Yediortaliharitametoddefteri / 18/01/2005 12.42.06
Sanalda hangi tuşa dokunarak yalnızlıklarınızdan soyunursunuz..Hangi tuş sizi alıp götürür kendinizden,hangi tuşla öpüşülür ve hangi tuşla sevişilir..
Kaleminden övünmelisin..
Gulumse / 18/01/2005 13.24.09
Çok keyifli, akıcı idi. Çok beğendim.... Heleki 75 yaşında olupta, bir insanı kandırmak bedelinde de olsa, yeniden doğabilmek çok güzel olmuş. Sanalda da benzeri kandırıkçılar yok da değil hani.
Çok çok beğendim. Tebrikler Leyla'cığım. Bayramını da ayrıca kutlar, daim mutluluk dilerim. Sevgiler.
Gültekin / 18/01/2005 13.44.59
Sabah sabah bu karanlık havada içimizi aydınlatan hoş bir yazı daha.Ellerin dert görmesin Leyla..
Kardelen / 18/01/2005 14.06.22
Harikaaaa :)) muhteşem bayramlar :)
Mutesabih / 18/01/2005 14.07.32
önceden sana yapılan yorumları okurdum ilk, ve sonra yorum yapardım kendimce. şimdi ise, yazını okumak için beş bölüm halinde konuyu toparladım. sonra başka işler yaptım. sonra istanbul istanbul denen o sese kulak verdim. yani yazıyı okumak bir saat falan aldı. ilk başta kadına vefasız yaftasını iliştiriverdim. sonra erkeğe; "kendine gel, vefakarane bir düzlem değil bu, çek bütün hisselerini" diyecektim. sonra yazının bitimine doğru ilerledim. ama hala kadına karşı kendimce mevzuda taraf olup "riyakar" benzetmesini yineledim. yani adil karşılıklar olmadımı bir alıçverişte, adı ne olursa olsun her zaman bir muhalif ses beni mağduru uyarmaya sevk eder sanki. sonra yazının sonuna geldiğimde anladımki, ben bütün gücüyle maç boyunca saldırmış ve tam maçı kazanmaya namzet olmuş boksörken, gong'tan az önce bir kroşeyle nakavt eden yazarmış. kurguda elbette bir miktarda zeka unsuru etken olursa ziyafete böyle son anda ram olabiliyor insan. sahi! bu platformda "usta yazarlar bölümü" açılacak mı?
Fener / 18/01/2005 14.42.03
Leyla Hanım'ın kendine özgü bir tarzı ve okuyucu kitlesi var. Özenmiyorum desem yalahn olur. Azıcık özerniyorum, biraz da kıskanıyorum. Hepsi bu kadar... Umarım nette çıtır diye lafladıklarımın hepsi yetmiş beş yaşında değildir. Babannemin akranları ile nett sohbet etmek yerine bayramda gidip ellerini öpmeyi tercih ederim. Yazan ellerin dert görmesin.. Bayramın kutlu olsun
Barba / 18/01/2005 15.32.26
Leyla Hanım, rainman'in 80 yaşında olma ihtimalini de göz ardı etmiyoruz değil mi?..
İyi bayramlar,selamlar...
Bonjuree / 18/01/2005 15.56.26
mutfakla direkt ilgili :)))
elinize sağlık..
Barba / 18/01/2005 15.59.04
Bu arada ilk yazımda bana 10 veren sessiz kahramanlardan biri sizmişsiniz demek, o zaman iki kişi kaldı, onları da bulacağım :)
Sağ olun,tekrar selamlar..
Bonjuree / 18/01/2005 16.15.37
:)))))
Nuri Merzi / 18/01/2005 16.45.29
Yazı çok güzeldi/hoştu. Herşey bir kenara, sevgili/arkadaş/dost/aşık/karı-koca/hayran/flört kategorilerine eşit imkanlar sunan ve neredeyse gelişmelere bağlı olarak herhangi bir tarafa gidecek hareketli metin. Böyle bir ortamın oluşturulmasının ancak internette mümkün olabileceğini göstermek randımanlı bir çalışma bence. Ötesine gelince: yazı tarzı açısından, internet ortamının - her düzeyde - o kesik kesik konuşma şekli çok güzel ortaya çıkmış. Ondan sonra, ruhdan bedene, bedenden ruha giden yolların varlığı yine çok güzel verilmiş. Ve daha neler neler. Ancak, karar veremediğim, kadın 75 yaşında, ama adam kaç yaşında. Yazar tabii ki bunu bilinçli olarak vermiyor. Ama neden. Aklıma birçok şey geliyor, tam karar veremiyorum. Çok güzeldi demiştim, değil mi.
Bilgeninelkitabi / 18/01/2005 19.44.13
''bir miLyoncu......... ''
kurgudan, hikayenin gelişimine ve sürprizzzz sona kadar gerçekten çok iyi bir yazı...
tebrik ederim..
işin duygusal yönünü iyi özetlemişsin sevgiLi Leyla...
senin kaleminle ilgili değil ama bir şey daha var ki,buna değinmeden geçemeyeceğim..
hayat bir türlü yerden kaldırılamayan bir ölü gibi insanların önünde çürüyüp kokarken, yalan dünyalar yaratıp, pisişik ve eksik egoları tatmin etmenin ederi nedir...
ben her zaman derim...
''istediğin yerden girip klavye ile kendine dünyalar yaratmak kolay iştir... hepsi hepsi saati bir miLyonnn......''
selamlarım...
Rebeka Behar / 18/01/2005 20.15.47
haaa ... anlasildi. demek ben KM nin dili turkce diye turkiye'de yayinlaniyor saniyormusum da, o yuzden herseyi yanlis anliyormusum. vallahi sevgili km halki, eger siz bu hikayedeki teyze icin "her zaman ve her yerde rastlanabilecek sıradan Türk karakterler gibi geldi bana" diyebiliyorsaniz ya siz turkiye'de yasamiyorsaniz ya da ben baska bir memlekete turkiye diyorum. yahu siz ne diyorsunuz? bu karakterlerin "siradan" turk karakterler sayilabilmesi icin, adi ustunde "siradan" teyzelerimizin davranis seklinin bu olmasi gerekmez mi? benim etrafimdaki 75 yasindaki nenelerin hic biri internette kiristirmiyor, sanal ask filan yasamiyor. sacmalamayalim, aklimizi basimiza toplayalim. bu yazi "fars" ve "fantazi." internet uzerinden yasanan sanal asklarla dalga gectigi icin "fars", kahramani 75 yasinda bir turk teyzesi oldugu icinde "fantazi." (kasit o olmasa bile oyle olmaliydi diye farzedip oyle yorumlayacagim, zira aksi halde uzerinde konusulmayacak kadar sacma olacak.) yaziyi dogru yere yerlestirip devrik cumleli yapiskan yorumlarin izlerini temizledikten sonra yaziya bakalim.
Rebeka Behar / 18/01/2005 20.25.28
simdi ivedelikle yazarimizin niyetinin sanal "ask"larin (ask demeye de dilim varmiyor ama diyelim bakalim) tuzaklari ve sahteci chat asiklari ile dalga gecen bir yazi yazma niyeti ile yola ciktigini varsayarsak: yazinin "fars" oldugunu herhalde dil biraz daha net ifade etmeli idi. (baksaniza yorumlardan olayi ciddiye alip hislenenler, siirsel ifadeler filan bekleyenler, ruh-beden vs vs donusumlerinden bahsedenler cikmis.) -- eh fars oldugu bu kadar zor anlasilbildigine gore meramini anlatmakta pek basarili olamamis demek ki ... belki dilin biraz daha abartili ve durumun biraz daha fantastik olmasi, ya da karakterlere biraz daha acimasizca yaklasilmasi gerekirdi. bilemicem. ama yazi alaycilik ve teshirle empati arasinda bir yerlerde kalakalmis. bu nedenle ben pek begendim diyemem. ama begendigim nokta leyla'nin cesaretle farkli tarzlar ve anlatim yollari denemesi, 29 harfi kullanarak onlarla yeni oyunlar oynamaktan ve sonuclarini paylasmaktan cekinmemesi. bazan sonuc daha iyi, bazan daha kotu oluyor. bu da kanaatimce daha kotulerden. bunu da boylece demessem "iyi" dedigimde kiymeti kalmaz. aha fikrim budur. mutlu bayramlar dilerim.
Seda Demirel / 18/01/2005 21.53.08
rebeka'ya uzun uzadıya yazmış olduğu şekilde ben de katılıyorum demek zorundayım. denemek iyidir ama bir gözlerinden daha parlak değil, bir aşkın diyeti, bir iskenderiye'den üçüncü ışık, bir Ilkı (o kadar çok ki aklıma gelmeyenler olacaktır) beni allak bullak eden-elimden tutup yazının içine sokan yok beceremez ise de elini uzatıp göğsüme dokunmayı becerebilen-yazılar... Leyla senin çok daha iyi yazılarını okudum :) bedavadan aferim yok öyle :P çıtan yüksek senin!. iyi bayramlar leyla'cığım, öpüyorum seni, ufaklığı, aileni-özellikle altın kızlarımın ellerini :)))))...
Metin Öz / 19/01/2005 7.46.19
güzel bir anlatımın var .insani meraklandırarak içine çekiyor tebrik ederim satırlarının daha uzun olması dileği ile iyi bayramlar
Mutesabih / 19/01/2005 13.43.28
Yazarı okumak bir keyif, yazarın veya yazarların sıkı takipçisi olan, onları daha iyiye doğru, yol almaya zorlayan, belki de bu platformda gerekli katma değerlerin ön saflarında yer alan "shalom"lu Sayın Behar’ın bu içten eleştirileri ayrı bir keyif. Kabul etmek gerekir ki, böyle tarafsız ve yalnızca doğruya dönük eleştirel kelimelerini seferber eden, adeta kendini doğrucu Davut yapma adına gayriihtiyarî de olsa yeşerten bir eleştirmenin takdire şayan bu bekçiliğini göz ardı etmemiz olası değildir. Belki yazarların hanelerinde görmek istedikleri "ama" şerhini koydukları bir eleştirmen olmak gurur verici olmalı. Eleştirinin dozunu ayarlayabilmek ciddi bir tecrübe gerektirir mutlaka. Deneme yanılmalarda bir müddet sendeledikten sonra ve hatta belli miktarda bardak kırdıktan sonra hassasiyetle eleştirebilmeye yönelmek olabilir bu işin yolu. Ancak "yazarla eleştirmen aynı anda iyi olabilir mi?" sorusu da ciddi bir yekunu hanesine dahil eder netice itibara tevessül edince. Kabul etmek gerekir ki, bu iki iyiyi ayırt edebilmek ve iyinin daha da iyisini bulabilmek kulvar uyuşmasını zaruret addeder her zaman. Artı mı iyi eksi mi, diye soru sormak kadar talihsizlik olabilir bu işin genel bakış açısı. Biliyorum ki buraya kadar bu dikkat çeltikli yazımı okuyanlar çoğunluk itibariyle bir şey anlamadıklarını beyan etmeden ziyade kendi içlerinde kabullenecekler hayli evvelinden. Oysa “eleştirmeni övmekle, yazarı yermeyi engellemek” niyetiyle çıkılmış bir yolun sonunda ikisinin aynı anda mümkün olamayacağını fark eden her beşer gibi bir an önce toparlayıp mevzuyu herhangi bir gerekçeye bağlamaksızın terki-ibare en kayıpsız yol olarak gözükecektir.
Wamp / 19/01/2005 15.26.43
Yuregine saglik..Leyla AYYİLDİZ..
Milenyum Dervişi / 20/01/2005 15.37.11
Çet Kayıtları güzel..Hayatta birbirimize kayıtlı bakarız çoğu kere..Kategorize ederiz..Netten yazışmak sadece yüreği ortaya sermek adına çağdaş bir güzellik...
Yazı AŞK kokuyor..
Bir soru ve bir de istirhamım olacak.
Leyla aşka nasıl bakar?
"Leyla Aşkı-Mevla Aşkı" diye bir ayrım doğru mudur?
AŞK tek midir yoksa?..Neye aşık olunursa olunsun aşk ve aşık ulvileşir,yücelir mi?..
Mesela Şems-Mevlana aşkına ne der Leyla?...
Belki bir yazıda bekliyorum bunlara dair yorumunu...
(Buğulu-puslu bir resimle cemalini gizlemek niye?)
eniSTe / 20/01/2005 18.00.57
LA'cım, fantastik olmuş, eline sağlık ve Mutlu Bayramlar...
ışıkın Biricik Kızı / 21/01/2005 18.07.59
Ya sanal dünyanın yalınını dolanını bu kadar akıcı bir dille anlattığınız ve kocaman ama göz ardı edilen bir gerçeği "DAANN" diye yüzümüze vurmanız çok gerçekçi bir yaklaşım. sanki "bakın kardeşlerim bu sanal alemde işler sizin bildiğiniz gibi yürümez beni dinleyin sonra chatleşin" der gibisiniz. Valla bravo
|
| Bağlantı |
|
Ana Sayfa
Her gün yenilenmek için...
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
•
|