Leyla AYYILDIZ

22/12/2006 - YOKLUĞUNDA YOKLUĞUM

-Dokunma ona!

Elimdeki kitap yere düştü. Şaşkın, şaşkın yüzüne baktım. Ellerim titreyerek, kitabı yerden aldım ve rafa, aldığım yere geri bıraktım. Sendeleyerek odadan çıktım. Kendi odama geçtim. Koltuğuma güçlükle oturdum. Göz yaşlarıma engel olamıyordum. Üst üste defalarca benzer davranışlarda bulunmuştu. Yorgundum...

Onunla tüm paylaştıklarımız geçti gözümün önünden...

İlk haftamdı. Son hastamı göndermiş, derse yetişmeye çalışıyordum. Tayin olduğumdan beri, alışamamış, söylene, söylene koşturuyordum. Eğitim binasına geçmek için asansöre binip, zemin katın düğmesine bastığımda onunla karşılaştım. 'Hoş geldiniz' dedi. 'Hoş geldiğim' o günden sonra, hiç ayrılmadık. Tüm araştırmalarımızda birbirimizi destekliyor, çok özel hastalarımızı birlikte değerlendiriyorduk. Dostlarımız ortaktı.

Anımsıyorum... Güneşli bir gün, sandviçlerimizi bahçede, ceviz ağacının altında yemiştik. Günlerdir süren durgunluğumu, bir o fark etmiş, sağaltmam için, anlatmamı sağlamıştı. Üç kez intihar deneyen hastamla epey yorulduğum bir dönemimdi. Bir profesyonel olarak ruhumu yalıtmamı güçleştiren ender hastalardandı. Kuyusunun dibi; ancak birlikte girildiği takdirde görülebiliyordu. Uykularımda dahi beni bırakmayan bir hikayesi vardı. Yakamı bırakmayan bu hikaye zayıflıklarımla yüzleşmeme zorluyor, çok hırpalıyordu. Beni kendisinin de katıldığı bir grup terapisine davet etti. Çok zor günleri birlikte atlattık.

Sonraları?... Sonraları yine tüm oyunları birlikte oynadık. Tüm görevleri birlikte yerine getirdik. Zor olan yaşamı, iki kişi olarak göğüslemenin bilinen teorik yanlışlığına rağmen, kolaycılığımıza grup terapileri dahi engel olamadı. Ne mi olduk? Etle - tırnak...

Hatta bazı boşlukları özellikle bırakır olmuştuk, nasıl olsa tamamlanacak olmalarının verdiği hazla. Oyun uzun sürdü...

Hala titriyordum. Masaya ilişti gözüm, onun hediyesi olan kalemliğe... Göz yaşlarımı burnumu çekerek sildim.

Birkaç gün sonra tayininin çıktığını duydum. Bir veda yemeği düzenledi arkadaşlar, ben de katıldım. Onun da, benim de donuktu bakışlarımız. En kurusundan bir veda idi işte...

Gitti...

Oysa yokluğu öyle vardı ki...


Araştırmalarını dergilerde görüyordum. Eşten, dosttan haberlerini alıyordum. Çok zaman geçmeden acı haberiyle sarsıldım. Ölmüştü. İlk uçağa atlayıp cenazesine yetiştim. Böyle de gidilir miydi? Daha oturup, konuşmadan, son lafımızı etmeden. Böyle de yapılır mıydı?

Cenaze dönüşünde elime bir kitap iliştirdiler. Üzerine adımı yazarak masasına bırakmış. Kitabın kapağında; içinde sadece bir masa ve sandalye bulunan boş bir oda, sırtı dönük sandalyede oturan bir kız resmi vardı. Açık oda kapısına yönelik oturuyordu. Boş bir koridora açılıyordu oda kapısı... O gün dokunmamı istemediği kitaptı bu. Ellerim titredi yine. Yapraklarını çevirdim. Renkli kalemle şu satırların altını çizmişti;

'Bugün ölüm, kanatlarını yüzüme yüzüme çarptı. Yarın, bilemedin birkaç gün sonra kapımı da çalacak. Her gece piyano dinlemeye alışmasan senin için iyi olur.'

Ah, neredesin?...


Leyla Ayyıldız

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-12-23 10:12:22 - Selam

Yazan genocide
Güzel bir yazı..Paylaşımınız için teşekkür ederim..Hoşçakalın..
Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Ana Sayfa

Her gün yenilenmek için...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım